Temyiz Karar Detayı
Kamu İdaresi
Diğer Özel Bütçeli İdareler
Yılı
2014
Daire
8
Dosya No
43685
Tutanak No
45417
Tutanak Tarihi
12.12.2018
Konu
İhale Mevzuatı ile İlgili Kararlar
KARAR
Konu: Temyize konu ilam maddesi ile ilgili olarak Dairesince daha sonra ek ilam düzenlenmiş olması.
1- 151 sayılı İlamın 7’nci maddesi ile ... Göleti İnşaatı İşine ilişkin olarak verilen süre uzatımı sonucu revize iş programı yapıldıktan sonra düzenlenen 19 no.lu hakediş ile, geçmişe dönük revize edilen ödenek dilimlerine göre yeniden fiyat farkı hesaplanarak yükleniciye fark ödemesi yapılması nedeniyle ... TL’ye tazmin hükmü verilmiş, Temyiz Kurulu’nun 03/05/2017 tarih ve 43042 tutanak no.lu ilamının 1 inci maddesi ile söz konusu ilam hükmü için bozma kararı verilmesi üzerine Dairesince 07/12/2017 tarihinde yapılan yargılama sonucunda 09/02/2018 tarihli ve 315 no.lu Ek İlam 1’inci maddesi ile aynı tutara tekrar tazmin hükmü verilmiştir. Bu kararın üzerine sorumlular temyiz talebinde bulunmuşlar ancak aynı zamanda tazmin çıkan tutarın tamamının tahsil edildiğini Sayıştay Başkanlığına bildirmişler, konu hakkında denetçisi tarafından yazılar ek rapor 18.10.2018 tarihinde Dairesince yargılanmış ve,
“1- ... Genel Müdürlüğü 2014 yılı hesabına ait yargılamaya esas Ek Raporun 07.12.2017 tarihinde Dairemizde yargılanması sonucunda düzenlenen 315 no.lu Ek İlamın 1’inci maddesiyle; ... (...) Bölge Müdürlüğü ile Makro-Tel İletişim İnş. Nak. Enerji Danışmanlık San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında 08.04.2011 tarihinde sözleşmesi imzalanan “... Göleti” inşaatı işine ilişkin olarak düzenlenen 19 no.lu hakediş ile, işin sözleşmesine ve Yapım İşleri Fiyat Farkı Hesabında Uygulanacak Esasların 8’inci maddesine aykırı olarak geçmişe dönük revize edilen ödenek dilimlerine göre yeniden fiyat farkı hesaplanarak yükleniciye fark ödemesi yapılması sonucu oluşan ... TL tutarındaki kamu zararının sorumlularından tazminine, oy çokluğuyla, karar verilmişti.
Bu defa, sorumlularca gönderilen savunmalarda; tazmin hükmü tutarı ... TL’nin yasal faizi ile birlikte ahiz şirketten tahsil edildiği, belirtilmiştir. Dairemizce savunmalar ve eki belgeler üzerinde yapılan incelemede; kamu zararı tutarı ... TL’nin, ... TL’sinin, 12.06.2018 tarih ve 2639197 sayılı ödeme emri belgesine bağlı yüklenicinin ... İnşaatına ait 23 no.lu (kesin) hakediş raporundan kesinti yapılmak suretiyle hüküm tarihi olan 07.12.2017’den sonra tahsil edildiği görüldüğünden, ilamın infazı mahiyetindeki söz konusu tahsilat için yapılacak işlem bulunmadığına, Kalan ... TL’sinin ise, 21.09.2016 tarih ve 11001 yevmiye no.lu (20160011316 işlem no.lu) MİF ile hüküm tarihi olan 07.12.2017’den önce tahsil edildiği görüldüğünden, bu tutar için yapılan başvurunun, 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendi hükmü gereğince yargılamanın iadesi yoluyla görüşülmesine karar verilerek;
Konu hakkında ilişilecek husus kalmadığına ve bu tutarın, sorumluları Harcama Yetkilisi ... (Bölge Md. Yrd.) ile Gerçekleştirme Görevlileri ... (İnşaat Müh.), ... (21. Şube Müdürü), ... (İnşaat Yük. Mühendisi) ve ... (Barajlar ve Hes Şube Md. V.)’in uhdelerinden kaldırılarak, bu hususta beraatlerine ve tahsilatın Ek İlamda gösterilmesine, oy birliğiyle, karar verildi.”
Şeklinde hüküm kurulmuştur.
Buna göre, sorumlu Gerçekleştirme Görevlisi (İnşaat Müh.) ... tarafından temyiz edilen 09/02/2018 tarihli ve 315 no.lu ilam hükmü ortadan kalkmış ve yerine 19.11.2018 tarihli ve 346 no.lu ilam hükmü gelmiştir. Kalkmış bir ilam hükmü için temyiz müracaatı mümkün olmadığından YAPILACAK İŞLEM BULUNMADIĞINA, (Üye ...’nün, sorumlunun temyiz başvurusunun görüşülmesi gerekir, yönündeki aşağıda yazılı azınlık görüşüne karşı) oy çokluğuyla
12.12.2018 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ/AZINLIK GÖRÜŞÜ
Üye ...’nün karşı oy gerekçesi;
“... Genel Müdürlüğü, 2014 yılı hesabının Sayıştay 8. Dairesince yargılanması sonunda çıkarılan 151 sayılı İlam’ın 7’nci maddesi ile ... Göleti İnşaatı İşine ilişkin olarak verilen süre uzatımı sonucu revize iş programı yapıldıktan sonra düzenlenen 19 no.lu hakediş ile, geçmişe dönük revize edilen ödenek dilimlerine göre yeniden fiyat farkı hesaplanarak yükleniciye fark ödemesi yapılması nedeniyle ... TL’ye tazmin hükmü verilmiş, Temyiz Kurulu’nun 03/05/2017 tarih ve 43042 tutanak no.lu ilamının 1’inci maddesi ile söz konusu ilam hükmü için bozma kararı verilmesi üzerine Dairesince 07/12/2017 tarihinde yapılan yargılama sonucunda 09/02/2018 tarihli ve 315 no.lu Ek İlam 1’inci maddesi ile aynı tutara tekrar tazmin hükmü verilmiştir. Bu karar üzerine sorumlular temyiz talebinde bulunmuş, aynı zamanda tazmin tutarın tamamının tahsil edildiğini Sayıştay Başkanlığına bildirmişlerdir. Bunun üzerine denetçisi tarafından yazılar ek rapor 18.10.2018 tarihinde Dairesince yargılamanın iadesi suretiyle yeniden görüşülmüş ve 346 no.lu ek ilam çıkarılmıştır.
Gerçekleştirme Görevlisi sıfatı ile ilamlarda sorumlu tutulan ...’nün bu ek ilama karşı 19.2.2018 tarihinde Temyiz Kuruluna müracaat ettiği, ancak aynı zamanda tazmin tutarının ahizinden kesinti suretiyle de tahsil edildiğini 19.6.2018 tarihli dilekçesiyle diğer sorumlularla birlikte Sayıştay Başkanlığına bildirdiği görülmekte olup, bu bildirim üzerine Dairesince yargılamanın iadesi suretiyle 346 sayılı yeni bir ek ilam düzenlendiği anlaşılmaktadır. Buna göre, sorumlu tarafından temyiz edilen 09/02/2018 tarihli ve 315 no.lu ilam hükmü ortadan kalkmış ve yerine 18.10.2018 tarihli ve 346 no.lu ilam hükmü gelmiş olduğundan esasen temyiz talebinin 346 sayılı ek ilam için yenilenmesi gerekir.
