Karar Tarihi 5.4.2018
Karar No 5419



Karar Tarihi : 05.04.2018

Karar Sayısı : 5419/2-A





GENEL KURUL KARARI





KONU

Vergi gelirlerinin tarh ve tahakkuk ettirilmemesine bağlı olarak kamu zararının oluştuğu tarihin tespit edilmesi hususunda Temyiz Kurulunun 15.03.2015 tarihli ve 41629 tutanak sayılı ilamı ile 04.10.2016 tarihli ve 42215 tutanak sayılı ilamı arasında aykırılık bulunduğu gerekçesi ile içtihadın birleştirilmesi istemi.



USUL YÖNÜNDEN İNCELEME

… Belediyesi 2012 yılı idare hesabının 5. Dairede görüşülmesi sonunda çıkarılan 203 sayılı ilamın 5’inci maddesi hükmüne karşı sorumlularca verilen dilekçe üzerine düzenlenen Temyiz Kurulunun 15.03.2015 tarihli ve 41629 tutanak sayılı ilamında;

“… Belediyesi 2012 yılı idare hesabının Sayıştay 5. Dairesinde yargılanması sonucunda düzenlenen 203 sayılı ilamın 5’inci maddesinde 2010-2011-2012 yıllarına ilişkin işletme hakkı kiraya verilen tesislerden tahsil edilen kira bedelleri üzerinden KDV tahakkuk ettirilmemesi nedeniyle;

“Buna göre, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu uyarınca Gelir Vergisi Kanununun 70’inci maddesinde sayılan mal ve hakların kiralanması işlemleri katma değer vergisinin konusunu oluşturmakta olup bunlardan sadece iktisadi işletmeye dâhil olmayan gayrimenkullerin kiralanması işlemleri katma değer vergisinden istisna tutulmuştur. Dolayısıyla, belediyeler vb. kamu idareleri iktisadi işletme sayılmadıkları için bunlara ait gayrimenkullerin kiralanması işlemleri söz konusu istisna kapsamına girmekle beraber belediye vb. kamu idarelerine ait otopark, büfe, kafeterya vb. gayrimenkuller bizatihi iktisadi işletme niteliğinde olduklarından bunların kiralanması da işletme hakkının kiralanması mahiyetinde olup katma değer vergisine tabi olması gerekmektedir.

…………. Uygulamada ise; … Belediyesine ait gayrimenkul, tesis ve işletmelerin kiralanmasına ilişkin dosyaların incelenmesi sonucunda, … Belediyesi tarafından gerçekleştirilen ve belediye mülkiyetinde olup bizatihi iktisadi işletme niteliğinde olan taşınmazlar veya taşınmazlara bağlı işletme haklarına ilişkin kiralamalarda kira bedelleri üzerinden KDV tahakkuk ve tahsilatı yapılmamak suretiyle 343.730,16-TL tutarında kamu zararına yol açılmıştır. Ancak, sorumlular tarafından yapılan savunmalardan 343.730,16-TL tutarındaki kamu zararından 17.835,08 TL’sinin tahsil edildiği anlaşılmıştır. Ayrıca duruşma esnasında, konuyla ilgili olarak duruşmaya katılmış olan Harcama Yetkilisi … (Emlak ve İstimlak Md.) tarafından sunulan tahsilat makbuzlarının incelenmesi neticesinde, henüz tahsil edilmemiş olan 325.895,08-TL tutarındaki (343.730,16-17.835,08=325.895,08-TL) kamu zararının; …. 233.659,12 TL’sinin daha tahsil edilmiş olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla, tahsil edilmiş olan kamu zararı tutarının 251.494,20-TL olduğu görülmüştür.

Diğer taraftan, tahsil edilmemesi sebebiyle kamu zararına yol açılmış olan söz konusu Katma Değer Vergilerinin tahakkuku yapılmamış olduğundan, sorumlu olarak gösterilmekle birlikte, belirtilen kamu zararından, muhasebe yetkilisinin herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun “Muhasebe hizmeti ve muhasebe yetkilisinin yetki ve sorumlulukları” başlıklı 61’inci maddesinde muhasebe yetkilisinin görevleri belirtilmiş ve bu görevler arasında tahakkuk ettirilmemiş vergi gelirlerinin tahsiline yönelik bir görev ve sorumluluktan bahsedilmemiştir.

………… Tahsil edilmemiş olan 92.235,96-TL’sinin ise Gerçekleştirme Görevlisi … (Memur) ve Harcama Yetkilisi …’e (Emlak ve İstimlak Müdürü) müştereken ve müteselsilen, 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 53’üncü maddesi gereği işleyecek faizleri ile ödettirilmesine,

Üye …’un; “Sorgu üzerine sorumlular gerekli tahakkukları yaparak 343.730,16 TL tutarındaki KDV’nin tahsilatının sağlanması amacıyla ilgililere tebligat yapmışlardır. Bu kapsamda bazı tahsilatlarda yapılmıştır. Bu nedenle, zamanaşımına uğramış bir gelir veya vergi söz konusu olmadığından bir kamu zararından bahsetmek yasal açıdan mümkün değildir. Bu aşamada konunun vergi dairesine bildirilmesi ve izlenmesi gerekir. Dolayısıyla, tazmin kararı vermek yerine konunun ilgili vergi dairesine yazılması yönünde karar verilmesi gerekmektedir.” şeklindeki ayrışık görüşlerine karşın,

Oy çokluğuyla karar verildi.” denilmiştir.

Söz konusu tazmin hükmünün sorumlularca; “Tazmin kararının verilebilmesi için bir kamu zararının oluşması gerektiğini, gerek Sayıştay incelemesi ve gerekse Sayıştay ilamında kamu zararının ne şekilde oluştuğunun açıklanmadığını, zira tazmine konu alacakların tahakkuka bağlanarak tahsil ile görevli Mali Hizmetler Müdürlüğü ile Hukuk İşleri Müdürlüğüne gönderilmiş olup bu birimler tarafından icra takibine konulduğunu ve borçlulara takip talebi ile birlikte ödeme emri gönderildiğini, ilgili birimlerin bu şekilde sorguya konu edilen bir kısım alacakları tahsil ettiklerini,

Öncelikle tahakkuku yapılmamış ve borçluya tebliğ edilmemiş bir kamu alacağı olmadığı gibi zaman aşımına uğramış bir vergi veya gelir kaybı da söz konusu olmadığından ortada bir kamu zararının oluşmadığını,

Henüz tahsil edilmeyen 92.235,96 TL'nin kendileri tarafından ödettirilmesine hükmedilmesinin haksız ve daha da karışık bir duruma sebep olacağını, çünkü tahakkuk ve tebliği yapılan ancak henüz ödenmeyen KDV bedelinin takip ve tahsilinin 6183 sayılı Amme Alacakları Kanununa tabi olduğunu, Belediye bu kapsamda takip ve tahsil işlemleri yürütür iken, ilama göre ayrıca kendileri tarafından ödettirilmesine karar verilmesi halinde mükerrer tahsilat yapılmış olacağını, bu durumun devam etmekte olan icra takip işlemlerinde de karışıklığa neden olacağını,

92.235,96 TL KDV tutarının bir kısmının tahsil edilmiş olup; diğer bölümlerinin de tahsili için icra müdürlüklerinde takibinin yapıldığını belirterek tazmin hükmünün kaldırılması”

İstemiyle temyiz edilmesi üzerine Temyiz Kurulu 15.03.2016 tarihli ve 41629 tutanak numaralı kararında;

“203 sayılı ilamın 5’inci maddesi ile … Belediyesi tarafından mülkiyeti Belediyeye ait olup bizatihi iktisadi işletme niteliğinde olan taşınmazlar veya taşınmazlara bağlı işletme haklarına ilişkin kiralamalarda kira bedelleri üzerinden KDV tahakkuk ve tahsilatı yapılmaması nedeniyle 92.235,96 TL’ye tazmin hükmü verilmiştir.

Rapor dosyası ekinde yer alan … Belediyesine ait gayrimenkul, tesis ve işletmelerin kiralanmasına ilişkin dosyaların incelenmesi sonucunda, … Belediyesi tarafından gerçekleştirilen ve belediye mülkiyetinde olup bizatihi iktisadi işletme niteliğinde olan taşınmazlar veya taşınmazlara bağlı işletme haklarına ilişkin kiralamalarda kira bedelleri üzerinden KDV tahsilatı yapılmadığı görülmüştür.

…………

Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-d bendinde, bu Kanunun 1/3-f bendinde vergiye tabi olarak sayılan işlemlerden bazılarına istisna getirilmiş ve iktisadi işletmelere dahil olmayan gayrimenkullerin kiralanması işlemleri vergiden istisna edilmiştir. Kamu idareleri, dernekler, vakıflar, belediyeler, iktisadi işletme mahiyetinde olmadıklarından bunlara ait gayrimenkullerin kiralanması işlemleri prensip olarak katma değer vergisinden müstesnadır.

Fakat bu madde hükmü ile, sadece bir iktisadi işletmeye dâhil olmayan gayrimenkullerin kiralanması vergiden istisna edilmiş, Katma Değer Vergisi Kanununun 1/3-f maddesi ile gönderme yapılan Gelir Vergisi Kanununun 70’inci maddesinde sayılan diğer mal ve hakların kiralanması işlemleri istisna kapsamına dâhil edilmemiştir.

Konuyla ilgili olarak 11 seri no.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğinin E bölümünde bu durum açıkça şu şekilde ifade edilmiştir:

“Katma Değer Vergisi Kanununun 1’inci maddesinin üçüncü fıkrasının (g) bendinde sayılan; genel bütçeye dahil idareler, katma bütçeye dahil idareler, belediyeler ve köyler ile bunların teşkil ettikleri birlikler, üniversiteler, dernek ve vakıflar ile her türlü mesleki kuruluşların kuruluş amaçlarına uygun teslim ve hizmetleri Katma Değer Vergisi Kanunu kapsamına girmediğinden vergiye tabi olmayacaktır. Bu kuruluşlar iktisadi işletme niteliği taşımadığından sahip oldukları gayrimenkullerin kiralanması işlemleri de vergiye tabi olmayacak, ancak Gelir Vergisi Kanununun 70’inci maddesi kapsamına giren diğer mal ve hakların kiralanması işlemleri ile bu kuruluşlarca gerçekleştirilen her türlü ithalat vergiye tabi olacaktır. …”

Bu bağlamda “gayrimenkul kiralaması” dışında kalan, “işletme hakkının kiralanması” gibi, kamuya ait diğer mal ve hakların kiralanması işlemleri yukarıdaki hükümler gereği Katma Değer Vergisine tabi olacaktır.

………. Sorumlular tazmin hükmünün bir kısmının tahsil edildiğini, kalan kısım için de gerekli tahakkuk ve takip işlemlerinin başlatıldığını, dolayısıyla kamu zararı doğmadığını belirtmişlerse de;

5018 sayılı Kanunun 71’inci maddesinde kamu zararının tanımı yapılarak kamu zararının belirlenmesinde esas alınacak kriterler belirtilmiş olup maddede;

"Kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.

Kamu zararının belirlenmesinde;

…

e) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,

…

Esas alınır." denilmektedir.

Dolayısıyla henüz tahsil edilmeyen idare geliri kamu zararı oluşturmaktadır. Hüküm tarihinden sonra yapılan kısmi tahsilatlar ise ilamın infazı mahiyetinde olduğundan bu hususta Kurulumuzca yapılacak işlem bulunmamaktadır.

Bu itibarla, temyiz talebinin reddi ile 203 sayılı ilamın 5’inci maddesi ile verilen tazmin hükmünün tasdikine, oyçokluğu ile” karar verilmiştir.

