Temyiz Karar Detayı

Kamu İdaresi
Özel İdareler
Yılı
2009
Daire
1
Dosya No
37753
Tutanak No
41122
Tutanak Tarihi
01.12.2015
Konu
Personel Mevzuatı ile İlgili Kararlar
KARAR

İl Özel İdaresi Genel Sekreterine Özel Hizmet Tazminatının Fazla Ödenmesi

1-A) 1203 sayılı İlam’ın 1’inci maddesinin (A) fıkrası ile İl Özel İdaresi Genel Sekreteri …………’e özel hizmet tazminatının fazla ödenmesi nedeniyle ………… TL’ye tazmin hükmü verilmiş; 02.12.2014 tarih ve 39716 tutanak sayılı Temyiz Kurulu Kararının 1’inci maddesinin (A) fıkrası ile tazmin hükmünün tasdikine karar verilmiştir.

Dilekçe sahibi karar düzeltilmesi kapsamında vermiş olduğu dilekçesinde özetle;

İlam’ın 1’inci maddesinin (A) fıkrası ile ilgili olarak; Temyiz Kurulu Kararı’nın usul ve yasaya aykırı olduğunu, yasanın özü ile bağdaşmadığını, sırf metinden yola çıkılarak karar verilmiş olmasının hukuka uygun olamayacağını, yasaların madde ve manasıyla bir bütün olarak yorumlanması ve kanun koyucunun iradesinin de dikkate alınması gerektiğini;

5302 sayılı Kanunun çıkarılma amacının mahalli idareyi güçlendirmek ve belediyenin ulaşamadığı, hizmet götüremediği yerlere halkın ihtiyaçlarına göre ivedilikle hizmet götürebilmek olduğunu, belediyelerle eşdeğer olarak bir yapılanma modeline gidildiğini, büyükşehir belediyesi olan yerlerde aynen belediye kadrolarında olduğu gibi genel sekreterlik, genel sekreter yardımcılığı, daire başkanlıkları, hukuk müşavirliği gibi kadrolar ihdas edildiğini, çalışma şartları ve düzeninin belediye sistemiyle aynı olduğunu, personel rejiminde dahi Belediye Kanunu’nun 49’uncu maddesine atıfların mevcut olduğunu, kısaca yerel yönetimlerde belediyeye eşdeğer bir yönetim anlayışı getirilmek istenildiğini, belediyeye eşdeğer bir kurum amaçlandığını, "ilgili mevzuatında yer alan tüm haklardan aynen yararlanır" ibaresinin ise bu amacın en büyük delili olduğunu, Temyiz Kurulu İlamı’nda, belirtilen itirazların dikkate alınmadığını, yasanın özüne hiçbir şekilde değinilmediğini, sadece lafızla hareket edildiğini, "lehe yorumlama" ilkesinin de uygulanmadığını, yasada bir hususun net olarak ortaya konulmadığı durumlarda uygulamanın memur lehine yorumlanması gerektiğini, ayrıca ödenen makam-görev tazminatları nedeniyle ek ödemenin eksik ödendiğini, dolayısıyla meydana geldiği varsayılan kamu zararının İlamdaki kadar olmadığını, duruşma talebinin bulunmasına rağmen tarafına duruşma günü yazılı olarak tebliğ edilmediğini;

Diğer yandan yargı organlarınca verilen kararlar şahsına, olayına ve dönemine münhasır olduğu belirtilmesine karşın idarelerinin ………… İl Özel İdaresi ile aynı özellikleri haiz bulunduğundan iki kurumun çalışanlarının ayrı statüdeymiş gibi değerlendirilmemesinin gerektiğini, buna karşın kararların ………… İl Özel İdaresinde çalışanların lehine verildiğini, bu kararın 6085 sayılı Sayıştay Kanunun “İçtihatların birleştirilmesi” başlıklı 58’inci maddesi hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini, Başsavcılık karşılamasında da bu konuyla ilgili bir görüş ortaya konulmadığını belirterek tazmin hükmünü tasdik eden kararın düzeltilmesini talep etmiştir.