Ancak sorumlunun 315 sayılı ek ilam için kanuni süresinde Temyiz Kuruluna müracaat ettiği ve duruşmaya katılarak bu itirazını sözle yenilediği de bir gerçektir. Bu noktada dairece çıkartılan yeni ek ilam için tekrar müracaat gerektiği gerekçesi ile talebin reddedilmesi sorumlunun temyiz hakkını kullanamaması sonucunu doğurabilir. Zira dairece çıkartılan 19.11.2018 tarih ve 346 sayılı ek ilam için temyiz süresi de dolmuş olabilir.
6085 sayılı Sayıştay Kanununda kanun yolları, temyiz, yargılamanın iadesi ve karar düzeltme olarak sayılmıştır. Aynı Kanunun 55. maddesinde “Sayıştay dairelerince verilen ilamlar Sayıştay Temyiz Kurulunda temyiz olunur” denildikten sonra, 54. maddesinde temyiz ve yargılamanın iadesi taleplerinin dilekçe ile yapılacağı ve dilekçenin Sayıştay Başkanlığına verileceği ifade edilmiştir.
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 61’inci maddesinde “Bu Kanunda yargılama usulüne ve kanun yollarına ilişkin hüküm bulunmayan hallerde 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri uygulanır” denilmektedir. 6100 sayılı Kanunun 447’nci maddesinde de “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır.” Denilmekte, 6100 sayılı Kanunun 374’üncü maddesinde de “Yargılamanın iadesi, kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir” denilmektedir.
Bir karar kanun yollarından geçtikten sonra veya kanun yollarına başvurma süresi geçirildikten sonra kesinleşir. Kesin hüküm, hükmü veren mahkeme de dâhil diğer bütün mahkemeleri de bağlar. Yani birer hesap mahkemesi olan daireler aynı davayı bir daha görüşemezler. Bunun en önemli istisnası yargılamanın iadesi müessesesidir. Yargılamanın iadesi ağır yargılama hatalarının düzeltilmesi için getirilmiş olağan üstü bir kanun yolu olup, bu yola ancak kesinleşmiş olan kararlara karşı gidilebilmektedir. Diğer bir ifade ile temyiz süresi dolmadan karar henüz kesinleşmediğinden yargılamanın iadesine gidilemez. Ancak Sayıştay mevzuatında açık bir düzenleme bulunmadığından, uygulamada bu ilke gözetilmemekte, henüz karar kesinleşmemiş olsa da yargılamanın iadesine gidilebilmektedir. Bu durumda temyiz süresi içerisinde Sayıştay’a başvuran sorumlu önce temyize mi, yoksa yargılamanın iadesi için daireye mi başvurması gerektiği konusunda tereddüde düşebilmektedir. Şayet mevcut durumda olduğu gibi sorumlu usulüne uygun temyiz müracaatı yaptığı halde diğer sorumlunun ya da kendisinin daire ilamında belirtilen tutarın tahsil edildiğini bildirmesi durumunda yargılamanın iadesi talebi uygun görülürse, kişi kendisinin konunun esasına dair zaten bir temyiz talebi olduğu için ikinci ilam hakkında temyiz talebinde bulunmadığında ikinci ilamla ilgili temyiz süresi de geçtiği için adil yargılanma, mahkemeye erişim ve savunma hakkı açısından mağdur olabilmektedir. Bu nedenle yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınmak gerekir. Olaya bu çerçevede bakıldığında, hiç olmazsa temyiz süresi içerisinde usulüne uygun müracaatta bulunmuş ve duruşmaya katılarak bu talebini sözle de ifade etmiş sorumlunun temyiz talebinin, tahsilat bildirmek için yapılmış müracaat nedeniyle çıkmış yeni ilam için de geçerli kabul edilmesi ve temyiz hakkının kullandırılması gerekir. Aksi takdirde sorumlu, temyiz hakkından mahrum bırakılmış olmaktadır.
“Mahkemeye etkili erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirmektedir. Özellikle hukuki belirsizlikler ya da uygulamadaki belirsizlikler, kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilmektedir” (Anayasa Mahkemesi Kararı AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 33)
Olayımızda tam da bu durum ortaya çıkmış durumdadır. Kişi daire kararı henüz kesinleşmeden usulüne uygun olarak temyiz başvurusunda bulunmuş, ancak aynı zamanda yükleniciden yapmış olduğu tahsilatı da Sayıştay’a bildirmiş, daire bu bildirim üzerine Sayıştay uygulamasındaki farklılıktan dolayı daire karar henüz temyizde görüşülüp kesinleşmeden, yargılamanın iadesi ile yeni hüküm vermiştir. Bu farklı durum sorumludan çok, Sayıştay yargısında kanun yollarına başvuru ile ilgili hukuki ve uygulama belirsizliğinden kaynaklanmıştır. Zira yukarıda da izah edildiği gibi Sayıştay yargısında, temyiz yolunun öncelikle tüketilmesi gerektiği yolunda bir uygulama birliği yoktur.
“Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel haline gelmeleri durumunda, mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır.” (AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 36)
Olayımızda kişi temyiz süresi içinde başvurmuş, ancak daire temyiz sonucunu beklemeden yargılamanın iadesine gerek gördüğü ve sorumlu da bu yeni hüküm için tekrar temyiz müracaatında bulunması gerektiğini bilmediği için kişinin temyiz kuruluna erişimi engellenmiş olmaktadır.
“Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri "belirlilik"tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu birtakım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup; birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların kamu otoritesine hangi müdahale yetkisini doğurduğunu, kanundan öğrenebilme imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği, kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.” (AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 46)
“Kanun metni, bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla, uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dair yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır.” (AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 47)
“AİHM içtihatlarına göre de bir kanuni düzenlemenin bireylerin davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukuki yardım almak suretiyle, bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir.” (AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 47)
Tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, yargılamanın iadesine başvurabilmek için daire kararının kesinleşmesinin beklenip beklenmeyeceği, sorumluların önce temyize mi, yargılamanın iadesine mi başvurması gerektiği, her ikisine birlikte başvurma haklarının olup olmadığı veya her ikisine birlikte başvurulduğunda önceliğin hangisinde olacağı, yargılamanın iadesine başvurduğu takdirde dairece bu başvuru uygun bulunmaz ise bu karara karşı temyiz yolunun açık olup olmadığı, temyiz süresi içerisinde Sayıştay’a yapılan başvuru daire tarafından yargılamanın iadesini gerektirir nitelikte bulunmaz ise konunun dairece temyiz kuruluna havale edilip edilemeyeceği, karar kesinleşmeden yargılamanın iadesine gidildiğinde temyiz başvurusunun yenilenip yenilenmeyeceği hususlarında, bir açıklık bulunmadığı, mevcut mevzuatın, sorumluların hukuki yardım almak suretiyle dahi, hangi somut eylemine, hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmadığı görülmektedir.
Usulüne uygun yapılmış temyiz müracaatında, karar kesinleşmeden yargılamanın iadesi talebiyle ilamın ortadan kalktığı durumlarda, temyiz müracaatının devamında ısrar edildiğinde, ilgilinin usuli bir hak kaybına uğramaması ilke olmalıdır.