… Belediyesi 2012 yılı idare hesabının 6. Dairede görüşülmesi sonunda çıkarılan 397 sayılı ek ilam hükmüne karşı sorumlularca verilen dilekçe üzerine düzenlenen Temyiz Kurulunun 04.10.2016 tarihli ve 42215 tutanak sayılı ilamında;

“… Belediyesi, 2012 yılı idare hesabının Sayıştay 6. Dairesince yargılanması sonunda çıkarılan 397 sayılı ek ilamla;

“… Belediyesi 2012 yılı hesabı ile ilgili olarak düzenlenen yargılamaya esas raporun 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 49’uncu maddesi gereğince yargılanması sonucu verilen 08.04.2014 tarihli ve 126 sayılı ilamın 5’inci maddesiyle hüküm dışı bırakılan konu hakkında Uzman Denetçi … tarafından düzenlenen 02.06.2015 tarihli ek rapor ile Savcı ve Üyenin yazılı düşünceleri 6. Dairede okundu:

…….

Asıl ilamın 5’inci maddesiyle hüküm dışı bırakılan konunun 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 50’nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü gereğince görüşülmesinin devamına karar verildi.

… Belediyesi Muhasebe Birimi 2012 yılı hesabına ilişkin yargılamaya esas raporun görüşülmesi sonucunda düzenlenen 08.04.2014 tarihli ve 126 numaralı ilamın 5’inci maddesiyle;

“… ilindeki canlı müzik izni alarak canlı müzik yapan eğlence işletmelerinden eğlence vergisinin alınmadığı iddiasına ilişkin olarak dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda,

Denetçi sorgusunda kamu zararı olduğu iddia edilen 68.502,00 TL’nin;

31.560,00 TL’si savunmalarda yer verilen Tablo-1’deki tahakkuk fişleri ile tahakkuk ettirildiğinden bu miktar kamu zararı için ilişilecek husus bulunmadığına,

5.460,00 TL’lik tutar için ise ilgili işyerinin 2012 yılı içinde faal olmadığı savunmalar eki … Vergi Dairesinden alınan yazı eki listeden anlaşıldığından, söz konusu tutar için ilişilecek husus bulunmadığına,

Geriye kalan 31.482,00 TL kamu zararı için ise savunmalarda yer verilen Tablo-2’deki içkili lokanta, birahane ya da restaurant adı altında ruhsatlandırılan işletmelerin, 2464 sayılı Kanunun 20/3’üncü maddesinde sayılan işletmelere “müzik eşliğinde eğlenilmesi ve eğlence unsuru ağır basması” nedenleriyle, belediyeden canlı müzik izni alarak faaliyet göstermesi durumunda, canlı müzik yaptıkları günler için eğlence vergisine tabi tutulmaları gerektiği, ancak bu husustaki sorumluluğun eğlence vergisini (ruhsatı veren birimlerce) tespit ve tahakkuk ettirip muhasebe birimine bildirmekle görevli olan birimlerde olması hasebiyle; sorumluluğun bu açıdan yeniden değerlendirilerek sorgu konusu yapılması ve sonucun ek rapor ile Dairemize intikal ettirilmesine değin konunun tahsil edilmeyen tutar ile sınırlı olarak (31.482,00 TL) hüküm dışı bırakılmasına,” kararı verilmişti.

Anılan ilamın 5’inci maddesi ile verilen hüküm dışı kararı ile ilgili olarak Ruhsat Denetim Müdürü …’e sorgu tebliği sonrası alınan cevap üzerine Uzman Denetçi … tarafından yazılan 23.06.2014 tarihli ek raporda ise;

“… il merkezindeki işyerlerinde canlı müzik faaliyetinde bulunan işletmelere canlı müzik izni, Ruhsat Denetim Müdürlüğü tarafından verildiğinden ilamın 5’inci maddesi uyarınca bahsi geçen işletmelerden (lokanta, birahane ya da restaurant) Eğlence Vergisi tahsil edilmemesi hususunda; Ruhsat Denetim Müdürünün yasal süre (30 gün) içerisinde göndermiş olduğu savunmasında, Müdürlüğün asli görev ve sorumluluğunun işyeri açma ve çalışma ruhsatlarını düzenlemek olduğu, eğlence vergilerinin tahakkuk ve tahsili ile ilgili tüm iş ve işlemlerin Mali Hizmetler Müdürlüğü tarafından yürütüldüğü ve bu konudaki yetki ve sorumluluğun Mali Hizmetler Müdürlüğüne ait olduğunu bildirdiği,

İşyerlerinde canlı müzik faaliyetinde bulunan işletmelere canlı müzik izni Ruhsat Denetim Müdürlüğü tarafından verilmekte olup bu Müdürlüğün, canlı müzik izni verdiği işletmelerin belediyeye hangi tutarda eğlence vergisi ödeyeceğini hesaplayarak mükellef adına tahakkuk ettirilecek eğlence vergisi tutarını Mali Hizmetler Müdürlüğüne bildirmesinin gerektiği, ilamın 5’inci maddesinde bu husustaki sorumluluğun eğlence vergisini tespit ve tahakkuk ettirip muhasebe birimine bildirmekle görevli olan birimlerde olduğuna karar verilmiş olup Ruhsat Denetim Müdürünün savunmasının yerinde görülmediği,

Yargılamaya esas raporda tahakkuk ettirilmeyen eğlence vergisi tutarının (31.482,00 TL) … (Üst Yönetici - Belediye Başkanı) ile …’e (Mali Hizmetler Müdürü - Muhasebe Yetkilisi) müştereken ve müteselsilen ödettirilmesinin talep edildiği, ancak ilamın 5’inci maddesinde verilen karar uyarınca bahsi geçen kişilerin tahakkuk ettirilmeyen eğlence vergisinden sorumlu olmadıklarının düşünüldüğü, ayrıntısı tabloda gösterilen toplam 31.482,00 TL kamu zararının Ruhsat Denetim Müdürü …’e tek başına ödettirilmesinin uygun olacağı”, belirtilmiştir.

Düzenlenen ek raporda Denetçi tarafından, … il merkezindeki işyerlerinde canlı müzik faaliyetinde bulunan işletmelere canlı müzik izni, Ruhsat Denetim Müdürlüğü tarafından verildiğinden ilamın 5’inci maddesi uyarınca bahsi geçen işletmelerden (lokanta, birahane ya da restaurant) eğlence vergisi tahsil edilmemesi hususunda, sorgu tebliğ edilen Ruhsat Denetim Müdürü …’in savunmasının yerinde görülmeyerek toplam 31.482,00 TL kamu zararının Ruhsat Denetim Müdürü …’e tek başına ödettirilmesi gerektiği, belirtilmişse de;

Dairemizin 11.11.2014 tarihli ve D6/2014-51 sayılı kararıyla;

Ruhsat ve Denetim Müdürlüğü ile Mali Hizmetler Müdürlüğü arasında gerekli yazışmaların yapılıp yapılmadığı ve konu ile ilgili olarak yapılan yazışmalara ve düzenlenen diğer belgelere göre sorumluluğun hangi birimde/görevlide olduğunun tam olarak tespiti amacı ile anılan ilamın 5’inci maddesi ile konunun tahsil edilmeyen tutar (31.482,00 TL) ile sınırlı olarak verilen hüküm dışı halinin devamına,

Ruhsat ve Denetim Müdürlüğü ile Mali Hizmetler Müdürlüğü arasında gerekli yazışmaların yapılıp yapılmadığının anlaşılması ve konu ile ilgili olarak yapılan yazışmalar ve düzenlenen diğer belgelerin incelenerek, ek rapor düzenlenip Dairemize intikalinin sağlanması için söz konusu ek rapor ve eklerinin Denetçisine iadesine, kararı verilmişti.

Bu defa düzenlenen ek rapor ve eki belgelerin incelenmesi sonucunda:

Asıl ilamın 5’inci maddesinde belirtilen hüküm dışı kararı gerekçesinde ifade edilen doğrultuda; Mali Hizmetler Müdürlüğü ile Ruhsat ve Denetim Müdürlüğü arasında yapılan yazışmaların Denetçi tarafından talep edildiği görülmüş olup 2013 yılı içinde yapıldığı anlaşılan söz konusu yazışma sürecini başlatan birimin Mali Hizmetler Müdürlüğü olduğu anlaşılmıştır. (Denetçi talebi üzerine hazırlanan bu yazışma dosyası dâhilinde; Ruhsat ve Denetim Müdürlüğünün, canlı müzik eşliğinde hizmet vermek isteyen iki işletmenin izin talebini, onay için Belediye Başkanlık Makamına sunduğu yazışmalar da mevcuttur, ancak bu yazışmalar 2011 yılı içinde yapılmıştır)

… Belediyesi Ruhsat ve Denetim Müdürlüğü Çalışma Yönetmeliğinin 5’inci bölümü 5’inci maddesinde;

“Umuma Açık İstirahat ve Eğlence yerlerinin İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsat başvurularının değerlendirilmesi, bu tip işyerleriyle alakalı olarak Emniyet Müdürlüğü ve Zabıta Müdürlüğü ile koordineli çalışma ve yazışmalar yapmak, işyerlerinin ruhsat kriterleri açısından uygun olup olmadığını ruhsat düzenlenmeden önce kontrol etmek, rapor tanzim edilmesi ve bunların sonucunda İşyeri Ruhsatı düzenlenmesi veya talebin reddi ile ilgili tüm işlemleri geçekleştirmek.” hükmü yer almaktadır.

Bu hüküm gereği, işyerlerinde canlı müzik faaliyetinde bulunan işletmelere canlı müzik izni Ruhsat Denetim Müdürlüğü tarafından verilmekte olup öncelikle bu Müdürlüğün, canlı müzik izni verdiği işletmelerin belediyeye hangi tutarda eğlence vergisi ödeyeceğinin hesaplanmasının sağlanması maksadıyla Mali Hizmetler Müdürlüğüne bildirmesi gerekmektedir. Mali Hizmetler Müdürlüğü ancak bu sayede mükelleflerin ödemeleri gereken eğlence vergisi tutarını hesaplama (tahakkuk ve tahsil edilecek tutarı belirleme) imkânına kavuşabilecektir.

Bu itibarla, 08.04.2014 tarihli ve 126 sayılı ilamın 5’inci maddesiyle verilen hüküm dışı kararının kaldırılmasına,

Açıklanan gerekçelerle ayrıntıları aşağıdaki Kamu Zararı Hesap Tablosunda gösterilen toplam 31.482,00 TL kamu zararının sorumlusu; Harcama Yetkilisi …’e (Ruhsat Denetim Müdürü/Adres: … Büyükşehir Belediyesi) münferiden,

6085 sayılı Sayıştay Kanununun 53’üncü maddesi gereği hüküm tarihinden itibaren işleyecek faizleriyle ödettirilmesine,

(Üye … ve Üye …’ın; “Denetçi tarafından, Ruhsat ve Denetim Müdürlüğünün 2012 yılı içerisinde canlı müzik izni verdiği işletmelerin bilgilerini/listesini Mali Hizmetler Müdürlüğüne resmi yazıyla bildirdiğini açıkça gösteren belgeler ek raporda belirtilmediğinden, bu belirsizliğin giderilmesi amacıyla ek rapor ve eklerinin Denetçisine iadesi ve yeniden savunma alınarak yeni bir ek rapor düzenlenmesi gerekmekte olup hüküm dışı halinin devamına kararı verilmesi uygun olur” şeklindeki ayrışık görüşlerine karşı),

İşbu ek ilamın tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içerisinde Sayıştay Temyiz Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy çokluğuyla,”

Denilmiştir. Rapor dosyası incelendiğinde, tahakkuku yapılmayan vergi gelirlerinin 2001- 2012 yıllarını kapsadığı görülmektedir.

Söz konusu tazmin hükmünün sorumlularca temyiz edilmesi üzerine Temyiz Kurulunun 04.10.2016 tarihli ve 42215 tutanak sayılı kararı ile

“5018 sayılı Kanunun 71’inci maddesinin ikinci fıkrasında;

“Kamu zararının belirlenmesinde;

a)…….

e) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,

……..

Esas alınır.” denilmektedir.