Başsavcılık karşılamasında; “1203 sayılı Daire kararının 1/A maddesini esas alan Temyiz Kurulu kararı ilgili olarak: ‘İl Özel İdaresi Genel Sekreterine, Maliye Bakanlığındaki müstakil daire başkanlığı için uygulanan ek ödeme esas alınarak yapılan ödemenin, 5302 sayılı Kanunun 36. maddesine uygun olduğunu, ayrıca Temyiz Kurulu dilekçesinde belirtilen hususları dikkate almadan karar verdiğini ileri sürerek ilamın düzeltilmesini’ istemektedir.

Düzeltme dilekçesinde ileri sürülen hususlar, 5302 sayılı Kanunun 36. maddesi, 2007/11930 ve 2006/10344 sayılı B.K.Kararları ile 6009 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi kapsamında hem Dairesince hem de Temyiz Kurulunca incelenip değerlendirilerek karar bağlandığı anlaşıldığından talebin reddine karar verilmesi uygun olur görüşündeyim.” şeklinde görüş bildirmiştir.

Duruşma talebinde bulunan ………… ile Sayıştay Başsavcı Vekilinin sözlü açıklamalarının dinlenmesinden ve dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra gereği görüşüldü;

Usule yönelik itiraza ilişkin olarak;

22.02.2005 tarih ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 30’uncu maddesinde valinin görev ve yetkileri sayılmıştır. Maddenin (c) bendine göre, İl Özel İdaresini Devlet dairelerinde ve törenlerde, davacı ve davalı olarak da yargı yerlerinde temsil etmek veya vekil tayin etmek valinin görev ve yetkileri arasındadır.

832 sayılı Sayıştay Kanunu’nun “Mürafaa” başlıklı 72’nci maddesinde; “Taraflar yazı ile isterler veya Temyiz Kurulu lüzum görürse tarafları veya bir tarafı davet ederek savunmalarını dinler ve açıklama istiyebilir.”,

7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21’inci maddesinde;

“Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.

(Ek fıkra: 11/1/2011-6099/5 md.) Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.

(…)”,

25.01.2012 tarih ve 28184 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in “Muhatabın adreste bulunmaması, ölmesi veya adresinden sürekli olarak ayrılması halinde yapılacak işlem” başlıklı 30’uncu maddesinde;

“(1) Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir.

(2) Muhatap ölmüşse veya gösterilen adresten sürekli olarak ayrılmış ve yeni adresi de tebliğ memurunca tespit edilememişse tebligat evrakı, tebligatı çıkaran mercie geri gönderilir.

(3) Yeni adres, tebliğ memuru tarafından tespit edilmişse bu adres, tebliğ mazbatasındaki mahsus yerine ve tebliğ evrakındaki adresin bulunduğu tarafa yazılır.

(4) Yeni adres, tebliğ memurunun tevzi bölgesi dâhilinde bulunduğu takdirde tebligat o adrese yapılır. Yeni adres, aynı PTT merkezinin diğer bir tevzi bölgesinde veya başka bir PTT merkezinin mıntıkası içinde bulunursa, tebliğ evrakı yeni adreste tebliğinin temini için memur tarafından bağlı olduğu merkeze iade olunur.”,

Tebligat Kanunu’nun “Adres değiştirmenin bildirilmesi mecburiyeti” başlıklı 35’inci maddesinde;

“Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır. (Değişik fıkra: 11/1/2011-6099/9 md.) Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. (Değişik: 19/3/2003-4829/11 md.) Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.”,

Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in “Değiştirilen adresin bildirilmesi zorunluluğu ve yapılacak işlemler” başlıklı 57’inci maddesinde;

“(1) Muhataba veya adresinde bu Yönetmeliğin gösterdiği usullere göre onun yerine tebellüğ edebilecek birine tebligat yapılmasından veya 31 inci madde gereğince işlem yapılmasından sonra muhatap bu adresini değiştirirse, yeni adresini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmek zorundadır. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler, bildirilen yeni adrese yapılır.

(2) Adresini değiştiren kişi yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, adres araştırması yapılmasına gerek kalmaksızın ek-1’de yer alan (6) numaralı örneğe göre düzenlenecek tebliğ evrakının bir nüshası eski adresin kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır.

(3) Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.

(…)” hükümleri yer almaktadır.

Dilekçe sahibi duruşma talebinin bulunmasına rağmen tarafına duruşma günü yazılı olarak tebliğ edilmediğini belirtmiştir.