Sayıştay yargısında kanun yollarına başvurmaya ilişkin kuralları düzenleyen 6085 sayılı Kanun ve diğer ilgili mevzuatta, nasıl bir yol izleneceğinin açıkça düzenlenmemiş olmasının bu konudaki uygulamanın öngörülebilirliğini zorlaştırdığı açıktır. Sonuç itibarıyla, kanun yollarına başvuruda mevzuattaki düzenlemelerin ve uygulamanın neden olduğu belirsizlik somut uygulamaya da yansımış olup, bu çerçevede, başvurucunun temyiz talebinin reddedilmesinin, mahkemeye erişim hakkı bakımından öngörülebilir olduğunun kabulü mümkün değildir. Kaldı ki başvurucu, temyiz süresi içerisinde dairenin ilgili ilamına karşı kanun yoluna başvurma yönündeki istek ve iradesini ortaya koymuş ve bu talebini katıldığı temyiz duruşmasında da ifade etmiş olduğundan, başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma konusunda özensiz bir tutum sergilediği de söylenemez.
Açıklanan nedenlerle, daire ilamının hukukiliğinin temyiz yoluyla denetletme imkânından mahrum bırakılmaması için, sorumlunun temyiz başvurusunun görüşülmesi gerekir.”
Konu: Temyize konu ilam maddesi ile ilgili olarak Dairesince daha sonra ek ilam düzenlenmiş olması.
2- 151 sayılı İlamın 8’inci maddesi ile ... Barajı İnşaatı İşine ilişkin olarak verilen süre uzatımı sonucu revize iş programı yapıldıktan sonra düzenlenen 15 no.lu hakediş ile, geçmişe dönük revize edilen ödenek dilimlerine göre yeniden fiyat farkı hesaplanarak yükleniciye fark ödemesi yapılması nedeniyle ... TL’ye tazmin hükmü verilmiş, Temyiz Kurulu’nun 03/05/2017 tarih ve 43042 tutanak no.lu ilamının 2’nci maddesi ile söz konusu ilam hükmü için bozma kararı verilmesi üzerine Dairesince 07/12/2017 tarihinde yapılan yargılama sonucunda 09/02/2018 tarihli ve 315 no.lu Ek İlam 2’nci maddesi ile aynı tutara tekrar tazmin hükmü verilmiştir. Bu kararın üzerine sorumlular temyiz talebinde bulunmuşlar ancak aynı zamanda tazmin çıkan tutarın tamamının tahsil edildiğini Sayıştay Başkanlığına bildirmişler, konu hakkında denetçisi tarafından yazılar ek rapor 22.05.2018 tarihinde Dairesince yargılanmış ve,
“1- ... Genel Müdürlüğü 2014 yılı hesabına ait yargılamaya esas ek raporun 07.12.2017 tarihinde Dairemizde yargılanması sonucunda düzenlenen 315 no.lu Ek İlamın 2’nci maddesiyle tazminine hükmolunan konunun 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 56’ıncı maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendi hükmü gereğince yargılamanın iadesi yoluyla görüşülmesine karar verildi.
315 no.lu Ek İlamın 2’nci maddesiyle; ... (...) Bölge Müdürlüğü ile ... Ltd. Şti. ve ... ve Tic. A.Ş. İş Ortaklığı arasında 01.12.2011 tarihinde sözleşmesi imzalanan “Ödemiş Aktaş Projesi ... Barajı İnşaatı İşi”ne ilişkin olarak düzenlenen 15 no.lu hakkediş ile, işin sözleşmesine ve Yapım İşleri Fiyat Farkı Hesabında Uygulanacak Esasların 8’inci maddesine aykırı olarak geçmişe dönük revize edilen ödenek dilimlerine göre yeniden fiyat farkı hesaplanarak yükleniciye fark ödemesi yapılması sonucu oluşan ... TL tutarındaki kamu zararının sorumlularından tazminine, oy çokluğuyla, karar verilmişti.
Bu defa, sorumlularca gönderilen savunmalarda; tazmin hükmü tutarı ... TL’nin yasal faizi ile birlikte, işe ait düzenlenen 15.07.2016 tarih ve 32 no.lu hakkediş raporundan kesinti yapılmak suretiyle ahiz şirketten tahsil edildiği, belirtilmiştir.
Dairesince yapılan yargılama sonucunda;
“Savunmaların ve eki belgelerin incelemesinde; 315 no.lu Ek İlamın 2’nci maddesiyle tazminine hükmedilen ... TL tutarındaki kamu zararının, 20.07.2016 tarih ve 8325 no.lu ödeme emri belgesi eki 32 no.lu hakkediş raporundan kesinti yapılmak suretiyle ahizi ... Ltd. Şti. ve ... ve Tic. AŞ. İş Ortaklığı’ndan hüküm tarihinden önce tahsil edildiği görüldüğünden ilişilecek husus kalmadığına ve 315 no.lu Ek İlamın 2’nci maddesi ile verilen ... TL tutarındaki tazmin hükmünün, sorumluları … uhdelerinden kaldırılarak, bu konuda beraatlerine,
6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 55’inci maddesi uyarınca işbu Ek İlamın tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içerisinde Sayıştay Temyiz Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle,
22.05.2018 tarihinde karar verildiği …”
Şeklinde hüküm kurulmuştur.
Buna göre, sorumlu Gerçekleştirme Görevlisi (İnşaat Müh.) ... tarafından temyiz edilen 09/02/2018 tarihli ve 315 no.lu ilam hükmü ortadan kalkmış ve yerine 06.06.2018 tarihli ve 326 no.lu ilam hükmü gelmiştir. Kalkmış bir ilam hükmü için temyiz müracaatı mümkün olmadığından YAPILACAK İŞLEM BULUNMADIĞINA, (Üye ...’nün, sorumlunun temyiz başvurusunun görüşülmesi gerekir, yönündeki aşağıda yazılı azınlık görüşüne karşı) oy çokluğuyla,
Karar verildiği 12.12.2018 tarih ve 45417 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.
KARŞI OY GEREKÇESİ/AZINLIK GÖRÜŞÜ
Üye ...’nün karşı oy gerekçesi;
“... Genel Müdürlüğü, 2014 yılı hesabının Sayıştay 8. Dairesince yargılanması sonunda çıkarılan 151 sayılı İlam’ın 8’inci maddesi ile ... Barajı İnşaatı İşine ilişkin olarak verilen süre uzatımı sonucu revize iş programı yapıldıktan sonra düzenlenen 15 no.lu hakediş ile, geçmişe dönük revize edilen ödenek dilimlerine göre yeniden fiyat farkı hesaplanarak yükleniciye fark ödemesi yapılması nedeniyle ... TL’ye tazmin hükmü verilmiş, Temyiz Kurulu’nun 03/05/2017 tarih ve 43042 tutanak no.lu ilamının 2’nci maddesi ile söz konusu ilam hükmü için bozma kararı verilmesi üzerine Dairesince 07/12/2017 tarihinde yapılan yargılama sonucunda 09/02/2018 tarihli ve 315 no.lu Ek İlam 2’nci maddesi ile aynı tutara tekrar tazmin hükmü verilmiştir. Bu karar üzerine sorumlular temyiz talebinde bulunmuş, aynı zamanda tazmin tutarın tamamının tahsil edildiğini Sayıştay Başkanlığına bildirmişlerdir. Bunun üzerine denetçisi tarafından yazılar ek rapor 06.06.2018 tarihinde Dairesince yargılamanın iadesi suretiyle yeniden görüşülmüş ve 326 no.lu ek ilam çıkarılmıştır.