Yine, Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “Kamu zararının oluştuğu tarih” başlıklı 17’nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca kamu zararı, İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması hallerinde, söz konusu işlemin zaman aşımına uğradığı tarihte oluşmuş kabul edilir.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun; “Ödeme zamanı ve önce ödeme” başlıklı 37’nci maddesinde;

“Amme alacakların hususi kanunlarda belli edilen zamanlarda ödenir.

Hususi kanunlarda ödeme zamanı tespit edilmemiş amme alacakları Maliye Vekaletince belirtilecek usule göre yapılacak tebliğden itibaren bir ay içinde ödenir.

…”

“Tahsil zamanaşımı” başlıklı 102’nci maddesinde;

“Amme alacağı, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. Para cezalarına ait hususi kanunlardaki zamanaşımı hükümleri mahfuzdur.

Zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemeler kabul olunur.”

“Zamanaşımının kesilmesi” başlıklı 103’üncü maddesinde;

“Aşağıdaki hallerde zamanaşımı kesilir;

1. Ödeme,

2. Haciz tatbiki,

3. Cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her türlü tahsilat,

4. Ödeme emri tebliği,

…” denilmektedir.

Anılan hükümler uyarınca; belediyelerin; vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli ve gecikme zammı, faiz gibi fer’i amme alacakları vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmediğinde zamanaşımına uğrar.

Bununla beraber, zamanaşımı süresi içerisinde mükellef tarafından yapılan ödeme ile belediye tarafından mükellefe haciz uygulanması, usulüne uygun şekilde tebliğ yapılması, ödeme emri tebliğ edilmesi veya cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her türlü tahsilat zamanaşımı süresini keserek yeniden başlatır.

Bu bağlamda, söz konusu idare gelirlerinin takibinde ve tahsilinde zamanaşımı hususunun gözetilmesi gerekir. Takip ve tahsil edilmemekle birlikte henüz zamanaşımına uğramamış olan vergi gelirleri için kamu zararının oluştuğundan bahsetmek mümkün değildir. Tarh, tahakkuk ve tahsilâtının yapılmaması nedeniyle belediye gelirinin tahsilâtının imkânsız hale gelmesi halinde kamu zararından bahsedilebilecektir. Henüz zamanaşımına uğramamış ve tahsil imkânı olan bir belediye gelirinin kamu zararı oluşturması 5018 sayılı Kanunun 71’inci maddesiyle uyuşmamaktadır. Dolayısıyla, henüz zamanaşımına uğramamış gelir için tazmin hükmü verilmesi doğru değildir.

Bütün bu hususlar değerlendirildiğinde;

Söz konusu vergi gelirlerinin zamanaşımına uğratılması nedeniyle oluşan kamu zararından dolayı sorumluluğun belirlenmesi aşamasında, Belediye gelirlerinin tahsili ile ilgili olarak Mali Hizmetler Müdürlüğü dışında farklı bir birimin görevlendirilip görevlendirilmediğinin ve konu ile ilgili görevli olan çalışanların kasıt, kusur veya ihmalinin tespit edilmesi ve sorumluluğun bu doğrultuda tesis edilmesi gerekmektedir.

Bu itibarla, tazmin hükmüne konu alacaklardan zamanaşımına uğrayanların mükellefleri itibarıyla tespit edilmesinin sağlanması ve yukarıda belirtilen gerekçelerle sorumluluk hususunun yeniden değerlendirilmesi suretiyle yeniden hüküm tesisini teminen 397 sayılı ek ilam ile 31.482,00 TL. ye ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün bozularak dosyanın ilgili Daireye gönderilmesine,” denilmiştir.

İçtihadı birleştirme kararlarının hangi hallerde verileceği 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 58’inci maddesinde düzenlenmiştir.

6085 sayılı Kanunun 58’inci maddesinin birinci fıkrasında, işin gereği ve ibraz edilen belgelerin mahiyeti bir olduğu halde aynı konu hakkında dairelerce veya Temyiz Kurulunca verilen ilamların birbirine aykırı olması halinde, Sayıştay Başkanının bu ilamları içtihadın birleştirilmesi için Genel Kurula göndereceği belirtilmiştir.

6085 sayılı Kanunun 58’inci maddesine göre, içtihadı birleştirme müessesesinde işin gereğinin ve ibraz edilen belgelerin mahiyetinin bir olması esastır. Ancak, içtihadın birleştirilmesi istemine esas ilamlara konu edilen hususların tarh, tebliğ, tahakkuk ve tahsilat usulleri bakımından farklılık içeren vergi türlerine ilişkin olduğu görülmektedir.

… Belediyesini ilgilendiren Temyiz Kurulunun 15.03.2015 tarihli ve 41629 tutanak sayılı “Onama” kararına konu edilen husus, Belediye mülkiyetinde olup bizatihi iktisadi işletme niteliğinde olan tesislerin işletme hakkının kiralanması dolayısıyla elde edilen kira bedelleri üzerinden Katma Değer Vergisi (KDV) tahakkuk edilmemesi nedeniyle oluşan kamu zararının belirlenmesinde, bu verginin mevzuata uygun bir şekilde tarh, tahakkuk ve tahsil edilmemesinin esas alınması ve bu suretle tespit edilen kamu zararından kimlerin sorumlu tutulacağına ilişkindir.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1, 4 ve 8’inci maddeleri uyarınca KDV’nin gerçek mükellefi Belediye olmakla birlikte teknik olarak bu verginin tarh ve tahakkukuna Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı vergi daireleri yetkili bulunmaktadır. Belediyenin asıl alacağı durumundaki kira bedeline bağlı olarak iktisadi hayatın teamülleri gereği yansıtılan bu verginin ilgili belediye açısından Türk Borçlar Kanunu ile İcra ve İflas Kanununa göre takip ve tahsil edebileceği fer’i bir alacak niteliğinde görülmesi gerekmektedir.

… Belediyesini ilgilendiren Temyiz Kurulunun 04.10.2016 tarihli ve 42215 tutanak sayılı “Bozma” kararına konu edilen husus ise, … Belediyesinden izin almak suretiyle ilde canlı müzik yapan işletmelerin faaliyetleri üzerinden toplanacak Eğlence Vergisinin tahakkuk edilmemesi nedeniyle oluşan kamu zararının belirlenmesinde, bu verginin tarh, tahakkuk ve tahsilatının yapılmaması sonucu zamanaşımına uğratılarak tahsil edilemez hale gelmesinin esas alınması ve bu suretle tespit edilen kamu zararından kimlerin sorumlu tutulacağı ile ilgilidir.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca biletle girilmesi zorunlu olmayan bar, pavyon, gazino, gece kulübü, taverna, diskotek, kabare, dansing, bilardo ve masa futbolu salonları gibi eğlence yerlerinde işin mahiyetine göre çalışılan her gün için alınacak Eğlence Vergisi, aynı Kanun gereğince Belediyenin tarh, tebliğ, tahakkuk ve tahsiline yetkili bulunduğu öz geliri niteliğindeki bir alacaktır.

Yukarıda da belirtildiği üzere, sözü edilen iki verginin gerek tarh, tahakkuk ve tahsiline ilişkin mevzuat hükümleri gerekse tahsil edilmemeleri halinde doğacak sorumluluğun belirlenmesi farklılıklar içerdiğinden Temyiz Kurulunun anılan ilamlarında işin gereği ve ibraz edilen belgelerin mahiyetinin bir olmadığı anlaşılmaktadır.

SONUÇ

Temyiz Kurulunun 15.03.2015 tarihli ve 41629 tutanak sayılı ilamı ile 04.10.2016 tarihli ve 42215 tutanak sayılı ilamına ilişkin olarak 6085 sayılı Kanunun 58’inci maddesi hükmü uyarınca içtihadın birleştirilmesine lüzum ve mahal bulunmadığına oy birliği ile karar verilmiştir.













Karar Tarihi : 05.04.2018

Karar Sayısı : 5419/2-B





GENEL KURUL KARARI





KONU

Vergi gelirlerinin tarh ve tahakkuk ettirilmeyerek tahakkuk zamanaşımına uğratılmasından dolayı oluşan kamu zararında muhasebe yetkilisinin sorumluluğu hususunda Temyiz Kurulunun 08.05.2012 tarihli ve 34921 tutanak sayılı ilamı ile 04.01.2017 tarihli ve 42554 tutanak sayılı ilamı arasında aykırılık bulunduğu gerekçesi ile içtihadın birleştirilmesi istemi.



USUL YÖNÜNDEN İNCELEME

… Büyükşehir Belediyesi 2007 yılı idare hesabının 3. Dairede görüşülmesi sonunda çıkarılan 1224 sayılı ilamın 5’inci maddesi hükmüne karşı sorumlularca verilen dilekçe üzerine düzenlenen Temyiz Kurulunun 08.05.2012 tarihli ve 34921 tutanak sayılı ilamında;

“… Büyükşehir Belediyesi, 2007 yılı idare hesabının Sayıştay 3. Dairesince yargılanması sonunda çıkarılan 1224 sayılı ilamın 5’inci maddesiyle; mülkiyeti … Büyükşehir Belediyesine ait olup işletme hakkının kiralanması suretiyle kiraya verilen yerlerden Katma Değer Vergisinin tahakkuk ettirilmeyerek tahsil edilmemesi gerekçesiyle tazmin hükmü verilmiştir. Daire kararında 27.628,56 YTL’nin; 27.302,31 YTL’sinin, Emlak Yönetimi Daire Başkanı … ile Hesap İşleri Daire Başkanı …’e, 326,25 YTL’sinin, Emlak Yönetimi Daire Başkanı … ile Muhasebe Müdür Vekili …’a ortaklaşa ve zincirleme ödettirilmesine karar vermiştir.

Temyiz Kurulu 08.05.2012 Tarihli ve 34921 Tutanak Numaralı Kararında;

“…….. Muhasebe Yetkilisi … sorumluluk konusunda itirazda bulunmuştur. Muhasebe yetkilisinin gelir konusundaki sorumluluğuna gerek 5018 sayılı Kanunda gerekse Sayıştay Genel Kurulunun 14.06.2007 tarihli ve 5189/1 sayılı Kararında yer verilmiştir.

5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 38’inci maddesinde: “Kamu gelirlerinin tarh, tahakkuk, tahsiliyle yetkili ve görevli olanlar, ilgili kanunlarda öngörülen tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin zamanında ve eksiksiz olarak yapılmasından sorumludur.” hükmüne yer verilmiş,

5018 sayılı Kanunun 61’inci maddesinde: “Muhasebe hizmeti; gelirler ve alacakların tahsili, giderlerin hak sahiplerine ödenmesi, para ve parayla ifade edilebilen değerler ile emanetlerin alınması, ilgililere verilmesi, gönderilmesi ve diğer tüm mali işlerin kayıtlarının yapılması ve raporlanması işlemleridir.”

Aynı Kanunun 71’inci maddesinde: “kamu zararı, mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya ihmal sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.

Kamu zararının belirlenmesinde;

(…)

e) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,

(…)

Esas alınır. “ kuralı getirilmiştir.