………… İl Özel İdaresi adına başvuruda bulunan dilekçe sahibinin dilekçesinde belirttiği adres ………… İl Özel İdaresi Hukuk Müşavirliği’dir. 06.12.2012 tarih ve 28489 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6360 sayılı Kanun’un 1’inci maddesinin 5’inci fıkrası gereği ………… İl Özel İdaresi’nin tüzel kişiliği kaldırılmıştır. (Anılan hüküm aynı Kanun’un “yürürlük” başlıklı 36’ncı maddesinin 1’inci fıkrasının (a) bendi gereği ilk mahalli idareler genel seçiminde yürürlüğe girmiştir.) Bu nedenle anılan adres tebligat tarihinde bulunmamaktadır. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35’inci ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 57’nci maddesi gereği değiştirilen adresin Sayıştay’a bildirilmesi gerekmektedir.

İlgili tarafından adres değişikliği bildirilmemesine karşın dilekçe sahibine ulaşılmaya çalışılmış, bu kapsamda ………… Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı ile iletişime geçilerek ilgilinin iletişim adresi talep edilmiştir. Ancak ısrarla ………… İl Özel İdaresi’nin tüzel kişiliğinin kalktığı ilgilinin idareyi temsil yetkisinin artık bulunmadığı ve çalıştığı birimin belirli olmadığı, bu nedenle iletişim adresini veremeyecekleri beyan edilmiş; buna karşın dilekçe sahibinin cep telefonu numarası ısrarlar karşısında bildirilmiştir. Bu numaradan dilekçe sahibine ulaşılmış ve iletişim adresi talep edilmiş ancak dilekçe sahibi tarafından kendisinin idareyi temsil yetkisinin artık mevcut olmadığı, sabit bir adresinin bulunmadığı, çalıştığı birimin belirli olmadığı ifade edilmiş ve tebligatı alamayacağı ve almasının bir anlamının olmadığı belirtilmiştir. Anılan tarihte 5302 sayılı Kanunun 35’inci maddesi gereği İl Özel İdaresini temsil yetkisini haiz bulunan Vali’nin görev yeri değişmiş, vekil olarak yerine tayin ettiği dilekçe sahibinin adresine ulaşılamamış ve dilekçe sahibi adresini beyan etmekten ve tebellüğden imtina etmiştir.

Bunun üzerine 07.11.2014 tarihli duruşma tebligatı ve ilgili dosya muhatabına verilmek üzere 10.11.2014 tarihinde ………… Valiliğine tebliğ edilmiş, 02.12.2014 tarihinde dosya Sayıştay Temyiz Kurulunca duruşmasız olarak karara bağlanmış olup bu tarihten sonra 24.12.2014 tarihli yazıyla Valilik, görevli personelin ………… Belediyesine devredilmesi nedeniyle ilgili kuruma bilgi verildiğini, ancak ………… Belediyesi Birinci Hukuk Müşavirliğinin 18.12.2014 tarihli yazıyla ………… Üniversitesi emrine 04.12.2014 tarihli naklen tayin onayı ile (duruşma tarihinden sonra) Araştırmacı olarak atandığını, dilekçe sahibine tebligat yapılamadığını belirttiğini bildirmiştir.

Yukarıda da belirtildiği gibi 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35’inci ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 57’nci maddesi gereği dilekçe sahibinin adres değişikliğini Sayıştay’a bildirmesi gerekmektedir. Dilekçe sahibi idare adına başvuruda bulunmuş olup sonrasında temsil yetkisinin bulunmadığını belirterek yeni adresini beyan etmemiş; Sayıştayca idareyi temsile yetkili Vali’ye tebligat yapılmış olup, karar düzeltme başvurusu üzerine de dilekçe sahibine duruşma tebligatı yapılmıştır.

Dilekçe sahibi karar düzeltme dilekçesinde duruşma talebinin bulunmasına rağmen tarafına duruşma gününün yazılı olarak tebliğ edilmediğini beyan etmekte ise de; yukarıdaki açıklamalar gereği usule yönelik olarak yapılan itiraz yerinde görülmemiştir.

Konunun esasına ilişkin olarak;

5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun “Norm Kadro Ve Personel İstihdamı” başlıklı 36’ncı maddesinde; “Genel Sekreterlik kadrosuna atananlar, büyükşehir belediyesi bulunan illerde genel idare hizmetleri sınıfına dahil bakanlık genel müdürü, diğer illerde ise genel idare hizmetleri sınıfına dahil müstakil daire başkanı için ilgili mevzuatında öngörülen tüm haklardan aynen yararlanırlar; bunlar valinin teklifi ve İçişleri Bakanlığının onayı ile atanır.” hükmü yer almaktadır.