Gerçekleştirme Görevlisi sıfatı ile ilamlarda sorumlu tutulan ...’nün bu ek ilama karşı Temyiz Kuruluna müracaat ettiği, ancak aynı zamanda tazmin tutarının ahizinden kesinti suretiyle de tahsil edildiğini diğer sorumlularla birlikte Sayıştay Başkanlığına bildirdiği görülmekte olup, bu bildirim üzerine Dairesince yargılamanın iadesi suretiyle 326 sayılı yeni bir ek ilam düzenlendiği anlaşılmaktadır. Buna göre, sorumlu tarafından temyiz edilen 09/02/2018 tarihli ve 315 no.lu ilam hükmü ortadan kalkmış ve yerine 06.06.2018 tarihli ve 326 no.lu ilam hükmü gelmiş olduğundan esasen temyiz talebinin 326 sayılı ek ilam için yenilenmesi gerekir.
Ancak sorumlunun 315 sayılı ek ilam için kanuni süresinde Temyiz Kuruluna müracaat ettiği ve duruşmaya katılarak bu itirazını sözle yenilediği de bir gerçektir. Bu noktada dairece çıkartılan yeni ek ilam için tekrar müracaat gerektiği gerekçesi ile talebin reddedilmesi sorumlunun temyiz hakkını kullanamaması sonucunu doğurabilir. Zira dairece çıkartılan 06.06.2018 tarih ve 326 sayılı ek ilam için temyiz süresi de dolmuş olabilir.
6085 sayılı Sayıştay Kanununda kanun yolları, temyiz, yargılamanın iadesi ve karar düzeltme olarak sayılmıştır. Aynı Kanunun 55. maddesinde “Sayıştay dairelerince verilen ilamlar Sayıştay Temyiz Kurulunda temyiz olunur” denildikten sonra, 54. maddesinde temyiz ve yargılamanın iadesi taleplerinin dilekçe ile yapılacağı ve dilekçenin Sayıştay Başkanlığına verileceği ifade edilmiştir.
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 61’inci maddesinde “Bu Kanunda yargılama usulüne ve kanun yollarına ilişkin hüküm bulunmayan hallerde 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri uygulanır” denilmektedir. 6100 sayılı Kanunun 447’nci maddesinde de “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır.” Denilmekte, 6100 sayılı Kanunun 374’üncü maddesinde de “Yargılamanın iadesi, kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir.” denilmektedir.
Bir karar kanun yollarından geçtikten sonra veya kanun yollarına başvurma süresi geçirildikten sonra kesinleşir. Kesin hüküm, hükmü veren mahkeme de dâhil diğer bütün mahkemeleri de bağlar. Yani birer hesap mahkemesi olan daireler aynı davayı bir daha görüşemezler. Bunun en önemli istisnası yargılamanın iadesi müessesesidir. Yargılamanın iadesi ağır yargılama hatalarının düzeltilmesi için getirilmiş olağan üstü bir kanun yolu olup, bu yola ancak kesinleşmiş olan kararlara karşı gidilebilmektedir. Diğer bir ifade ile temyiz süresi dolmadan karar henüz kesinleşmediğinden yargılamanın iadesine gidilemez. Ancak Sayıştay mevzuatında açık bir düzenleme bulunmadığından, uygulamada bu ilke gözetilmemekte, henüz karar kesinleşmemiş olsa da yargılamanın iadesine gidilebilmektedir. Bu durumda temyiz süresi içerisinde Sayıştay’a başvuran sorumlu önce temyize mi, yoksa yargılamanın iadesi için daireye mi başvurması gerektiği konusunda tereddüde düşebilmektedir. Şayet mevcut durumda olduğu gibi sorumlu usulüne uygun temyiz müracaatı yaptığı halde diğer sorumlunun ya da kendisinin daire ilamında belirtilen tutarın tahsil edildiğini bildirmesi durumunda yargılamanın iadesi talebi uygun görülürse, kişi kendisinin konunun esasına dair zaten bir temyiz talebi olduğu için ikinci ilam hakkında temyiz talebinde bulunmadığında ikinci ilamla ilgili temyiz süresi de geçtiği için adil yargılanma, mahkemeye erişim ve savunma hakkı açısından mağdur olabilmektedir. Bu nedenle yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınmak gerekir. Olaya bu çerçevede bakıldığında, hiç olmazsa temyiz süresi içerisinde usulüne uygun müracaatta bulunmuş ve duruşmaya katılarak bu talebini sözle de ifade etmiş sorumlunun temyiz talebinin, tahsilat bildirmek için yapılmış müracaat nedeniyle çıkmış yeni ilam için de geçerli kabul edilmesi ve temyiz hakkının kullandırılması gerekir. Aksi takdirde sorumlu, temyiz hakkından mahrum bırakılmış olmaktadır.
“Mahkemeye etkili erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirmektedir. Özellikle hukuki belirsizlikler ya da uygulamadaki belirsizlikler, kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilmektedir.” (Anayasa Mahkemesi Kararı AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 33)
Olayımızda tam da bu durum ortaya çıkmış durumdadır. Kişi daire kararı henüz kesinleşmeden usulüne uygun olarak temyiz başvurusunda bulunmuş, ancak aynı zamanda yükleniciden yapmış olduğu tahsilatı da Sayıştay’a bildirmiş, daire bu bildirim üzerine Sayıştay uygulamasındaki farklılıktan dolayı daire karar henüz temyizde görüşülüp kesinleşmeden, yargılamanın iadesi ile yeni hüküm vermiştir. Bu farklı durum sorumludan çok, Sayıştay yargısında kanun yollarına başvuru ile ilgili hukuki ve uygulama belirsizliğinden kaynaklanmıştır. Zira yukarıda da izah edildiği gibi Sayıştay yargısında, temyiz yolunun öncelikle tüketilmesi gerektiği yolunda bir uygulama birliği yoktur.
“Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel haline gelmeleri durumunda, mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır.” (AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 36)
Olayımızda kişi temyiz süresi içinde başvurmuş, ancak daire temyiz sonucunu beklemeden yargılamanın iadesine gerek gördüğü ve sorumlu da bu yeni hüküm için tekrar temyiz müracaatında bulunması gerektiğini bilmediği için kişinin temyiz kuruluna erişimi engellenmiş olmaktadır.
“Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri "belirlilik"tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu birtakım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup; birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların kamu otoritesine hangi müdahale yetkisini doğurduğunu, kanundan öğrenebilme imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği, kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.” (AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 46)
“Kanun metni, bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla, uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dair yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır.” (AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 47)
“AİHM içtihatlarına göre de bir kanuni düzenlemenin bireylerin davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukuki yardım almak suretiyle, bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir.” (AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 47)
Tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, yargılamanın iadesine başvurabilmek için daire kararının kesinleşmesinin beklenip beklenmeyeceği, sorumluların önce temyize mi, yargılamanın iadesine mi başvurması gerektiği, her ikisine birlikte başvurma haklarının olup olmadığı veya her ikisine birlikte başvurulduğunda önceliğin hangisinde olacağı, yargılamanın iadesine başvurduğu takdirde dairece bu başvuru uygun bulunmaz ise bu karara karşı temyiz yolunun açık olup olmadığı, temyiz süresi içerisinde Sayıştay’a yapılan başvuru daire tarafından yargılamanın iadesini gerektirir nitelikte bulunmaz ise konunun dairece temyiz kuruluna havale edilip edilemeyeceği, karar kesinleşmeden yargılamanın iadesine gidildiğinde temyiz başvurusunun yenilenip yenilenmeyeceği hususlarında, bir açıklık bulunmadığı, mevcut mevzuatın, sorumluların hukuki yardım almak suretiyle dahi, hangi somut eylemine, hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmadığı görülmektedir.
Usulüne uygun yapılmış temyiz müracaatında, karar kesinleşmeden yargılamanın iadesi talebiyle ilamın ortadan kalktığı durumlarda, temyiz müracaatının devamında ısrar edildiğinde, ilgilinin usuli bir hak kaybına uğramaması ilke olmalıdır.