Sayıştay Genel Kurulunun 14.06.2007 tarihli ve 5189/1 sayılı Kararında:

“….

d) Muhasebe Yetkilisinin Gelir ve Alacakları Tahsil Görevi:

5018 sayılı Kanunun 61’inci maddesinin birinci fıkrasında, muhasebe hizmeti; “gelirlerin ve alacakların tahsili, giderlerin hak sahiplerine ödenmesi, para ve parayla ifade edilebilen değerler ile emanetlerin alınması, saklanması, ilgililere verilmesi, gönderilmesi ve diğer tüm malî işlemlerin kayıtlarının yapılması ve raporlanması işlemleridir.” şeklinde tanımlanmış; aynı maddenin ikinci fıkrasında muhasebe yetkilisinin, bu hizmetlerin yapılmasından ve muhasebe kayıtlarının usulüne uygun, saydam ve erişilebilir şekilde tutulmasından sorumlu olduğu belirtilmiş, aynı Kanunun 60’ıncı maddesinde de, ilgili mevzuatı çerçevesinde idare gelirlerini tahakkuk ettirmek, gelir ve alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini yürütmek mali hizmetler biriminin görevleri arasında sayılmıştır. Muhasebe Yetkililerinin Eğitimi, Sertifika Verilmesi ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 23’üncü maddesinde, gelirleri ve alacakları ilgili mevzuatına göre tahsil etmek, yersiz ve fazla tahsil edilenleri ilgililerine iade etmek ve bu işlemlere ilişkin kayıtları usulüne uygun, saydam ve erişilebilir şekilde tutmak, mali rapor ve tabloları her türlü müdahaleden bağımsız olarak düzenlemek muhasebe yetkilisinin görevlerinden kabul edilmiş, aynı Yönetmeliğin 32’nci maddesinde de idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelir ve alacaklarının yükümlüleri ve sorumluları adına ilgili hesaplara kaydedilerek tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin sorumlu olduğu açıkça ifade edilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelir ve alacaklarının takip ve tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin tek başına sorumlu olduğuna çoğunlukla” karar verilmiştir.

Konunun esasında idareye ait gelirlerin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması sonucu kamu kaynağında eksilmeye neden olunduğundan kamu zararı meydana gelmektedir.

14.06.2007 tarihli ve 5189/1 sayılı Sayıştay Genel Kurul Kararında; idarelerince tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelir ve alacaklarının sorumluları adına ilgili hesaplara kaydedilerek tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin tek başına sorumlu olduğu ifade edilmiştir.

Muhasebe yetkilisinin görevi gelirin tarh ve tahakkuk aşamasıyla ilgili olmayıp tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelirinin tahsil edilmesinden ibarettir. Bu nedenle, muhasebe yetkilisinin gelir konusunda tarh ve tahakkuk aşamalarına ilişkin olarak sorumluluğu bulunmamaktadır.

Bu itibarla, dilekçi iddialarının kabul edilerek Muhasebe Yetkilisinin gelirin tarh ve tahakkuk konusunda sorumlu olmayacağı gerekçesiyle 1224 sayılı ilamın 5’inci maddesine ilişkin kararın bozularak daireye gönderilmesine,

Oy birliğiyle, 08.05.2012 tarihinde karar verildi.” denilmiştir.

… Belediyesi 2014 yılı idare hesabının 7. Dairede görüşülmesi sonunda çıkarılan 91 sayılı ilamın 2’nci maddesi hükmüne karşı sorumlularca verilen dilekçe üzerine düzenlenen Temyiz Kurulunun 04.01.2017 tarihli ve 42554 tutanak sayılı ilamında;

“… Belediyesi 2014 yılı idare hesabının Sayıştay 7. Dairesince yargılanması sonunda çıkarılan 91 sayılı ilamın 2’nci maddesiyle; … Belediyesi sınırları içinde faaliyet gösteren ve eğlence vergisine tabi olan işletmelerden 2005-2014 yıllarında eğlence vergisi tahsilatının yapılmaması ve 2005-2009 yılları arasındaki eğlence vergisinin zamanaşımına uğratılması nedeniyle 103.302,13 TL’ye tazmin hükmü verilmiştir.

Temyiz Kurulunun 04.01.2017 Tarihli ve 42554 Tutanak Numaralı Kararında;

“Dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra gereği görüşüldü;

Sorumluluk itirazlarına ilişkin olarak;

91 sayılı ilamın 2’nci maddesiyle; … Belediyesi sınırları içinde faaliyet gösteren ve eğlence vergisine tabi olan işletmelerden 2005-2014 yıllarında eğlence vergisi tahsilatının yapılmaması ve 2005-2009 yılları arasındaki eğlence vergisinin zamanaşımına uğratılması nedeniyle, zamanaşımı döneminde görevde bulunan Üst Yönetici …, Üst Yönetici …, Muhasebe Yetkilisi … ve Gerçekleştirme Görevlisi … sorumlu tutulmuştur.

5393 sayılı Belediye Kanununun ‘Belediye Başkanının Görev ve Yetkileri’ başlıklı 38’inci maddesinin (f) bendinde, Belediye başkanı belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmekle görevli ve yetkili kılınmıştır. Dolayısıyla, belediye başkanları belediye idaresinin başı ve üst yöneticisi olarak belediyenin gelirlerinin mevzuat hükümlerine göre takip ve tahsil edilmesinden sorumlu tutulmuşlardır.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 102’nci maddesinin ikinci fıkrasında; “Vergi Usul Kanununda mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler, Belediye Gelirleri Kanunu uygulaması yönünden Belediye Başkanı tarafından kullanılır.” denilmektedir. Bu hüküm uyarınca belediye gelirleri açısından Vergi Usul Kanununda belirtilen vergi inceleme yetkisi hariç mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler Belediye Başkanı tarafından kullanılacaktır.

Belediyelerin vergi, resim ve harç gelirlerinin takip ve tahsilini düzenleyen 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun;

-13’üncü maddesine göre ihtiyati haciz işlemini başlatma,

-64’üncü maddesine göre haciz varakasını onaylama,

-90’ıncı maddesine göre hacizli malların satışına karar verme,

-115’inci maddesine göre 110 ila 114’üncü maddelerde yazılı suçları işleyenlerin Cumhuriyet Savcılığına bildirilmesi,

idarenin en büyük memuru olarak belediye başkanının görev, yetki ve sorumluluğunda bulunmaktadır. Mahalli idareler bu yönüyle merkezi idareden farklılık arz ettiği için kanun koyucu, gelirlerin takip ve tahsili konusunda belediye başkanına sorumluluk yüklemiştir.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun ‘Muhasebe hizmeti ve muhasebe yetkilisinin yetki ve sorumlulukları’ başlıklı 61’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Muhasebe hizmeti; gelirlerin ve alacakların tahsili, giderlerin hak sahiplerine ödenmesi, para ve parayla ifade edilebilen değerler ile emanetlerin alınması, saklanması, ilgililere verilmesi, gönderilmesi ve diğer tüm malî işlemlerin kayıtlarının yapılması ve raporlanması işlemleridir.” şeklinde tanımlanmış, aynı maddenin ikinci fıkrasında muhasebe yetkilisinin, bu hizmetlerin yapılmasından ve muhasebe kayıtlarının usulüne uygun, saydam ve erişilebilir şekilde tutulmasından sorumlu olduğu belirtilmiştir.

5018 sayılı Kanunun ‘Malî hizmetler birimi’ başlıklı 60’ıncı maddesinin (e) bendinde de, ilgili mevzuatı çerçevesinde idare gelirlerini tahakkuk ettirmek, gelir ve alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini yürütmek mali hizmetler biriminin görevleri arasında sayılmıştır.

Aynı Kanunun ‘Gelirlerin toplanması sorumluluğu’ başlıklı 38’inci maddesinde; “Kamu gelirlerinin tarh, tahakkuk, tahsiliyle yetkili ve görevli olanlar, ilgili kanunlarda öngörülen tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin zamanında ve eksiksiz olarak yapılmasından sorumludur” denilmiş ve ‘Kamu Zararı’ başlıklı 71’inci maddesinde, “Kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.

Kamu zararının belirlenmesinde;

e) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,

Esas alınır.” hükmü yer almıştır.

Bu itibarla, Belediyenin her yıl kesin hesabının görüşülmesi sırasında belediyenin alacak durumu, zamanaşımı yaklaşan ve dolan gelirler ile ilgili bilgilerin kendisinin bilgisi dahilinde olduğu, rapor dosyası ve ekleri içerisinde belediye başkanı tarafından belediye gelirlerinin zamanında ve düzenli olarak takip ve tahsili için ilgili birim amirlerine bir uyarı ve talimat da sunulmadığından Üst Yönetici (Belediye Başkanı) … ve Üst Yönetici (Belediye Başkanı) …’in, beş yıl geçtikten sonra mevzuatına uygun olarak zamanında tarh ve tebliğ işlemleri yapılmayan ve tahsil edilmeyen Belediye alacakları zamanaşımına uğratılıp 5018 sayılı Kanunun 71/e maddesi hükmü dolayısıyla kamu zararına sebebiyet verilmiş olduğundan Mali Hizmetler Biriminde görevli Muhasebe Yetkilisi (Mali Hizmetler Müdürü) … ve Gerçekleştirme Görevlisi (Gelir Birim Sorumlusu) …’in sorumluluk yönünden yaptıkları itirazın reddine karar verilerek konunun esasına geçildi.”

Denilmiş ve konunun esasına geçilmiştir. Neticede, sorumlu iddialarının reddedilerek 91 sayılı ilamın 2’nci maddesiyle 103.302,13 TL’ye ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün tasdikine, oy çokluğu ile karar verilmiştir.” denilmiştir.

İçtihadı birleştirme kararlarının hangi hallerde verileceği 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 58’inci maddesinde düzenlenmiştir.

6085 sayılı Kanunun 58’inci maddesinin birinci fıkrasında, işin gereği ve ibraz edilen belgelerin mahiyeti bir olduğu halde aynı konu hakkında dairelerce veya Temyiz Kurulunca verilen ilamların birbirine aykırı olması halinde, Sayıştay Başkanının bu ilamları içtihadın birleştirilmesi için Genel Kurula göndereceği belirtilmiştir.

6085 sayılı Kanunun 58’inci maddesine göre, içtihadı birleştirme müessesesinde işin gereğinin ve ibraz edilen belgelerin mahiyetinin bir olması esastır. Ancak, içtihadın birleştirilmesi istemine esas ilamlara konu edilen hususların tarh, tebliğ, tahakkuk ve tahsilat usulleri bakımından farklılık içeren vergi türlerine ilişkin olduğu görülmektedir.

… Büyükşehir Belediyesini ilgilendiren Temyiz Kurulunun 08.05.2012 tarihli ve 34921 tutanak sayılı “Bozma” kararına konu edilen husus, Belediye mülkiyetinde olup bizatihi iktisadi işletme niteliğinde olan taşınmazların işletme hakkının kiralanması dolayısıyla elde edilen kira bedelleri üzerinden Katma Değer Vergisi (KDV)’nin tahakkuk zamanaşımına uğratılarak tahsil edilmemesi nedeniyle oluşan kamu zararından, tarh ve tahakkuk aşamaları ile ilgisi olmadığından bahisle, muhasebe yetkilisinin sorumlu tutulmaması gerektiğine ilişkindir.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1, 4 ve 8’inci maddeleri uyarınca KDV’nin gerçek mükellefi Belediye olmakla birlikte teknik olarak bu verginin tarh ve tahakkukuna Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı vergi daireleri yetkili bulunmaktadır. Belediyenin asıl alacağı durumundaki kira bedeline bağlı olarak iktisadi hayatın teamülleri gereği yansıtılan bu verginin ilgili belediye açısından Türk Borçlar Kanunu ile İcra ve İflas Kanununa göre takip ve tahsil edebileceği fer’i bir alacak niteliğinde görülmesi gerekmektedir.

… Belediyesini ilgilendiren Temyiz Kurulunun 04.01.2017 tarihli ve 42554 tutanak sayılı “Onama” kararına konu edilen husus ise, … Belediyesi sınırları içinde faaliyet gösteren işletmelerden toplanacak Eğlence Vergisinin tahakkuk zamanaşımına uğratılarak tahsil edilmemesinden oluşan kamu zararından diğer sorumlularla birlikte muhasebe yetkilisinin de sorumlu olduğu ile ilgilidir.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca biletle girilmesi zorunlu olmayan bar, pavyon, gazino, gece kulübü, taverna, diskotek, kabare, dansing, bilardo ve masa futbolu salonları gibi eğlence yerlerinde işin mahiyetine göre çalışılan her gün için alınacak Eğlence Vergisi, aynı Kanun gereğince Belediyenin tarh, tebliğ, tahakkuk ve tahsiline yetkili bulunduğu öz geliri niteliğindeki bir alacaktır.