5302 sayılı Kanunun 36’ncı maddesinde belirtilen “ilgili mevzuat” ve “haklar” ibarelerinden; üstlenilen görevin özelliği ve hizmet gereği gibi farklı nedenlerle ödemeler öngören mevzuat hükümleri değil, görev yaptığı kurum ne olursa olsun, “genel idare hizmetleri sınıfına dâhil bakanlık genel müdürleri” ve “genel idare hizmetleri sınıfına dâhil bakanlık müstakil daire başkanları” için istisnasız aynı miktar ve oranda mali hakların (aylık, ek gösterge, taban aylığı, kıdem aylığı, iş güçlüğü zammı, temininde güçlük zammı, makam tazminatı, özel hizmet tazminatı, görev tazminatı, denge tazminatı) ödenmesini düzenleyen 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve 4505 sayılı Temsil Tazminatı Ödenmesi Hakkında Kanun ile 375 ve 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerin anlaşılması gerekmektedir.

Bunun dışında hizmetin gereği ve özelliği gibi nedenlerle, Bakanlıklara göre farklılık arz eden ve bir kısmında hiç ödenmeyen; ek ödeme, fon, ikramiye, teşvik ikramiyesi, döner sermaye ve katkı payı gibi ödemeleri öngören özel nitelikteki mevzuatı, 5302 sayılı Kanunun 36’ncı maddesindeki “ilgili mevzuat” ve “haklar” kapsamında yorumlayıp, il özel idare genel sekreterlerine, genel sekreter yardımcılarına ve daire başkanlarına da kıyasen uygulamanın hiçbir yasal dayanağı bulunmamaktadır.

Bu durum, Sayıştay Dairelerinin ilamları üzerine Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü 07.05.2009 tarihli 2009/41 sayılı Genelgesi ile teyit edilerek, il özel idarelerince buna göre uygulama yapılması istenilmiştir.

Dilekçe sahibi, benzer bir teşkilat yapısı oluşturulmaya çalışılması ve kendi kanunlarında -başka konularda da olsa– bu Kanuna atıfta bulunulması nedeniyle konunun Büyükşehir Belediyesi Kanunu’ndaki hükümlerle mukayese edilmek suretiyle ele alınması gerektiğini iddia etmiştir. Ancak 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun ilgili (36’ncı) maddesinde de 5302 sayılı Kanun’da belirtildiği gibi genel sekreterlik kadrosuna atanacakların büyükşehir belediyesi bulunan illerde genel idare hizmetleri sınıfına dahil bakanlık genel müdürü için ilgili mevzuatında öngörülen tüm haklardan aynen yararlanacağı hüküm altına alınmış olup söz konusu düzenlemenin 5302 sayılı Kanun’un 36’ncı maddesinde yer alan hükümden bir farkı bulunmamaktadır.

Kararın 6085 sayılı Sayıştay Kanunun “İçtihatların birleştirilmesi” başlıklı 58’inci maddesi hükümlerine aykırılık teşkil ettiği iddia edilmişse de; 6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nun geçici 3’üncü maddesinin ikinci fıkrasında; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce başlanmış seçim, denetim ve hükme bağlama işlemleri 832 sayılı Kanun hükümlerine göre sonuçlandırılır.” denildiğinden ve söz konusu olaya ilişkin denetim ve hükme bağlama işlemleri de 6085 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce başladığından bu işlemlerin sonuçlandırılmasının da 6085 sayılı Sayıştay Kanunu hükümlerine göre değil, 832 sayılı Sayıştay Kanunu hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir.

832 sayılı Sayıştay Kanunu'nun “içtihadın birleştirilmesi” başlıklı 80’inci maddesinde yer alan hüküm, 6085 sayılı Sayıştay Kanun'un 58’inci maddesinde yer alan hüküm ile aynı mahiyette olup anılan maddede;

“İşin gereği ve ibraz edilen belgelerin mahiyetleri bir olduğu halde aynı konu hakkında dairelerce veya Temyiz Kurulunca verilen ilâmlar birbirine aykırı ise, Birinci Başkan bu ilâmları içtihadın birleştirilmesi için Genel Kurula verir.