Sayıştay yargısında kanun yollarına başvurmaya ilişkin kuralları düzenleyen 6085 sayılı Kanun ve diğer ilgili mevzuatta, nasıl bir yol izleneceğinin açıkça düzenlenmemiş olmasının bu konudaki uygulamanın öngörülebilirliğini zorlaştırdığı açıktır. Sonuç itibarıyla, kanun yollarına başvuruda mevzuattaki düzenlemelerin ve uygulamanın neden olduğu belirsizlik somut uygulamaya da yansımış olup, bu çerçevede, başvurucunun temyiz talebinin reddedilmesinin, mahkemeye erişim hakkı bakımından öngörülebilir olduğunun kabulü mümkün değildir. Kaldı ki başvurucu, temyiz süresi içerisinde dairenin ilgili ilamına karşı kanun yoluna başvurma yönündeki istek ve iradesini ortaya koymuş ve bu talebini katıldığı temyiz duruşmasında da ifade etmiş olduğundan, başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma konusunda özensiz bir tutum sergilediği de söylenemez.
Açıklanan nedenlerle, daire ilamının hukukiliğinin temyiz yoluyla denetletme imkânından mahrum bırakılmaması için, sorumlunun temyiz başvurusunun görüşülmesi gerekir.”
1- 151 sayılı İlamın 7’nci maddesi ile ... Göleti İnşaatı İşine ilişkin olarak verilen süre uzatımı sonucu revize iş programı yapıldıktan sonra düzenlenen 19 no.lu hakediş ile, geçmişe dönük revize edilen ödenek dilimlerine göre yeniden fiyat farkı hesaplanarak yükleniciye fark ödemesi yapılması nedeniyle ... TL’ye tazmin hükmü verilmiş, Temyiz Kurulu’nun 03/05/2017 tarih ve 43042 tutanak no.lu ilamının 1 inci maddesi ile söz konusu ilam hükmü için bozma kararı verilmesi üzerine Dairesince 07/12/2017 tarihinde yapılan yargılama sonucunda 09/02/2018 tarihli ve 315 no.lu Ek İlam 1’inci maddesi ile aynı tutara tekrar tazmin hükmü verilmiştir. Bu kararın üzerine sorumlular temyiz talebinde bulunmuşlar ancak aynı zamanda tazmin çıkan tutarın tamamının tahsil edildiğini Sayıştay Başkanlığına bildirmişler, konu hakkında denetçisi tarafından yazılar ek rapor 18.10.2018 tarihinde Dairesince yargılanmış ve,
“1- ... Genel Müdürlüğü 2014 yılı hesabına ait yargılamaya esas Ek Raporun 07.12.2017 tarihinde Dairemizde yargılanması sonucunda düzenlenen 315 no.lu Ek İlamın 1’inci maddesiyle; ... (...) Bölge Müdürlüğü ile Makro-Tel İletişim İnş. Nak. Enerji Danışmanlık San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında 08.04.2011 tarihinde sözleşmesi imzalanan “... Göleti” inşaatı işine ilişkin olarak düzenlenen 19 no.lu hakediş ile, işin sözleşmesine ve Yapım İşleri Fiyat Farkı Hesabında Uygulanacak Esasların 8’inci maddesine aykırı olarak geçmişe dönük revize edilen ödenek dilimlerine göre yeniden fiyat farkı hesaplanarak yükleniciye fark ödemesi yapılması sonucu oluşan ... TL tutarındaki kamu zararının sorumlularından tazminine, oy çokluğuyla, karar verilmişti.
Bu defa, sorumlularca gönderilen savunmalarda; tazmin hükmü tutarı ... TL’nin yasal faizi ile birlikte ahiz şirketten tahsil edildiği, belirtilmiştir. Dairemizce savunmalar ve eki belgeler üzerinde yapılan incelemede; kamu zararı tutarı ... TL’nin, ... TL’sinin, 12.06.2018 tarih ve 2639197 sayılı ödeme emri belgesine bağlı yüklenicinin ... İnşaatına ait 23 no.lu (kesin) hakediş raporundan kesinti yapılmak suretiyle hüküm tarihi olan 07.12.2017’den sonra tahsil edildiği görüldüğünden, ilamın infazı mahiyetindeki söz konusu tahsilat için yapılacak işlem bulunmadığına, Kalan ... TL’sinin ise, 21.09.2016 tarih ve 11001 yevmiye no.lu (20160011316 işlem no.lu) MİF ile hüküm tarihi olan 07.12.2017’den önce tahsil edildiği görüldüğünden, bu tutar için yapılan başvurunun, 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendi hükmü gereğince yargılamanın iadesi yoluyla görüşülmesine karar verilerek;
Konu hakkında ilişilecek husus kalmadığına ve bu tutarın, sorumluları Harcama Yetkilisi ... (Bölge Md. Yrd.) ile Gerçekleştirme Görevlileri ... (İnşaat Müh.), ... (21. Şube Müdürü), ... (İnşaat Yük. Mühendisi) ve ... (Barajlar ve Hes Şube Md. V.)’in uhdelerinden kaldırılarak, bu hususta beraatlerine ve tahsilatın Ek İlamda gösterilmesine, oy birliğiyle, karar verildi.”
Şeklinde hüküm kurulmuştur.
Buna göre, sorumlu Gerçekleştirme Görevlisi (İnşaat Müh.) ... tarafından temyiz edilen 09/02/2018 tarihli ve 315 no.lu ilam hükmü ortadan kalkmış ve yerine 19.11.2018 tarihli ve 346 no.lu ilam hükmü gelmiştir. Kalkmış bir ilam hükmü için temyiz müracaatı mümkün olmadığından YAPILACAK İŞLEM BULUNMADIĞINA, (Üye ...’nün, sorumlunun temyiz başvurusunun görüşülmesi gerekir, yönündeki aşağıda yazılı azınlık görüşüne karşı) oy çokluğuyla
12.12.2018 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ/AZINLIK GÖRÜŞÜ
Üye ...’nün karşı oy gerekçesi;
“... Genel Müdürlüğü, 2014 yılı hesabının Sayıştay 8. Dairesince yargılanması sonunda çıkarılan 151 sayılı İlam’ın 7’nci maddesi ile ... Göleti İnşaatı İşine ilişkin olarak verilen süre uzatımı sonucu revize iş programı yapıldıktan sonra düzenlenen 19 no.lu hakediş ile, geçmişe dönük revize edilen ödenek dilimlerine göre yeniden fiyat farkı hesaplanarak yükleniciye fark ödemesi yapılması nedeniyle ... TL’ye tazmin hükmü verilmiş, Temyiz Kurulu’nun 03/05/2017 tarih ve 43042 tutanak no.lu ilamının 1’inci maddesi ile söz konusu ilam hükmü için bozma kararı verilmesi üzerine Dairesince 07/12/2017 tarihinde yapılan yargılama sonucunda 09/02/2018 tarihli ve 315 no.lu Ek İlam 1’inci maddesi ile aynı tutara tekrar tazmin hükmü verilmiştir. Bu karar üzerine sorumlular temyiz talebinde bulunmuş, aynı zamanda tazmin tutarın tamamının tahsil edildiğini Sayıştay Başkanlığına bildirmişlerdir. Bunun üzerine denetçisi tarafından yazılar ek rapor 18.10.2018 tarihinde Dairesince yargılamanın iadesi suretiyle yeniden görüşülmüş ve 346 no.lu ek ilam çıkarılmıştır.