Yukarıda da belirtildiği üzere, sözü edilen iki verginin gerek tarh, tahakkuk ve tahsiline ilişkin mevzuat hükümleri gerekse tahsil edilmemeleri halinde doğacak sorumluluğun belirlenmesi farklılıklar içerdiğinden Temyiz Kurulunun anılan ilamlarında işin gereği ve ibraz edilen belgelerin mahiyetinin bir olmadığı anlaşılmaktadır.

SONUÇ

Temyiz Kurulunun 08.05.2012 tarihli ve 34921 tutanak sayılı ilamı ile 04.01.2017 tarihli ve 42554 tutanak sayılı ilamına ilişkin olarak 6085 sayılı Kanunun 58’inci maddesi hükmü uyarınca içtihadın birleştirilmesine lüzum ve mahal bulunmadığına oy birliği ile karar verilmiştir.













Karar Tarihi : 05.04.2018

Karar Sayısı : 5419/2-C





GENEL KURUL KARARI





KONU

Belediye vergi gelirlerinin tarh ve tahakkuk ettirilmeyerek tahakkuk zamanaşımına uğratılması ile tahakkuku yapılmış vergi gelirlerinin tahsil zamanaşımına uğratılmasından dolayı oluşan kamu zararında belediye başkanının sorumluluğu hususunda Temyiz Kurulunun 05.01.2016 tarihli ve 41304 tutanak sayılı ilamı ile 04.01.2017 tarihli ve 42554 tutanak sayılı ilamı arasında aykırılık bulunduğu gerekçesi ile içtihadın birleştirilmesi istemi.



USUL YÖNÜNDEN İNCELEME

… Belediyesi 2012 yılı idare hesabının 6. Dairede yargılanması sonucunda çıkarılan 320 sayılı ilamın 3/A maddesi hükmüne karşı sorumlularca verilen dilekçe üzerine düzenlenen Temyiz Kurulunun 05.01.2016 tarihli ve 41304 tutanak sayılı ilamında;

“… Belediyesi 2012 yılı idare hesabının 6. Dairede yargılanması sonucunda düzenlenen 320 sayılı ilamın 3/A maddesi ile 2000-2007 yılları arasında tahakkuk etmiş olup kayıtların sistemden alındığı 31.12.2012 tarihine kadar tahsil edilmemiş Çevre Temizlik Vergisinden doğan kamu alacağının zamanaşımına uğratılması nedeniyle 1.450.715,13-TL’ye tazmin hükmü verilmiştir. Tazmin hükmü verilen tutardan belediye başkanları ile muhasebe yetkilileri sorumlu tutulmuştur.

Temyiz Kurulu 05.01.2016 Tarihli ve 41304 Tutanak Numaralı Kararında;

“………..

Üst yöneticiler, Belediye Başkanları …, …, … ve …’in sorumluluğu ile ilgili olarak;

İlamda, 2000-2007 yılları arasında tahakkuk etmiş olup en erken 2005 yılından başlamak üzere Belediyenin bilişim sisteminden kayıtların alındığı 31.12.2012 tarihine kadar zamanaşımına uğramış olan belediye gelirlerinden dolayı, ilgili gelirlerin tahakkuk ettirildiği dönemlerde görevli olan Belediye Başkanları ile gelirlerin zamanaşımına uğradığı tarihteki Belediye Başkanlarının birlikte sorumlu tutulduğu; yani, zamanaşımına uğramış aynı gelirlerden hem tahakkuk döneminde görevli hem de zamanaşımı döneminde görevde bulunan Belediye Başkanlarının birlikte sorumlu tutulmuş olduğu görülmüştür.

Yukarıda da belirtildiği gibi, 5018 sayılı Kanunun 71’inci maddesinde, kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır, şeklinde tanımlanmıştır.

6085 sayılı Sayıştay Kanununun 7’nci maddesinde de, sorumlular ve sorumluluk hallerinin uygulamasında 5018 sayılı Kanun ve Sayıştay denetimi ile ilgili diğer kanunlarda belirtilen sorumlular ve sorumluluk hallerinin esas alınacağı;

Sorumluların mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri ile illiyet bağı kurularak oluşturulan ilamda yer alan kamu zararından tek başlarına veya birlikte tazmin ile yükümlü oldukları, ifade edilmiştir.

Bir kamu görevlisinin oluşan kamu zararından sorumlu tutulabilmesi için zararın kamu görevlisinin fiilinin sonucunda oluşması gerekir. Kamu görevlisinin fiili ile kamu zararı arasında bir bağ kurulamazsa kamu görevlisinin sorumluluğundan söz edilemeyecektir.

Yapılan araştırma neticesinde;

Belediye Başkanı olarak sorumlular arasında sayılmış olan …’nün 27.03.1994-27.03.2004 tarihleri arasında;

…’ün 04.05.2001-07.06.2002 tarihleri arasında vekaleten;

…’ın 28.03.2004-28.03.2009 tarihleri arasında;

…’in ise 29.03.2009 tarihinden itibaren ve halen belediye başkanlığı görevlerini yürüttükleri tespit edilmiştir.

Buna göre, Belediye Başkanları … ve …’ün görevde bulundukları dönemde herhangi bir belediye gelirinin zamanaşımına uğratılmadığı görüldüğünden; oluşan kamu zararı ile illiyet bağı kurulamayan ilgililerin sorumlu tutulmaları mümkün değildir.

Bununla birlikte, 5018 sayılı Kanunun 1’inci maddesinde ifade edildiği üzere, bu Kanun; esas olarak kalkınma planları ve programlarında yer alan politika ve hedefler doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği ve mali saydamlığı sağlamak üzere, kamu mali yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm mali işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve mali kontrolü düzenlemeyi amaçlamaktadır.

Bu kapsamda, “Bakanların ve Üst Yöneticilerin Hesap Verme Sorumluluğu” başlıklı dördüncü bölümünün 11’inci maddesine göre üst yöneticiler, idarelerinin stratejik planlarının ve bütçelerinin kalkınma planına, yıllık programlara, kurumun stratejik plan ve performans hedefleri ile hizmet gereklerine uygun olarak hazırlanması ve uygulanmasından; sorumlulukları altındaki kaynakların etkili, ekonomik ve verimli şekilde elde edilmesi ve kullanımını sağlamaktan, kayıp ve kötüye kullanımının önlenmesinden; mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesi, izlenmesi ve Kanunda belirtilen görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinden belediyelerde, meclislerine karşı idari ve siyasi yönden sorumlu tutulmuşlardır.

Kanunda sayılan bu görevler de bizzat belediye başkanı tarafından değil, oluşturulan birimler ve birim amirleri tarafından yerine getirilmektedir. Zira 5018 sayılı Kanunun 11’inci maddesinde üst yöneticilerin sorumlulukları belirtilmiş ve “Üst yöneticiler bu sorumluluklarının gereklerini harcama yetkilileri, mali hizmetler birimi ve iç denetçiler aracılığıyla yerine getirirler.” denilmek suretiyle fiilin icra, yani yerine getirme sorumluluğu alt kademedeki kamu görevlilerine bırakılmıştır.

Mülga 1050 sayılı Kanun, üst yöneticilere ilişkin bir hüküm içermemekte, “ita amiri” konumundaki yöneticilerin “Onaylayan” sıfatını haiz oldukları durumlarda sayman ve tahakkuk memurları ile birlikte sorumlu tutulabilecekleri bazı durumları düzenlemekteydi. 5018 sayılı Kanun ise mülga 1050 sayılı Kanundan farklı olarak, üst yöneticileri tümüyle harcama surecinin dışında tutmakta; bunlar için sorumluluk üstlenme uygulamasını bile öngörmemektedir.

5393 sayılı Kanunun 38’inci maddesinin (f) işaretli bendi ile belediye başkanlarına verilen görevlerden biri de; belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmektir. Bu bağlamda, belediye başkanları belediye idaresinin başı ve üst yöneticisi olarak belediyenin hem gelirlerini hem de giderlerini mevzuat hükümlerine göre tarh, tahakkuk, tahsil edilmesinden ve hak sahiplerine zamanında ödenmesinden mali yönden değil, idari yönden sorumlu tutulmuşlardır.

Bu bağlamda, verdiği karar ve talimatlar, doğrudan iş ve işlem sürecine dayanak oluşturmadığı sürece, üst yönetici olan Belediye Başkanının sorumluluğu idari/siyasi nitelikli olup mali sorumluluğu bulunmamaktadır.

Bu itibarla, Belediye Başkanları … ve …’in sorumluluğunun kaldırılması gerekir.

İlam hükmünün esası ile ilgili olarak,

İlgililer, Daire yargılaması esnasında zamanaşımını kesen evrakları verme imkânlarının olmadığını; Belediyenin bilişim sisteminde, çeşitli sebeplerden kaynaklanan oldukça fazla yersiz tahakkuk bulunduğunu; konu ile ilgili denetim sonrasında yapılan tahsilat dökümleri ve tahakkuk terkinlerinin gerekçeleri ile birlikte yazı ekinde arz edildiğini belirtmişlerdir.

Ancak, ibraz edilen belgelerin incelenmesi temyize konu teşkil etmediğinden bu hususta sözü edilen belgelerin incelenmesini teminen ilgili yargılama Dairesine gönderilmesi gerekir.

Bu itibarla, yukarıda belirtilen gerekçelerle,

Gelirlerin tahakkuk döneminde görev başında bulunan ve görevde bulunduğu dönemde zamanaşımına uğramış herhangi bir gelir bulunmayan Sayman …’nın sorumluluğunun kaldırılması için;

Görevde bulundukları dönemde herhangi bir belediye geliri zamanaşımına uğratılmadığından ve bu nedenle oluşan kamu zararı ile illiyet bağı kurulamayan Belediye Başkanları … ve …’ün sorumluluğunun kaldırılması için;

Verdiği karar ve talimatlar, doğrudan iş ve işlem sürecine dayanak oluşturmadığı sürece, mali sorumluluğu bulunmayan Belediye Başkanları … ve …’in sorumluluğunun kaldırılması için;

Gelirlerin zamanaşımına uğradığı dönemde görev başında bulunan Muhasebe Yetkilisi …’in idare gelirlerinin zamanaşımına uğratılması nedeniyle oluşan kamu zararından dolayı sorumluluğun belirlenmesi aşamasında, dilekçede ileri sürüldüğü üzere … Belediyesi gelirlerinin tahsili ile ilgili olarak Mali Hizmetler Müdürlüğü dışında farklı bir birimin görevlendirilip görevlendirilmediğinin ve konu ile ilgili görevli olan çalışanların kasıt, kusur veya ihmalinin tespit edilmesi ve sorumluluğun bu doğrultuda tesis edilmesinin temini için;

Söz konusu gelirlerle ilgili olarak zamanaşımını kesen evrakların, fazla ve yersiz tahakkukların bulunduğunu kanıtlayıcı belgelerin, tahakkuk terkinlerinin ve tahsilat dökümlerinin incelenmesinin temini için 320 sayılı ilamın 3/A maddesi hükmünün bozularak dairesine tevdiine,” karar verilmiştir.

… Belediyesi 2014 yılı idare hesabının 7. Dairede görüşülmesi sonunda çıkarılan 91 sayılı ilamın 2’nci maddesi hükmüne karşı sorumlularca verilen dilekçe üzerine düzenlenen Temyiz Kurulunun 04.01.2017 tarihli ve 42554 tutanak sayılı ilamında;

“… Belediyesi 2014 yılı idare hesabının Sayıştay 7. Dairesince yargılanması sonunda çıkarılan 91 sayılı ilamın 2’nci maddesiyle; … Belediyesi sınırları içinde faaliyet gösteren ve eğlence vergisine tabi olan işletmelerden 2005-2014 yıllarında eğlence vergisi tahsilatının yapılmaması ve 2005-2009 yılları arasındaki eğlence vergisinin zamanaşımına uğratılması nedeniyle 103.302,13 TL’ye tazmin hükmü verilmiştir.