Birinci Başkan birleşmiş içtihadın değiştirilmesi için de istemde bulunabilir.

İçtihadın birleştirilmesi ve değiştirilmesi kararları ile 18 inci madde gereğince alınan Genel Kurul kararları Resmi Gazete ile yayınlanır.” denilerek ilamların birbirine aykırılığının söz konusu olması durumunda Birinci Başkan tarafından içtihadın birleştirilmesi için bu ilamların Genel Kurula verileceği ve birleşmiş içtihadın değiştirilmesi için de Birinci Başkan’ın istemde bulunabileceği hükme bağlanmış olup bu hususa ilişkin olarak Kurulumuzca yapılacak işlem bulunmamakta; aynı konuda yargı organlarınca verilen kararlar şahsına, olayına ve dönemine münhasır olduğundan, mahkeme kararlarına göre üçüncü kişiler hakkında işlem yapılması mümkün bulunmamaktadır.

Dilekçe sahibi kamu zararı oluştuğu iddia edilen tutarın yanlış hesaplandığını,

"375 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin (2008/14012) ek 3’üncü maddesi uyarınca yapılacak ek ödemeye ilişkin karara ekli cetvelde, "Özel Hizmet Tazminatı Cetvelinin "(A) Üst Yönetim ve Genel İdare Hizmetleri" bölümünün; 4’üncü grubunda yer alanlar (kadro unvanı Büyükşehir Belediyesi bulunan illerin İl Özel İdaresi Genel Sekreteri statüsünde olanlar) için % 58 oranında ek ödeme öngörüldüğü için fazla ödendiği düşünülen tutardan alınması gereken tutar mahsup edildikten sonra kamu zararının hesap edilmesi gerektiğini iddia etmekte ise de;

İlam’ın konusu, hizmetin gereği ve özelliği gibi nedenlerle, Bakanlıklara göre farklılık arz eden ve bir kısmında hiç ödenmeyen ek ödeme, fon, ikramiye, teşvik ikramiyesi, döner sermaye ve katkı payı gibi ödemelerin İl Özel İdaresi Genel Sekreterine yersiz olarak ödenmesi olup, İlam’ın konusu dışında olan ve Genel Sekretere ödenmesi gerektiği ileri sürülen diğer ödemelerin, kamu zararı tutarından mahsup edilmesi ve tazmin hükmolunan tutarın düşürülmesi mümkün değildir. Ancak, ilgililerin mali hakları ile ilgili sorunlarını idareleri nezdinde çözmeleri mümkündür.

Buna karşın, rapor dosyası ve ekli belgelerin incelenmesi neticesinde; ………… tarih ve ………… numaralı, ………… tarih ve ………… numaralı ödeme emri belgelerine ekli maaş bordrolarında Maliye Bakanlığı personeli için öngörülen ek ödemenin özel hizmet tazminatı tutarından düşülmesine karşın 375 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’nin ek 3’üncü maddesi uyarınca yapılan ek ödeme tutarının özel hizmet tazminatı kalemi üzerinden hesaplandığı, daha sonraki maaş bordrolarında ise anılan ek ödeme tutarları ayrı bir kalem olarak dikkate alındığı, yukarıda tarih ve numarası verilen ödeme emri belgelerine ilişkin tazmin hükmolunan tutarların 375 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’nin ek 3’üncü maddesi uyarınca yapılan ek ödemeden kaynaklandığı; farkın özel hizmet tazminatının fazla ödenmesi nedeniyle değil ek ödemenin farklı bir kalemde giderleştirilmesi nedeniyle oluştuğu görülmüştür.