Gerçekleştirme Görevlisi sıfatı ile ilamlarda sorumlu tutulan ...’nün bu ek ilama karşı 19.2.2018 tarihinde Temyiz Kuruluna müracaat ettiği, ancak aynı zamanda tazmin tutarının ahizinden kesinti suretiyle de tahsil edildiğini 19.6.2018 tarihli dilekçesiyle diğer sorumlularla birlikte Sayıştay Başkanlığına bildirdiği görülmekte olup, bu bildirim üzerine Dairesince yargılamanın iadesi suretiyle 346 sayılı yeni bir ek ilam düzenlendiği anlaşılmaktadır. Buna göre, sorumlu tarafından temyiz edilen 09/02/2018 tarihli ve 315 no.lu ilam hükmü ortadan kalkmış ve yerine 18.10.2018 tarihli ve 346 no.lu ilam hükmü gelmiş olduğundan esasen temyiz talebinin 346 sayılı ek ilam için yenilenmesi gerekir.
Ancak sorumlunun 315 sayılı ek ilam için kanuni süresinde Temyiz Kuruluna müracaat ettiği ve duruşmaya katılarak bu itirazını sözle yenilediği de bir gerçektir. Bu noktada dairece çıkartılan yeni ek ilam için tekrar müracaat gerektiği gerekçesi ile talebin reddedilmesi sorumlunun temyiz hakkını kullanamaması sonucunu doğurabilir. Zira dairece çıkartılan 19.11.2018 tarih ve 346 sayılı ek ilam için temyiz süresi de dolmuş olabilir.
6085 sayılı Sayıştay Kanununda kanun yolları, temyiz, yargılamanın iadesi ve karar düzeltme olarak sayılmıştır. Aynı Kanunun 55. maddesinde “Sayıştay dairelerince verilen ilamlar Sayıştay Temyiz Kurulunda temyiz olunur” denildikten sonra, 54. maddesinde temyiz ve yargılamanın iadesi taleplerinin dilekçe ile yapılacağı ve dilekçenin Sayıştay Başkanlığına verileceği ifade edilmiştir.
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 61’inci maddesinde “Bu Kanunda yargılama usulüne ve kanun yollarına ilişkin hüküm bulunmayan hallerde 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri uygulanır” denilmektedir. 6100 sayılı Kanunun 447’nci maddesinde de “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır.” Denilmekte, 6100 sayılı Kanunun 374’üncü maddesinde de “Yargılamanın iadesi, kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir” denilmektedir.
Bir karar kanun yollarından geçtikten sonra veya kanun yollarına başvurma süresi geçirildikten sonra kesinleşir. Kesin hüküm, hükmü veren mahkeme de dâhil diğer bütün mahkemeleri de bağlar. Yani birer hesap mahkemesi olan daireler aynı davayı bir daha görüşemezler. Bunun en önemli istisnası yargılamanın iadesi müessesesidir. Yargılamanın iadesi ağır yargılama hatalarının düzeltilmesi için getirilmiş olağan üstü bir kanun yolu olup, bu yola ancak kesinleşmiş olan kararlara karşı gidilebilmektedir. Diğer bir ifade ile temyiz süresi dolmadan karar henüz kesinleşmediğinden yargılamanın iadesine gidilemez. Ancak Sayıştay mevzuatında açık bir düzenleme bulunmadığından, uygulamada bu ilke gözetilmemekte, henüz karar kesinleşmemiş olsa da yargılamanın iadesine gidilebilmektedir. Bu durumda temyiz süresi içerisinde Sayıştay’a başvuran sorumlu önce temyize mi, yoksa yargılamanın iadesi için daireye mi başvurması gerektiği konusunda tereddüde düşebilmektedir. Şayet mevcut durumda olduğu gibi sorumlu usulüne uygun temyiz müracaatı yaptığı halde diğer sorumlunun ya da kendisinin daire ilamında belirtilen tutarın tahsil edildiğini bildirmesi durumunda yargılamanın iadesi talebi uygun görülürse, kişi kendisinin konunun esasına dair zaten bir temyiz talebi olduğu için ikinci ilam hakkında temyiz talebinde bulunmadığında ikinci ilamla ilgili temyiz süresi de geçtiği için adil yargılanma, mahkemeye erişim ve savunma hakkı açısından mağdur olabilmektedir. Bu nedenle yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınmak gerekir. Olaya bu çerçevede bakıldığında, hiç olmazsa temyiz süresi içerisinde usulüne uygun müracaatta bulunmuş ve duruşmaya katılarak bu talebini sözle de ifade etmiş sorumlunun temyiz talebinin, tahsilat bildirmek için yapılmış müracaat nedeniyle çıkmış yeni ilam için de geçerli kabul edilmesi ve temyiz hakkının kullandırılması gerekir. Aksi takdirde sorumlu, temyiz hakkından mahrum bırakılmış olmaktadır.
“Mahkemeye etkili erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirmektedir. Özellikle hukuki belirsizlikler ya da uygulamadaki belirsizlikler, kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilmektedir” (Anayasa Mahkemesi Kararı AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 33)
Olayımızda tam da bu durum ortaya çıkmış durumdadır. Kişi daire kararı henüz kesinleşmeden usulüne uygun olarak temyiz başvurusunda bulunmuş, ancak aynı zamanda yükleniciden yapmış olduğu tahsilatı da Sayıştay’a bildirmiş, daire bu bildirim üzerine Sayıştay uygulamasındaki farklılıktan dolayı daire karar henüz temyizde görüşülüp kesinleşmeden, yargılamanın iadesi ile yeni hüküm vermiştir. Bu farklı durum sorumludan çok, Sayıştay yargısında kanun yollarına başvuru ile ilgili hukuki ve uygulama belirsizliğinden kaynaklanmıştır. Zira yukarıda da izah edildiği gibi Sayıştay yargısında, temyiz yolunun öncelikle tüketilmesi gerektiği yolunda bir uygulama birliği yoktur.
“Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel haline gelmeleri durumunda, mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır.” (AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 36)
Olayımızda kişi temyiz süresi içinde başvurmuş, ancak daire temyiz sonucunu beklemeden yargılamanın iadesine gerek gördüğü ve sorumlu da bu yeni hüküm için tekrar temyiz müracaatında bulunması gerektiğini bilmediği için kişinin temyiz kuruluna erişimi engellenmiş olmaktadır.
“Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri "belirlilik"tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu birtakım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup; birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların kamu otoritesine hangi müdahale yetkisini doğurduğunu, kanundan öğrenebilme imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği, kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.” (AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 46)
“Kanun metni, bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla, uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dair yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır.” (AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 47)
“AİHM içtihatlarına göre de bir kanuni düzenlemenin bireylerin davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukuki yardım almak suretiyle, bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir.” (AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 47)
Tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, yargılamanın iadesine başvurabilmek için daire kararının kesinleşmesinin beklenip beklenmeyeceği, sorumluların önce temyize mi, yargılamanın iadesine mi başvurması gerektiği, her ikisine birlikte başvurma haklarının olup olmadığı veya her ikisine birlikte başvurulduğunda önceliğin hangisinde olacağı, yargılamanın iadesine başvurduğu takdirde dairece bu başvuru uygun bulunmaz ise bu karara karşı temyiz yolunun açık olup olmadığı, temyiz süresi içerisinde Sayıştay’a yapılan başvuru daire tarafından yargılamanın iadesini gerektirir nitelikte bulunmaz ise konunun dairece temyiz kuruluna havale edilip edilemeyeceği, karar kesinleşmeden yargılamanın iadesine gidildiğinde temyiz başvurusunun yenilenip yenilenmeyeceği hususlarında, bir açıklık bulunmadığı, mevcut mevzuatın, sorumluların hukuki yardım almak suretiyle dahi, hangi somut eylemine, hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmadığı görülmektedir.