Temyiz Kurulunun 04.01.2017 Tarihli ve 42554 Tutanak Numaralı Kararında;

“Dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra gereği görüşüldü;

Sorumluluk itirazlarına ilişkin olarak;

91 sayılı ilamın 2’nci maddesiyle; … Belediyesi sınırları içinde faaliyet gösteren ve eğlence vergisine tabi olan işletmelerden 2005-2014 yıllarında eğlence vergisi tahsilatının yapılmaması ve 2005-2009 yılları arasındaki eğlence vergisinin zamanaşımına uğratılması nedeniyle, zamanaşımı döneminde görevde bulunan Üst Yönetici …, Üst Yönetici …, Muhasebe Yetkilisi … ve Gerçekleştirme Görevlisi … sorumlu tutulmuştur.

5393 sayılı Belediye Kanununun ‘Belediye Başkanının Görev ve Yetkileri’ başlıklı 38’inci maddesinin (f) bendinde, Belediye başkanı belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmekle görevli ve yetkili kılınmıştır. Dolayısıyla, belediye başkanları belediye idaresinin başı ve üst yöneticisi olarak belediyenin gelirlerinin mevzuat hükümlerine göre takip ve tahsil edilmesinden sorumlu tutulmuşlardır.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 102’nci maddesinin ikinci fıkrasında; “Vergi Usul Kanununda mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler, Belediye Gelirleri Kanunu uygulaması yönünden Belediye Başkanı tarafından kullanılır.” denilmektedir. Bu hüküm uyarınca belediye gelirleri açısından Vergi Usul Kanununda belirtilen vergi inceleme yetkisi hariç mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler Belediye Başkanı tarafından kullanılacaktır.

Belediyelerin vergi, resim ve harç gelirlerinin takip ve tahsilini düzenleyen 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun;

-13’üncü maddesine göre ihtiyati haciz işlemini başlatma,

-64’üncü maddesine göre haciz varakasını onaylama,

-90’ıncı maddesine göre hacizli malların satışına karar verme,

-115’inci maddesine göre 110 ila 114’üncü maddelerde yazılı suçları işleyenlerin Cumhuriyet Savcılığına bildirilmesi,

İdarenin en büyük memuru olarak belediye başkanının görev, yetki ve sorumluluğunda bulunmaktadır. Mahalli idareler bu yönüyle merkezi idareden farklılık arz ettiği için kanun koyucu, gelirlerin takip ve tahsili konusunda belediye başkanına sorumluluk yüklemiştir.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun ‘Muhasebe hizmeti ve muhasebe yetkilisinin yetki ve sorumlulukları’ başlıklı 61’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Muhasebe hizmeti; gelirlerin ve alacakların tahsili, giderlerin hak sahiplerine ödenmesi, para ve parayla ifade edilebilen değerler ile emanetlerin alınması, saklanması, ilgililere verilmesi, gönderilmesi ve diğer tüm malî işlemlerin kayıtlarının yapılması ve raporlanması işlemleridir.” şeklinde tanımlanmış, aynı maddenin ikinci fıkrasında muhasebe yetkilisinin, bu hizmetlerin yapılmasından ve muhasebe kayıtlarının usulüne uygun, saydam ve erişilebilir şekilde tutulmasından sorumlu olduğu belirtilmiştir.

5018 sayılı Kanunun ‘Malî hizmetler birimi’ başlıklı 60’ıncı maddesinin (e) bendinde de, ilgili mevzuatı çerçevesinde idare gelirlerini tahakkuk ettirmek, gelir ve alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini yürütmek mali hizmetler biriminin görevleri arasında sayılmıştır.

Aynı Kanunun ‘Gelirlerin toplanması sorumluluğu’ başlıklı 38’inci maddesinde; “Kamu gelirlerinin tarh, tahakkuk, tahsiliyle yetkili ve görevli olanlar, ilgili kanunlarda öngörülen tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin zamanında ve eksiksiz olarak yapılmasından sorumludur” denilmiş ve ‘Kamu Zararı’ başlıklı 71’inci maddesinde, “Kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.

Kamu zararının belirlenmesinde;

e) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,

Esas alınır.” hükmü yer almıştır.

Bu itibarla, Belediyenin her yıl kesin hesabının görüşülmesi sırasında belediyenin alacak durumu, zamanaşımı yaklaşan ve dolan gelirler ile ilgili bilgilerin kendisinin bilgisi dâhilinde olduğu, rapor dosyası ve ekleri içerisinde belediye başkanı tarafından belediye gelirlerinin zamanında ve düzenli olarak takip ve tahsili için ilgili birim amirlerine bir uyarı ve talimat da sunulmadığından Üst Yönetici (Belediye Başkanı) … ve Üst Yönetici (Belediye Başkanı) …’in, beş yıl geçtikten sonra mevzuatına uygun olarak zamanında tarh ve tebliğ işlemleri yapılmayan ve tahsil edilmeyen Belediye alacakları zamanaşımına uğratılıp 5018 sayılı Kanunun 71/e maddesi hükmü dolayısıyla kamu zararına sebebiyet verilmiş olduğundan Mali Hizmetler Biriminde görevli Muhasebe Yetkilisi (Mali Hizmetler Müdürü) … ve Gerçekleştirme Görevlisi (Gelir Birim Sorumlusu) …’in sorumluluk yönünden yaptıkları itirazın reddine karar verilerek konunun esasına geçildi.”

Denilmiş ve konunun esasına geçilmiştir. Neticede, sorumlu iddialarının reddedilerek 91 sayılı ilamın 2’nci maddesiyle 103.302,13 TL’ye ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün tasdikine, oy çokluğu ile karar verilmiştir.” denilmiştir.

İçtihadı birleştirme kararlarının hangi hallerde verileceği 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 58’inci maddesinde düzenlenmiştir.

6085 sayılı Kanunun 58’inci maddesinin birinci fıkrasında, işin gereği ve ibraz edilen belgelerin mahiyeti bir olduğu halde aynı konu hakkında dairelerce veya Temyiz Kurulunca verilen ilamların birbirine aykırı olması halinde, Sayıştay Başkanının bu ilamları içtihadın birleştirilmesi için Genel Kurula göndereceği belirtilmiştir.

6085 sayılı Kanunun 58’inci maddesine göre, içtihadı birleştirme müessesesinde işin gereğinin ve ibraz edilen belgelerin mahiyetinin bir olması esastır. Ancak içtihadın birleştirilmesi istemine esas ilamlara konu edilen hususların, belediye öz gelirleri ile ilgili olmakla birlikte tarh, tebliğ, tahakkuk ve tahsilat usulleri bakımından farklılık içeren vergi türlerine ilişkin olduğu görülmektedir.

… Belediyesini ilgilendiren Temyiz Kurulunun 05.01.2016 tarihli ve 41304 tutanak sayılı “Bozma” kararına konu edilen husus, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun mükerrer 44’üncü maddesi uyarınca toplanacak Çevre Temizlik Vergisinin tahsil zamanaşımına uğratılması nedeniyle doğan kamu zararından belediye başkanının diğer sorumlularla birlikte sorumluluğunun olmadığı ile ilgilidir.

Çevre Temizlik Vergisi 2464 sayılı Kanunun mükerrer 44’üncü maddesi uyarınca, su tüketim miktarı üzerinden hesaplanmakta ve su faturasında ayrıca gösterilmek suretiyle tahakkuk etmiş sayılmakta, bu suretle tahakkuk eden vergi, su tüketim bedeli ile birlikte belediyelerce tahsil edilmektedir.

… Belediyesini ilgilendiren Temyiz Kurulunun 04.01.2017 tarihli ve 42554 tutanak sayılı “Onama” kararına konu edilen husus ise; … Belediyesi sınırları içerisinde faaliyet gösteren işletmelerden alınması gereken Eğlence Vergisinin tahakkuk zamanaşımına uğratılması ve tahsil edilmemesi nedeniyle oluşan kamu zararından diğer sorumlularla birlikte belediye başkanının da sorumlu olduğuna ilişkindir.

Eğlence Vergisinin tahakkukunun ve tahsilinin 2464 sayılı Kanunun 22’nci maddesi uyarınca;

a) Biletle girilen yerlerde bilet bedellerine eklenmek suretiyle hesaplanması ve belediye tarafından özel damga konulması sırasında ödenmesi,

Genel ve katma bütçeli idarelerle il özel idareleri ve köyler tarafından yürütülen spor müsabakaları, at yarışları ve benzeri faaliyetlerde bilet bedeli ile birlikte alınan verginin takip eden 20 gün içinde ilgili belediyeye ödenmesi,

b) Müşterek bahislerde her aya ait verginin o ayı takip eden ayın 20’nci günü akşamına kadar ilgili belediyeye bir beyanname ile bildirilmesi ve aynı sürede ödenmesi,

c) Biletle girilmesi zorunlu olmayan eğlence yerlerinde her aya ait verginin o ayı takip eden ayın 20’nci günü akşamına kadar ilgili belediyeye yatırılması,

Suretiyle gerçekleştirilmesi söz konusudur.

Yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, Çevre Temizlik Vergisinin tahakkuku su faturasında ayrıca gösterilmek suretiyle yapılmakta ve tahsili de su tüketim bedeli ile birlikte belediye tarafından tahsil edilmekte iken Eğlence Vergisinin tahakkuku ve tahsili eğlence faaliyetinin biletli ya da biletsiz yerlerde olması veya müşterek bahis şeklinde gerçekleştirilmesine göre üç farklı biçimde olabilmektedir. Dolayısıyla, sözü edilen iki verginin tarh, tahakkuk ve tahsiline ilişkin mevzuat hükümleri farklılıklar içerdiğinden Temyiz Kurulunun anılan ilamlarında işin gereği ve ibraz edilen belgelerin mahiyeti bir değildir.

İşin gereği ile ibraz edilen belgelerin aynı mahiyette olmadığı bir durumda içtihadı birleştirme suretiyle görüş bildirmek mümkün değildir.

Diğer taraftan, vergi gelirlerinin zaman aşımına uğratılması nedeniyle ortaya çıkan kamu zararından belediye başkanının sorumlu tutulup tutulmayacağına ilişkin olarak alınacak bir içtihadı birleştirme kararı da sorumluluğa ilişkin hatalı sonuçlar doğmasına neden olabilecektir. İçtihadın birleştirilmesi suretiyle belediye başkanının gelirlerin zaman aşımına uğratılması nedeniyle ortaya çıkan kamu zararından her zaman ve her durumda sorumlu tutulması veya tutulmaması 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile getirilen “kusursuz sorumluluktan vazgeçme anlayışı”na ters düşmektedir. Ayrıca bu durum, 5018 sayılı Kanunun 71’inci maddesinde belirtilen kamu zararı için kamu görevlilerinin kasıt, kusur ve ihmallerinden kaynaklanması şartını da göz ardı etmek anlamı taşıyacaktır. Dolayısıyla, konunun münhasıran, mevcut belge ve bilgiler ışığında, 5018 sayılı Kanunun ilgili hükümleri ve Sayıştay Genel Kurulunun 14.06.2007 tarihli ve 5189/1 sayılı Kararında belirtilen hususlar doğrultusunda ele alınması daha doğru ve hukuka uygun bir yaklaşım olacaktır.

SONUÇ

Temyiz Kurulunun 05.01.2016 tarihli ve 41304 tutanak sayılı ilamı ile 04.01.2017 tarihli ve 42554 tutanak sayılı ilamına ilişkin olarak 6085 sayılı Kanunun 58’inci maddesi hükmü uyarınca içtihadın birleştirilmesine lüzum ve mahal bulunmadığına çoğunlukla karar verilmiştir.