Bu itibarla, 02.12.2014 tarih ve 39716 tutanak sayılı Temyiz Kurulu Kararının 1’inci maddesinin (A) fıkrasının DÜZELTİLMESİNE, 1203 sayılı İlam’ın 1’inci maddesinin (A) fıkrası ile verilen ………… TL tutarındaki tazmin hükmünden mevzuata uygun olarak ödenen ………… TL’nin düşülerek, geriye kalan ve mevzuata aykırı olarak ödenen ………… TL’nin Harcama Yetkilisi ………… ve Gerçekleştirme Görevlisi …………’ın uhdesinde kalmak üzere DÜZELTİLMEK SURETİYLE TASDİKİNE,

Genel Sekreter Yardımcısı, Daire Başkanları Ve Hukuk Müşavirine Makam Ve Görev Tazminatı Ödenmesi

B) 1203 sayılı İlam’ın 1’inci maddesinin (B) fıkrası ile Genel Sekreter Yardımcısı …………, Daire Başkanları …………, …………, …………, …………, …………, Hukuk Müşaviri …………'a mevzuata aykırı olarak makam ve görev tazminatı ödenmesi nedeniyle ………… TL’ye tazmin hükmü verilmiş; 02.12.2014 tarih ve 39716 tutanak sayılı Temyiz Kurulu Kararının 1’inci maddesinin (B) fıkrası ile tazmin hükmünün tasdikine karar verilmiştir.

Dilekçe sahibi karar düzeltilmesi kapsamında vermiş olduğu dilekçesinde özetle;

İlam’ın 1’inci maddesinin (B) fıkrası ile ilgili olarak; İlam’ın 1’inci maddesinin (A) fıkrası için belirtilen gerekçelerin bu fıkra için de geçerli olduğunu, nitekim anılan hükme “(…) ilgili mevzuatında öngörülen ek gösterge, makam, görev ve temsil tazminatları ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 152 nci maddesi uyarınca ödenen zam ve tazminatlardan aynen yararlanırlar" ibaresi de getirilmek suretiyle hatadan dönüldüğünü, metnin kanun koyucunun iradesini tam olarak yansıtacak biçimde teknik olarak düzeltildiğini, dolayısıyla Yasanın özüne bakıldığında tazmin hükmünün hukuka aykırı olduğunu;

Ayrıca makam ve görev tazminatı ödenenlere ek ödeme yapılmadığını, Daire Başkanı …………'a ait bir kısım maaş bordrolarında bu hususun açıkça göründüğünü, Genel Sekreter Yardımcısı …………'na ödenmesi gerekli olan ek ödeme ile gerçekleştirilen ödeme arasındaki fark Personel Müdürlüğü’nden alınan çizelgede gösterildiğini, buna göre gerçekleştiği varsayılan kamu zararının İlam’daki kadar olmadığını, diğer daire başkanları ve hukuk müşavirine ait bordroların da aynı özellikte olduğunu, ahizlere makam-görev tazminatı ödenmeyecekse ek ödeme yapılmasının gerektiğini, bu nedenle kamu zararının yeniden hesap edilmesi gerektiğini;

Diğer yandan yargı organlarınca verilen kararlar şahsına, olayına ve dönemine münhasır olduğu belirtilmesine karşın idarelerinin ………… İl Özel İdaresi ile aynı özellikleri haiz bulunduğundan iki kurumun çalışanlarının ayrı statüdeymiş gibi değerlendirilmemesinin gerektiğini, buna karşın kararların ………… İl Özel İdaresinde çalışanların lehine verildiğini, bu kararın 6085 sayılı Sayıştay Kanunun “İçtihatların birleştirilmesi” başlıklı 58’inci maddesi hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini, Başsavcılık karşılamasında da bu konuyla ilgili bir görüş ortaya konulmadığını belirterek tazmin hükmünü tasdik eden kararın düzeltilmesini talep etmiştir.

Başsavcılık karşılamasında; “1203 sayılı Daire kararının 1/B maddesini esas alan Temyiz Kurulu kararı ilgili olarak: "İl Özel İdaresi Genel Sekreter Yardımcısı, Daire Başkanları, Hukuk Müşavirlerine ödenen makam ve görev tazminatlarının, 5302 sayılı Kanunun 36. maddesi ile 657 sayılı Kanunun 152. maddesine uygun olduğunu, ayrıca Temyiz Kurulu dilekçesinde belirtilen hususları dikkate almadan karar verdiğini ileri sürerek ilamın düzeltilmesini" istemektedir.

Düzeltme dilekçesinde ileri sürülen hususlar, 5302 sayılı Kanunun 36. maddesi, 527 sayılı KHK. 28.maddesi ve 631 sayılı KHK 11. maddeleri ile 6009 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi kapsamında hem Dairesince hem de Temyiz Kurulunca incelenip değerlendirilerek karar bağlandığı anlaşıldığından talebin reddine karar verilmesi uygun olur görüşündeyim.” şeklinde görüş bildirmiştir.