Usulüne uygun yapılmış temyiz müracaatında, karar kesinleşmeden yargılamanın iadesi talebiyle ilamın ortadan kalktığı durumlarda, temyiz müracaatının devamında ısrar edildiğinde, ilgilinin usuli bir hak kaybına uğramaması ilke olmalıdır.
Sayıştay yargısında kanun yollarına başvurmaya ilişkin kuralları düzenleyen 6085 sayılı Kanun ve diğer ilgili mevzuatta, nasıl bir yol izleneceğinin açıkça düzenlenmemiş olmasının bu konudaki uygulamanın öngörülebilirliğini zorlaştırdığı açıktır. Sonuç itibarıyla, kanun yollarına başvuruda mevzuattaki düzenlemelerin ve uygulamanın neden olduğu belirsizlik somut uygulamaya da yansımış olup, bu çerçevede, başvurucunun temyiz talebinin reddedilmesinin, mahkemeye erişim hakkı bakımından öngörülebilir olduğunun kabulü mümkün değildir. Kaldı ki başvurucu, temyiz süresi içerisinde dairenin ilgili ilamına karşı kanun yoluna başvurma yönündeki istek ve iradesini ortaya koymuş ve bu talebini katıldığı temyiz duruşmasında da ifade etmiş olduğundan, başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma konusunda özensiz bir tutum sergilediği de söylenemez.
Açıklanan nedenlerle, daire ilamının hukukiliğinin temyiz yoluyla denetletme imkânından mahrum bırakılmaması için, sorumlunun temyiz başvurusunun görüşülmesi gerekir.”
Konu: Temyize konu ilam maddesi ile ilgili olarak Dairesince daha sonra ek ilam düzenlenmiş olması.
2- 151 sayılı İlamın 8’inci maddesi ile ... Barajı İnşaatı İşine ilişkin olarak verilen süre uzatımı sonucu revize iş programı yapıldıktan sonra düzenlenen 15 no.lu hakediş ile, geçmişe dönük revize edilen ödenek dilimlerine göre yeniden fiyat farkı hesaplanarak yükleniciye fark ödemesi yapılması nedeniyle ... TL’ye tazmin hükmü verilmiş, Temyiz Kurulu’nun 03/05/2017 tarih ve 43042 tutanak no.lu ilamının 2’nci maddesi ile söz konusu ilam hükmü için bozma kararı verilmesi üzerine Dairesince 07/12/2017 tarihinde yapılan yargılama sonucunda 09/02/2018 tarihli ve 315 no.lu Ek İlam 2’nci maddesi ile aynı tutara tekrar tazmin hükmü verilmiştir. Bu kararın üzerine sorumlular temyiz talebinde bulunmuşlar ancak aynı zamanda tazmin çıkan tutarın tamamının tahsil edildiğini Sayıştay Başkanlığına bildirmişler, konu hakkında denetçisi tarafından yazılar ek rapor 22.05.2018 tarihinde Dairesince yargılanmış ve,
“1- ... Genel Müdürlüğü 2014 yılı hesabına ait yargılamaya esas ek raporun 07.12.2017 tarihinde Dairemizde yargılanması sonucunda düzenlenen 315 no.lu Ek İlamın 2’nci maddesiyle tazminine hükmolunan konunun 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 56’ıncı maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendi hükmü gereğince yargılamanın iadesi yoluyla görüşülmesine karar verildi.
315 no.lu Ek İlamın 2’nci maddesiyle; ... (...) Bölge Müdürlüğü ile ... Ltd. Şti. ve ... ve Tic. A.Ş. İş Ortaklığı arasında 01.12.2011 tarihinde sözleşmesi imzalanan “Ödemiş Aktaş Projesi ... Barajı İnşaatı İşi”ne ilişkin olarak düzenlenen 15 no.lu hakkediş ile, işin sözleşmesine ve Yapım İşleri Fiyat Farkı Hesabında Uygulanacak Esasların 8’inci maddesine aykırı olarak geçmişe dönük revize edilen ödenek dilimlerine göre yeniden fiyat farkı hesaplanarak yükleniciye fark ödemesi yapılması sonucu oluşan ... TL tutarındaki kamu zararının sorumlularından tazminine, oy çokluğuyla, karar verilmişti.
Bu defa, sorumlularca gönderilen savunmalarda; tazmin hükmü tutarı ... TL’nin yasal faizi ile birlikte, işe ait düzenlenen 15.07.2016 tarih ve 32 no.lu hakkediş raporundan kesinti yapılmak suretiyle ahiz şirketten tahsil edildiği, belirtilmiştir.
Dairesince yapılan yargılama sonucunda;
“Savunmaların ve eki belgelerin incelemesinde; 315 no.lu Ek İlamın 2’nci maddesiyle tazminine hükmedilen ... TL tutarındaki kamu zararının, 20.07.2016 tarih ve 8325 no.lu ödeme emri belgesi eki 32 no.lu hakkediş raporundan kesinti yapılmak suretiyle ahizi ... Ltd. Şti. ve ... ve Tic. AŞ. İş Ortaklığı’ndan hüküm tarihinden önce tahsil edildiği görüldüğünden ilişilecek husus kalmadığına ve 315 no.lu Ek İlamın 2’nci maddesi ile verilen ... TL tutarındaki tazmin hükmünün, sorumluları … uhdelerinden kaldırılarak, bu konuda beraatlerine,
6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 55’inci maddesi uyarınca işbu Ek İlamın tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içerisinde Sayıştay Temyiz Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle,
22.05.2018 tarihinde karar verildiği …”
Şeklinde hüküm kurulmuştur.
Buna göre, sorumlu Gerçekleştirme Görevlisi (İnşaat Müh.) ... tarafından temyiz edilen 09/02/2018 tarihli ve 315 no.lu ilam hükmü ortadan kalkmış ve yerine 06.06.2018 tarihli ve 326 no.lu ilam hükmü gelmiştir. Kalkmış bir ilam hükmü için temyiz müracaatı mümkün olmadığından YAPILACAK İŞLEM BULUNMADIĞINA, (Üye ...’nün, sorumlunun temyiz başvurusunun görüşülmesi gerekir, yönündeki aşağıda yazılı azınlık görüşüne karşı) oy çokluğuyla,
Karar verildiği 12.12.2018 tarih ve 45417 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.
KARŞI OY GEREKÇESİ/AZINLIK GÖRÜŞÜ
Üye ...’nün karşı oy gerekçesi;
“... Genel Müdürlüğü, 2014 yılı hesabının Sayıştay 8. Dairesince yargılanması sonunda çıkarılan 151 sayılı İlam’ın 8’inci maddesi ile ... Barajı İnşaatı İşine ilişkin olarak verilen süre uzatımı sonucu revize iş programı yapıldıktan sonra düzenlenen 15 no.lu hakediş ile, geçmişe dönük revize edilen ödenek dilimlerine göre yeniden fiyat farkı hesaplanarak yükleniciye fark ödemesi yapılması nedeniyle ... TL’ye tazmin hükmü verilmiş, Temyiz Kurulu’nun 03/05/2017 tarih ve 43042 tutanak no.lu ilamının 2’nci maddesi ile söz konusu ilam hükmü için bozma kararı verilmesi üzerine Dairesince 07/12/2017 tarihinde yapılan yargılama sonucunda 09/02/2018 tarihli ve 315 no.lu Ek İlam 2’nci maddesi ile aynı tutara tekrar tazmin hükmü verilmiştir. Bu karar üzerine sorumlular temyiz talebinde bulunmuş, aynı zamanda tazmin tutarın tamamının tahsil edildiğini Sayıştay Başkanlığına bildirmişlerdir. Bunun üzerine denetçisi tarafından yazılar ek rapor 06.06.2018 tarihinde Dairesince yargılamanın iadesi suretiyle yeniden görüşülmüş ve 326 no.lu ek ilam çıkarılmıştır.