Karar Tarihi : 05.04.2018

Karar Sayısı : 5419/2-D





GENEL KURUL KARARI





KONU

Tarh ve tahakkuku yapılmış vergi gelirlerinin tahsil zamanaşımına uğratılması nedeniyle oluşan kamu zararından dolayı sorumluluğun belirlenmesi aşamasında; tahsil zamanaşımının başlangıcından zamanaşımı süresinin dolduğu tarihe kadar tahsil ile görevli olanların sorumluluğu hususunda Temyiz Kurulunun 05.01.2016 tarihli ve 41304 tutanak sayılı ilamı ile 15.03.2016 tarihli ve 41650 tutanak sayılı ilamı arasında aykırılık bulunduğu gerekçesi ile içtihadın birleştirilmesi istemi.



USUL YÖNÜNDEN İNCELEME

… Belediyesi 2012 yılı idare hesabının 6. Dairede yargılanması sonucunda çıkarılan 320 sayılı ilamın 3/A maddesi hükmüne karşı sorumlularca verilen dilekçe üzerine düzenlenen Temyiz Kurulunun 05.01.2016 tarihli ve 41304 tutanak sayılı ilamında;

“… Belediyesi 2012 yılı idare hesabının 6. Dairede yargılanması sonucunda düzenlenen 320 sayılı ilamın 3/A maddesi ile 2000-2007 yılları arasında tahakkuk etmiş olup kayıtların sistemden alındığı 31.12.2012 tarihine kadar tahsil edilmemiş Çevre Temizlik Vergisinden doğan kamu alacağının zamanaşımına uğratılması nedeniyle 1.450.715,13-TL’ye tazmin hükmü verilmiştir. Tazmin hükmü verilen tutardan belediye başkanları ile muhasebe yetkilileri sorumlu tutulmuştur.

Temyiz Kurulu 05.01.2016 Tarihli ve 41304 Tutanak Numaralı Kararında;

“………..

Üst yöneticiler, Belediye Başkanları …, …, … ve …’in sorumluluğu ile ilgili olarak;

İlamda, 2000-2007 yılları arasında tahakkuk etmiş olup en erken 2005 yılından başlamak üzere Belediyenin bilişim sisteminden kayıtların alındığı 31.12.2012 tarihine kadar zamanaşımına uğramış olan belediye gelirlerinden dolayı, ilgili gelirlerin tahakkuk ettirildiği dönemlerde görevli olan Belediye Başkanları ile gelirlerin zamanaşımına uğradığı tarihteki Belediye Başkanlarının birlikte sorumlu tutulduğu; yani, zamanaşımına uğramış aynı gelirlerden hem tahakkuk döneminde görevli hem de zamanaşımı döneminde görevde bulunan Belediye Başkanlarının birlikte sorumlu tutulmuş olduğu görülmüştür.

Yukarıda da belirtildiği gibi, 5018 sayılı Kanunun 71’inci maddesinde, kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır, şeklinde tanımlanmıştır.

6085 sayılı Sayıştay Kanununun 7’nci maddesinde de, sorumlular ve sorumluluk hallerinin uygulamasında 5018 sayılı Kanun ve Sayıştay denetimi ile ilgili diğer kanunlarda belirtilen sorumlular ve sorumluluk hallerinin esas alınacağı;

Sorumluların mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri ile illiyet bağı kurularak oluşturulan ilamda yer alan kamu zararından tek başlarına veya birlikte tazmin ile yükümlü oldukları, ifade edilmiştir.

Bir kamu görevlisinin oluşan kamu zararından sorumlu tutulabilmesi için zararın kamu görevlisinin fiilinin sonucunda oluşması gerekir. Kamu görevlisinin fiili ile kamu zararı arasında bir bağ kurulamazsa kamu görevlisinin sorumluluğundan söz edilemeyecektir.

Yapılan araştırma neticesinde;

Belediye Başkanı olarak sorumlular arasında sayılmış olan …’nün 27.03.1994-27.03.2004 tarihleri arasında;

…’ün 04.05.2001-07.06.2002 tarihleri arasında vekaleten;

…’ın 28.03.2004-28.03.2009 tarihleri arasında;

…’in ise 29.03.2009 tarihinden itibaren ve halen belediye başkanlığı görevlerini yürüttükleri tespit edilmiştir.

Buna göre, Belediye Başkanları … ve …’ün görevde bulundukları dönemde herhangi bir belediye gelirinin zamanaşımına uğratılmadığı görüldüğünden; oluşan kamu zararı ile illiyet bağı kurulamayan ilgililerin sorumlu tutulmaları mümkün değildir.

Bununla birlikte, 5018 sayılı Kanunun 1’inci maddesinde ifade edildiği üzere, bu Kanun; esas olarak kalkınma planları ve programlarında yer alan politika ve hedefler doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği ve mali saydamlığı sağlamak üzere, kamu mali yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm mali işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve mali kontrolü düzenlemeyi amaçlamaktadır.

Bu kapsamda, “Bakanların ve Üst Yöneticilerin Hesap Verme Sorumluluğu” başlıklı dördüncü bölümünün 11’inci maddesine göre üst yöneticiler, idarelerinin stratejik planlarının ve bütçelerinin kalkınma planına, yıllık programlara, kurumun stratejik plan ve performans hedefleri ile hizmet gereklerine uygun olarak hazırlanması ve uygulanmasından; sorumlulukları altındaki kaynakların etkili, ekonomik ve verimli şekilde elde edilmesi ve kullanımını sağlamaktan, kayıp ve kötüye kullanımının önlenmesinden; mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesi, izlenmesi ve Kanunda belirtilen görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinden belediyelerde, meclislerine karşı idari ve siyasi yönden sorumlu tutulmuşlardır.

Kanunda sayılan bu görevler de bizzat belediye başkanı tarafından değil, oluşturulan birimler ve birim amirleri tarafından yerine getirilmektedir. Zira 5018 sayılı Kanunun 11’inci maddesinde üst yöneticilerin sorumlulukları belirtilmiş ve “Üst yöneticiler bu sorumluluklarının gereklerini harcama yetkilileri, mali hizmetler birimi ve iç denetçiler aracılığıyla yerine getirirler.” denilmek suretiyle fiilin icra, yani yerine getirme sorumluluğu alt kademedeki kamu görevlilerine bırakılmıştır.

Mülga 1050 sayılı Kanun, üst yöneticilere ilişkin bir hüküm içermemekte, “ita amiri” konumundaki yöneticilerin “Onaylayan” sıfatını haiz oldukları durumlarda sayman ve tahakkuk memurları ile birlikte sorumlu tutulabilecekleri bazı durumları düzenlemekteydi. 5018 sayılı Kanun ise mülga 1050 sayılı Kanun’dan farklı olarak, üst yöneticileri tümüyle harcama surecinin dışında tutmakta; bunlar için sorumluluk üstlenme uygulamasını bile öngörmemektedir.

5393 sayılı Kanunun 38’inci maddesinin (f) işaretli bendi ile belediye başkanlarına verilen görevlerden biri de; belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmektir. Bu bağlamda, belediye başkanları belediye idaresinin başı ve üst yöneticisi olarak belediyenin hem gelirlerini hem de giderlerini mevzuat hükümlerine göre tarh, tahakkuk, tahsil edilmesinden ve hak sahiplerine zamanında ödenmesinden mali yönden değil, idari yönden sorumlu tutulmuşlardır.

Bu bağlamda, verdiği karar ve talimatlar, doğrudan iş ve işlem sürecine dayanak oluşturmadığı sürece, üst yönetici olan Belediye Başkanının sorumluluğu idari/siyasi nitelikli olup mali sorumluluğu bulunmamaktadır.

Bu itibarla, Belediye Başkanları … ve …’in sorumluluğunun kaldırılması gerekir.

İlam hükmünün esası ile ilgili olarak,

İlgililer, Daire yargılaması esnasında zamanaşımını kesen evrakları verme imkânlarının olmadığını; Belediyenin bilişim sisteminde, çeşitli sebeplerden kaynaklanan oldukça fazla yersiz tahakkuk bulunduğunu; konu ile ilgili denetim sonrasında yapılan tahsilat dökümleri ve tahakkuk terkinlerinin gerekçeleri ile birlikte yazı ekinde arz edildiğini belirtmişlerdir.

Ancak, ibraz edilen belgelerin incelenmesi temyize konu teşkil etmediğinden bu hususta sözü edilen belgelerin incelenmesini teminen ilgili yargılama Dairesine gönderilmesi gerekir.

Bu itibarla, yukarıda belirtilen gerekçelerle,

Gelirlerin tahakkuk döneminde görev başında bulunan ve görevde bulunduğu dönemde zamanaşımına uğramış herhangi bir gelir bulunmayan Sayman …’nın sorumluluğunun kaldırılması için;

Görevde bulundukları dönemde herhangi bir belediye geliri zamanaşımına uğratılmadığından ve bu nedenle oluşan kamu zararı ile illiyet bağı kurulamayan Belediye Başkanları … ve …’ün sorumluluğunun kaldırılması için;

Verdiği karar ve talimatlar, doğrudan iş ve işlem sürecine dayanak oluşturmadığı sürece, mali sorumluluğu bulunmayan Belediye Başkanları … ve …’in sorumluluğunun kaldırılması için;

Gelirlerin zamanaşımına uğradığı dönemde görev başında bulunan Muhasebe Yetkilisi …’in idare gelirlerinin zamanaşımına uğratılması nedeniyle oluşan kamu zararından dolayı sorumluluğun belirlenmesi aşamasında, dilekçede ileri sürüldüğü üzere … Belediyesi gelirlerinin tahsili ile ilgili olarak Mali Hizmetler Müdürlüğü dışında farklı bir birimin görevlendirilip görevlendirilmediğinin ve konu ile ilgili görevli olan çalışanların kasıt, kusur veya ihmalinin tespit edilmesi ve sorumluluğun bu doğrultuda tesis edilmesinin temini için;

Söz konusu gelirlerle ilgili olarak zamanaşımını kesen evrakların, fazla ve yersiz tahakkukların bulunduğunu kanıtlayıcı belgelerin, tahakkuk terkinlerinin ve tahsilat dökümlerinin incelenmesinin temini için 320 sayılı ilamın 3/A maddesi hükmünün bozularak dairesine tevdiine,” karar verilmiştir.

… Belediyesi 2012 yılı idare hesabının 6. Dairede yargılanması sonucunda çıkarılan 238 no.lu ilamın 5’inci maddesi hükmüne karşı sorumlularca verilen dilekçe üzerine düzenlenen Temyiz Kurulunun 15.03.2016 tarihli ve 41650 tutanak sayılı ilamında;

“… Belediyesi 2012 yılı idare hesabının 6. Dairede yargılanması sonucunda düzenlenen 238 no.lu ilamın 5’inci maddesiyle; Belediyenin 2007 yılında tarh etmiş olan ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamına dâhil Emlak Vergisi, Çevre ve Temizlik Vergisi, İlan ve Reklam Vergisi ile Hat Takiplerinden kaynaklı alacaklarının zamanaşımına uğratılması nedeniyle 59.671,69 TL’ye tazmin hükmü verilmiş ve

5018 sayılı Kanunun 71/e maddesi hükmü dolayısıyla sebebiyet verilen kamu zararından 2012 yılında görev yapan muhasebe yetkilileri sorumlu tutulmuştur.