Duruşma talebinde bulunan ………… ile Sayıştay Başsavcı Vekilinin sözlü açıklamalarının dinlenmesinden ve dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra gereği görüşüldü;

5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun “Norm Kadro Ve Personel İstihdamı” başlıklı 36’ncı maddesinde; “Genel Sekreterlik kadrosuna atananlar, büyükşehir belediyesi bulunan illerde genel idare hizmetleri sınıfına dahil bakanlık genel müdürü, diğer illerde ise genel idare hizmetleri sınıfına dahil müstakil daire başkanı için ilgili mevzuatında öngörülen tüm haklardan aynen yararlanırlar; bunlar valinin teklifi ve İçişleri Bakanlığının onayı ile atanır.” hükmü yer almaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ek 26’ncı maddesinin (a) fıkrasında; Kanun’a ekli IV sayılı cetvelde unvanları yazılı görevlerde bulunanlara hizalarında gösterilen gösterge rakamlarının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunan miktarda makam tazminatı ödeneceği, ödemelerde aylıklara ilişkin hükümler uygulanacağı ve damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmayacağı belirtilmektedir.

Görev tazminatı, 375 sayılı KHK'nın 1’inci maddesinin (c) bendi gereği, makam tazminatı ödenip temsil tazminatı almayan personele ödenebilmektedir. Genel sekreter yardımcılığı, daire başkanlığı ve hukuk müşavirliği kadrolarında çalışanlar için makam tazminatı ödenmesi öngörülmediği için görev tazminatı ödenmesi de mümkün değildir.

Dilekçe sahibi, tazmin konusu edilen makam ve görev tazminatlarını hiçbir mevzuat hükmüne dayandıramamış olup sadece Büyükşehir Belediyesi Kanunu’ndaki hükümlerle mukayese yoluna gitmiştir.

Fakat Anayasanın 128’inci maddesinde, Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği; memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 146’ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında da;

“Bu Kanunun birinci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren memurlar aylık, ücret, ödenek, hizmetle ilgili her çeşit ödeme ve bunların şekil ve şartları bakımından bu Kanundaki hükümlere, aynı maddenin ikinci fıkrası kapsamına giren memurlar özel kanunlardaki hükümlere tabidir.

Memurlara kanun, tüzük ve yönetmeliklerin ve amirlerin tayin ettiği görevler karşılığında bu Kanunla sağlanan haklar dışında ücret ödenemez hiçbir yarar sağlanamaz.” denilmektedir.

Bununla birlikte, il özel idaresi genel sekreter yardımcısı, daire başkanları ve hukuk müşavirine yapılan makam ve görev tazminatı ödemelerinin 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 22’nci maddesi hükümleri ile mukayese edilerek ödenmesi yersizdir. Zira, ilgililer ………… İl Özel İdaresinde çalışmakta olup Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 22’nci maddesi hükümlerinin kendilerine uygulanması mümkün değildir.

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 22’nci maddesinde;

“Genel sekreter, belediye başkanının teklifi üzerine İçişleri Bakanı tarafından atanır. Genel sekreter kadrosuna atananlar, genel idare hizmeti sınıfına dahil bakanlık genel müdürleri, genel sekreter yardımcısı kadrosuna atananlar ise bakanlık bağımsız daire başkanları için ilgili mevzuatında öngörülen tüm haklardan aynen yararlanırlar.

Büyükşehir belediyesi 1. hukuk müşaviri ve daire başkanları, bağlı genel müdürlüklerin daire başkanlarının yararlandığı makam ve görev tazminatından aynen yararlanırlar.” hükmü yer almaktadır.

Yukarıda anılan mevzuat hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, İl Özel İdaresi Kanunu’nda, sadece il özel idaresi genel sekreterliği kadrosuna atananların yararlanacakları mali haklar hüküm altına alınmış olup, genel sekreter yardımcıları, daire başkanları ve hukuk müşavirleri için mevzuatta herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 22’nci maddesinde ise büyükşehir belediyesi genel sekreterliği ve büyükşehir belediyesi genel sekreter yardımcısı kadrosuna atananlar ile büyükşehir belediyesi daire başkanları ve birinci hukuk müşavirinin yararlanacağı mali haklar ayrı ayrı belirlenerek hüküm altına alınmıştır. Buna göre, eğer dilekçe sahibinin iddia ettiği gibi İl Özel İdaresinde çalışanlara başka kurumların tabi oldukları mevzuat hükümleri ile mukayese edilerek ödeme yapılabilecek olsaydı, İl Özel İdaresi Kanunu’nun 36’ncı maddesi ile genel sekretere yapılacak olan ödemeyi de tespit etmeye gerek kalmazdı. Zira Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 22’nci maddesinde Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterinin yararlanacağı mali haklar sayılmıştır.

Bu nedenle, Kanun Koyucu tarafından İl Özel İdaresi Kanunu’nda genel sekreter yardımcısı ve daire başkanlarının makam tazminatı, temsil tazminatı ve görev tazminatı alabileceğine dair herhangi bir hüküm konulmamasına rağmen, Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun büyükşehir belediyesi genel sekreter yardımcısı, daire başkanları ve hukuk müşavirinin yararlanacağı mali haklar gerekçe gösterilerek; il özel idaresinde görevli genel sekreter yardımcısı ve birinci hukuk müşaviri ile daire başkanlarına makam ve görev tazminatı ödenmesi mümkün değildir.

Yine, kararın 6085 sayılı Sayıştay Kanunun “İçtihatların birleştirilmesi” başlıklı 58’inci maddesi hükümlerine aykırılık teşkil ettiği iddia edilmişse de; İlam’ın (A) fıkrasıyla ilgili olarak da belirtildiği gibi 6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nun geçici 3’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereği söz konusu olaya ilişkin denetim ve hükme bağlama işlemleri 6085 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce başladığından bu işlemlerin sonuçlandırılmasının da 6085 sayılı Sayıştay Kanunu hükümlerine göre değil, 832 sayılı Sayıştay Kanunu hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. 832 sayılı Sayıştay Kanunu'nun “içtihadın birleştirilmesi” başlıklı 80’inci maddesinde yer alan hüküm gereği ise ilamların birbirine aykırılığının söz konusu olması durumunda Birinci Başkan tarafından içtihadın birleştirilmesi için bu ilamların Genel Kurula verileceği ve birleşmiş içtihadın değiştirilmesi için de Birinci Başkan’ın istemde bulunabileceği hükme bağlanmış olup bu hususa ilişkin olarak Kurulumuzca yapılacak işlem bulunmamakta; aynı konuda yargı organlarınca verilen kararlar şahsına, olayına ve dönemine münhasır olduğundan, mahkeme kararlarına göre üçüncü kişiler hakkında işlem yapılması mümkün bulunmamaktadır.

Dilekçe sahibi kamu zararı oluştuğu iddia edilen tutarın yanlış hesaplandığını,

"(A) Üst yönetim ve Genel idare hizmetleri" bölümünün; 6’ncı Grubunda sayılan "il özel idare Genel Sekreter Yardımcısı, Daire Başkanı ve Hukuk Müşaviri" unvanları için öngörülen ek ödeme oranları makam tazminatından yararlanılması halinde % 39 iken, makam tazminatından yararlanılmaması halinde % 53 olarak belirlendiği, bu farkın kamu zararı olarak belirtilen tutardan mahsup edilmiş olması gerektiği iddia edilmekte ise de; İlam’ın konusu il özel idaresinde görevli genel sekreter yardımcısı, daire başkanları ve hukuk müşavirine yersiz olarak ödenen makam ve görev tazminatları olup, İlam’ın konusu dışında olan ve genel sekreter yardımcısı, daire başkanları ve hukuk müşavirine ödenmesi gerektiği ileri sürülen diğer ödemelerin, kamu zararı tutarından mahsup edilmesi ve tazmin hükmolunan tutarın düşürülmesi mümkün değildir. Ancak, ilgililerin mali hakları ile ilgili sorunlarını idareleri nezdinde çözmeleri mümkündür.

Bu itibarla, 1203 sayılı İlam’ın 1’inci maddesinin (B) fıkrası ile verilen tazmin hükmünün tasdikine ilişkin 02.12.2014 tarih ve 39716 tutanak sayılı Temyiz Kurulu Kararının 1’inci maddesinin (B) fıkrasının DÜZELTİLMESİNE MAHAL OLMADIĞINA,