Temyiz Kurulunun 15.03.2016 Tarihli ve 41650 Tutanak Numaralı Kararında;

“Dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra gereği görüşüldü;

Sorumluluk itirazlarına ilişkin olarak;

İlamda, 2007 yılında tarh etmiş alacaklar 2012 yılında zamanaşımına uğradığı için, sadece 2012 yılı içerisinde muhasebe yetkilisi ve muhasebe yetkilisi vekili olarak görev yapanlar sorumlu tutulmuştur.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu genel mali yapıyı sistemleştirirken 60/e maddesi ile gelirlerin mali hizmetler birimi tarafından ilgili mevzuatı çerçevesinde tahakkuk ettirileceğini, gelir ve alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini yürüteceğini, hükme bağlamıştır. Bu hükme göre tahakkuk ve tahsil aşamalarında mali hizmetler biriminin genel olarak sorumlu olduğu çıkarsaması yapılabilir. Ayrıca, 61’inci maddede muhasebe hizmeti tanımlanırken, gelir ve alacakların tahsili aşamasında muhasebenin de rol aldığı ifade edilmiştir. Tarh ve tebliğ kavramlarına açıkça değinilmemiş olsa da, mali hizmetler birimlerinin bu anlamda bir fonksiyon üstlendikleri genel görev tanımlarından çıkarılabilir. Muhasebe yetkilisi ve mali hizmetler birimi haricinde, ilgili kanunlarda tarh, tahakkuk ve tahsilden sorumlu olanların da, bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir.

Sayıştay Genel Kurulunun 14.06.2007 tarihli ve 5189/1 sayılı 5018 sayılı Kanun çerçevesinde sorumlulukların belirlenmesine ilişkin kararında; tahsil edilmeye hazır hale gelmiş gelirle ilgili olarak muhasebe yetkilisinin sorumluluğundan bahsedilmiştir.

Kararda; “5018 sayılı Kanunun 61’inci maddesinin birinci fıkrasında, muhasebe hizmeti; ‘gelirlerin ve alacakların tahsili, giderlerin hak sahiplerine ödenmesi, para ve parayla ifade edilebilen değerler ile emanetlerin alınması, saklanması, ilgililere verilmesi, gönderilmesi ve diğer tüm malî işlemlerin kayıtlarının yapılması ve raporlanması işlemleridir.’ şeklinde tanımlanmış; aynı maddenin ikinci fıkrasında muhasebe yetkilisinin, bu hizmetlerin yapılmasından ve muhasebe kayıtlarının usulüne uygun, saydam ve erişilebilir şekilde tutulmasından sorumlu olduğu belirtilmiş, aynı Kanunun 60’ıncı maddesinde de, ilgili mevzuatı çerçevesinde idare gelirlerini tahakkuk ettirmek, gelir ve alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini yürütmek mali hizmetler biriminin görevleri arasında sayılmıştır. Muhasebe Yetkililerinin Eğitimi, Sertifika Verilmesi ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 23’üncü maddesinde, gelirleri ve alacakları ilgili mevzuatına göre tahsil etmek, yersiz ve fazla tahsil edilenleri ilgililerine iade etmek ve bu işlemlere ilişkin kayıtları usulüne uygun, saydam ve erişilebilir şekilde tutmak, mali rapor ve tabloları her türlü müdahaleden bağımsız olarak düzenlemek muhasebe yetkilisinin görevlerinden kabul edilmiş, aynı Yönetmeliğin 32’nci maddesinde de idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelir ve alacaklarının yükümlüleri ve sorumluları adına ilgili hesaplara kaydedilerek tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin sorumlu olduğu açıkça ifade edilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelir ve alacaklarının takip ve tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin tek başına sorumlu olduğuna çoğunlukla,” karar verilmiştir.

Karardaki en önemli nokta, idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş gelir ve alacakların tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin sorumlu olduğu hususudur. Yani, muhasebe yetkilisinin sorumluluğu için, ön şart olarak gelirin tarh ve tahakkuk aşaması sorunsuz bir şekilde yerine getirilmelidir. Tarh ve tahakkuk aşaması sorunsuz yerine getirildiğinde, muhasebe yetkilisinin tahsilatla ilgili sorumluluğu başlamaktadır.

Gelirin aşamaları dikkate alındığında, tarh ve tahakkuku eksik veya hatalı yapılmış bir gelirin, eksik tahsil edilmesinden tek başına veya ortaklaşa olarak muhasebe yetkilisinin sorumlu tutulması 5018 sayılı Kanunun objektif sorumluluktan vazgeçme anlayışına da muhalif düşmektedir.

Ayrıca, muhasebe yetkilisi ve mali hizmetler birimi idari anlamda bir bütünü ifade etse de, belediye gelirlerinin tahsilatı aşamasında mali sorumluluk anlamında farklı birim veya kişilerden oluşabilir.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun “Gelirlerin toplanması sorumluluğu” başlıklı 38’inci maddesinde; “Kamu gelirlerinin tarh, tahakkuk, tahsiliyle yetkili ve görevli olanlar, ilgili kanunlarda öngörülen tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin zamanında ve eksiksiz olarak yapılmasından sorumludur” denilerek, kamu gelirleri ile ilgili olarak sorumluluk tanımlanmış olup tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin hangi safhalarında kimlerin sorumlu olduklarının kurum kanunlarına bırakılması ile farklılaşan ve karmaşıklaşan bir sistemi ortaya çıkarmıştır.

Aynı Kanunun “Kamu Zararı” başlıklı 71’inci maddesinde, “Kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.

Kamu zararının belirlenmesinde;

e) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,

Esas alınır.” hükmü yer almaktadır.

Buna göre, idare gelirlerinin zamanaşımına uğratılması nedeniyle oluşan kamu zararından dolayı sorumluluğun belirlenmesi aşamasında; sadece 2012 yılında görev yapan muhasebe yetkililerinin değil, 2007 yılından 2012 yılına kadar … Belediyesi gelirlerinin tahsili ile ilgili olarak Mali Hizmetler Müdürlüğü dışında farklı bir birimin görevlendirilip görevlendirilmediğinin ve konu ile ilgili görevli olan çalışanların kasıt, kusur veya ihmalinin tespit edilmesi ve sorumluluğun bu doğrultuda tesis edilmesi gerekmektedir.

Dolayısıyla sorumluluğun bu yönüyle genişletilmesi gerekmektedir.

Diğer yandan, ilgililer herhangi bir icra takip işleminin başlatılabilmesi için Belediye Başkanının onay ve talimatının gerekli olduğunu, muhasebe yetkililerinin doğrudan böyle bir yetkisi bulunmadığını belirtmişlerse de;

………….

Bu bağlamda, verdiği karar ve talimatlar, doğrudan iş ve işlem sürecine dayanak oluşturmadığı sürece, üst yönetici olan Belediye Başkanının sorumluluğu idari/siyasi nitelikli olup, mali sorumluluğu bulunmamaktadır.

Bu itibarla, kamu zararından Belediye Başkanının sorumlu tutulmamasında mevzuata aykırılık yoktur.

Esasa ilişkin olarak;

………..

Tazmin hükmüne konu emlak, çevre temizlik, ilan ve reklam vergileri gibi belediye gelirlerine ilişkin tespitlerin icmali rakamlar üzerinden yapılan incelemelere dayandırıldığı, söz konusu alacaklara ilişkin mükellef bazında ayrıntıların ortaya konmadığı, bu tutarla ilgili olarak sorumlularca bildirilen ve zamanaşımını kesen (tahsilat vb.) durumlarla ilgili iddiaların somut ve açık olarak karşılanmadığı ve varsa kısmi tahsil işlemlerinin zamanaşımına etkilerinin tespit edilmediği anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, tazmin hükmüne konu alacaklardan zamanaşımına uğrayanların mükellefleri itibarıyla tespit edilmesinin sağlanması ve olay bazında zamanaşımını kesen veya durduran nedenlerin gerçekleşip gerçekleşmediğinin ortaya konulması, kamu zararı miktarı bakımından temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddiaların incelenmesi ve yukarıda belirtilen gerekçelerle sorumluluğun genişletilmesi suretiyle yeniden hüküm tesisini teminen 238 sayılı ilamın 5’inci maddesi ile verilen tazmin hükmünün bozularak dosyanın dairesine tevdiine, oy birliği ile,” karar verilmiştir.

İçtihadı birleştirme kararlarının hangi hallerde verileceği 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 58’inci maddesinde düzenlenmiştir.

6085 sayılı Kanunun 58’inci maddesinin birinci fıkrasında, işin gereği ve ibraz edilen belgelerin mahiyeti bir olduğu halde aynı konu hakkında dairelerce veya Temyiz Kurulunca verilen ilamların birbirine aykırı olması halinde, Sayıştay Başkanının bu ilamları içtihadın birleştirilmesi için Genel Kurula göndereceği belirtilmiştir.

6085 sayılı Kanunun 58’inci maddesine göre, içtihadı birleştirme müessesesinde işin gereğinin ve ibraz edilen belgelerin mahiyetinin bir olması esastır. Ancak, içtihadın birleştirilmesi istemine esas ilamlara konu edilen hususların belediye gelirleri ile ilgili olmakla birlikte bunların tarh, tebliğ, tahakkuk ve tahsilat usulleri bakımından farklılık içeren vergi türlerine ilişkin olduğu görülmektedir.

… Belediyesini ilgilendiren Temyiz Kurulunun 05.01.2016 tarihli ve 41304 tutanak sayılı “Bozma” kararına konu edilen husus, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun mükerrer 44’üncü maddesi uyarınca toplanacak Çevre Temizlik Vergisinin tahsil zamanaşımına uğratılmasından doğan kamu zararından kimlerin sorumlu tutulacağına ilişkinken, … Belediyesini ilgilendiren Temyiz Kurulunun 15.03.2016 tarihli ve 41650 tutanak sayılı “Bozma” kararına konu edilen husus, Emlak Vergisi, Çevre ve Temizlik Vergisi, İlan ve Reklam Vergisi ve Hat Takiplerinden kaynaklı alacakların tahakkuk zamanaşımına uğratılmasından doğan kamu zararından kimlerin sorumlu tutulacağı ile ilgilidir.

Çevre Temizlik Vergisi 2464 sayılı Kanunun mükerrer 44’üncü maddesi uyarınca, su tüketim miktarı üzerinden hesaplanmakta ve su faturasında ayrıca gösterilmek suretiyle tahakkuk etmiş sayılmakta, bu suretle tahakkuk eden vergi, su tüketim bedeli ile birlikte belediyelerce tahsil edilmektedir.

İlan ve Reklam Vergisi 2464 sayılı Kanunun 16’ncı maddesi hükmü uyarınca, vergiye tabi ilan ve reklamlarda, ilan ve reklam işinin mükellefçe yapılması halinde ilan veya reklam işinin yapılmasından önce mükellef tarafından; ilan ve reklam işinin bu işi mutat meslek olarak ifa edenler tarafından yapılması halinde ise ilan ve reklam işini yapanlarca ilan veya reklamın yapıldığı ayı takip eden ayın 20’nci günü akşamına kadar verilecek beyanname üzerine, tarh ve tahakkuk ettirilmektedir.

Emlak Vergisinin tarh ve tahakkuku ise ayrı bir kanun olan 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu ile haricen düzenlenmiştir.

Buna göre, … Belediyesini ilgilendiren Temyiz Kurulunun 15.03.2016 tarihli ve 41650 tutanak sayılı kararına konu edilen hususlar gerek mahiyet gerekse kapsam açısından … Belediyesini ilgilendiren Temyiz Kurulunun 05.01.2016 tarihli ve 41304 tutanak sayılı kararına konu edilen husustan farklı olduğundan ve sözü edilen vergi gelirlerinin tarh, tahakkuk ve tahsiline ilişkin mevzuat hükümleri farklılıklar içerdiğinden Temyiz Kurulunun anılan ilamlarında işin gereği ve ibraz edilen belgelerin mahiyetinin bir olmadığı anlaşılmaktadır.

İşin gereği ile ibraz edilen belgelerin aynı mahiyette olmadığı bir durumda içtihadı birleştirme suretiyle görüş bildirilmesi mümkün değildir.

SONUÇ

Temyiz Kurulunun 05.01.2016 tarihli ve 41304 tutanak sayılı ilamı ile 15.03.2016 tarihli ve 41650 tutanak sayılı ilamına ilişkin olarak 6085 sayılı Kanunun 58’inci maddesi hükmü uyarınca içtihadın birleştirilmesine lüzum ve mahal bulunmadığına çoğunlukla karar verilmiştir.