Gerçekleştirme Görevlisi sıfatı ile ilamlarda sorumlu tutulan ...’nün bu ek ilama karşı Temyiz Kuruluna müracaat ettiği, ancak aynı zamanda tazmin tutarının ahizinden kesinti suretiyle de tahsil edildiğini diğer sorumlularla birlikte Sayıştay Başkanlığına bildirdiği görülmekte olup, bu bildirim üzerine Dairesince yargılamanın iadesi suretiyle 326 sayılı yeni bir ek ilam düzenlendiği anlaşılmaktadır. Buna göre, sorumlu tarafından temyiz edilen 09/02/2018 tarihli ve 315 no.lu ilam hükmü ortadan kalkmış ve yerine 06.06.2018 tarihli ve 326 no.lu ilam hükmü gelmiş olduğundan esasen temyiz talebinin 326 sayılı ek ilam için yenilenmesi gerekir.
Ancak sorumlunun 315 sayılı ek ilam için kanuni süresinde Temyiz Kuruluna müracaat ettiği ve duruşmaya katılarak bu itirazını sözle yenilediği de bir gerçektir. Bu noktada dairece çıkartılan yeni ek ilam için tekrar müracaat gerektiği gerekçesi ile talebin reddedilmesi sorumlunun temyiz hakkını kullanamaması sonucunu doğurabilir. Zira dairece çıkartılan 06.06.2018 tarih ve 326 sayılı ek ilam için temyiz süresi de dolmuş olabilir.
6085 sayılı Sayıştay Kanununda kanun yolları, temyiz, yargılamanın iadesi ve karar düzeltme olarak sayılmıştır. Aynı Kanunun 55. maddesinde “Sayıştay dairelerince verilen ilamlar Sayıştay Temyiz Kurulunda temyiz olunur” denildikten sonra, 54. maddesinde temyiz ve yargılamanın iadesi taleplerinin dilekçe ile yapılacağı ve dilekçenin Sayıştay Başkanlığına verileceği ifade edilmiştir.
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 61’inci maddesinde “Bu Kanunda yargılama usulüne ve kanun yollarına ilişkin hüküm bulunmayan hallerde 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri uygulanır” denilmektedir. 6100 sayılı Kanunun 447’nci maddesinde de “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır.” Denilmekte, 6100 sayılı Kanunun 374’üncü maddesinde de “Yargılamanın iadesi, kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir.” denilmektedir.
Bir karar kanun yollarından geçtikten sonra veya kanun yollarına başvurma süresi geçirildikten sonra kesinleşir. Kesin hüküm, hükmü veren mahkeme de dâhil diğer bütün mahkemeleri de bağlar. Yani birer hesap mahkemesi olan daireler aynı davayı bir daha görüşemezler. Bunun en önemli istisnası yargılamanın iadesi müessesesidir. Yargılamanın iadesi ağır yargılama hatalarının düzeltilmesi için getirilmiş olağan üstü bir kanun yolu olup, bu yola ancak kesinleşmiş olan kararlara karşı gidilebilmektedir. Diğer bir ifade ile temyiz süresi dolmadan karar henüz kesinleşmediğinden yargılamanın iadesine gidilemez. Ancak Sayıştay mevzuatında açık bir düzenleme bulunmadığından, uygulamada bu ilke gözetilmemekte, henüz karar kesinleşmemiş olsa da yargılamanın iadesine gidilebilmektedir. Bu durumda temyiz süresi içerisinde Sayıştay’a başvuran sorumlu önce temyize mi, yoksa yargılamanın iadesi için daireye mi başvurması gerektiği konusunda tereddüde düşebilmektedir. Şayet mevcut durumda olduğu gibi sorumlu usulüne uygun temyiz müracaatı yaptığı halde diğer sorumlunun ya da kendisinin daire ilamında belirtilen tutarın tahsil edildiğini bildirmesi durumunda yargılamanın iadesi talebi uygun görülürse, kişi kendisinin konunun esasına dair zaten bir temyiz talebi olduğu için ikinci ilam hakkında temyiz talebinde bulunmadığında ikinci ilamla ilgili temyiz süresi de geçtiği için adil yargılanma, mahkemeye erişim ve savunma hakkı açısından mağdur olabilmektedir. Bu nedenle yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınmak gerekir. Olaya bu çerçevede bakıldığında, hiç olmazsa temyiz süresi içerisinde usulüne uygun müracaatta bulunmuş ve duruşmaya katılarak bu talebini sözle de ifade etmiş sorumlunun temyiz talebinin, tahsilat bildirmek için yapılmış müracaat nedeniyle çıkmış yeni ilam için de geçerli kabul edilmesi ve temyiz hakkının kullandırılması gerekir. Aksi takdirde sorumlu, temyiz hakkından mahrum bırakılmış olmaktadır.
“Mahkemeye etkili erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirmektedir. Özellikle hukuki belirsizlikler ya da uygulamadaki belirsizlikler, kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilmektedir.” (Anayasa Mahkemesi Kararı AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 33)
Olayımızda tam da bu durum ortaya çıkmış durumdadır. Kişi daire kararı henüz kesinleşmeden usulüne uygun olarak temyiz başvurusunda bulunmuş, ancak aynı zamanda yükleniciden yapmış olduğu tahsilatı da Sayıştay’a bildirmiş, daire bu bildirim üzerine Sayıştay uygulamasındaki farklılıktan dolayı daire karar henüz temyizde görüşülüp kesinleşmeden, yargılamanın iadesi ile yeni hüküm vermiştir. Bu farklı durum sorumludan çok, Sayıştay yargısında kanun yollarına başvuru ile ilgili hukuki ve uygulama belirsizliğinden kaynaklanmıştır. Zira yukarıda da izah edildiği gibi Sayıştay yargısında, temyiz yolunun öncelikle tüketilmesi gerektiği yolunda bir uygulama birliği yoktur.
“Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel haline gelmeleri durumunda, mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır.” (AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 36)
Olayımızda kişi temyiz süresi içinde başvurmuş, ancak daire temyiz sonucunu beklemeden yargılamanın iadesine gerek gördüğü ve sorumlu da bu yeni hüküm için tekrar temyiz müracaatında bulunması gerektiğini bilmediği için kişinin temyiz kuruluna erişimi engellenmiş olmaktadır.
“Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri "belirlilik"tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu birtakım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup; birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların kamu otoritesine hangi müdahale yetkisini doğurduğunu, kanundan öğrenebilme imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği, kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.” (AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 46)
“Kanun metni, bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla, uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dair yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır.” (AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 47)
“AİHM içtihatlarına göre de bir kanuni düzenlemenin bireylerin davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukuki yardım almak suretiyle, bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir.” (AYMK B. No:2013/3954, 26/2/2015, 47)
Tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, yargılamanın iadesine başvurabilmek için daire kararının kesinleşmesinin beklenip beklenmeyeceği, sorumluların önce temyize mi, yargılamanın iadesine mi başvurması gerektiği, her ikisine birlikte başvurma haklarının olup olmadığı veya her ikisine birlikte başvurulduğunda önceliğin hangisinde olacağı, yargılamanın iadesine başvurduğu takdirde dairece bu başvuru uygun bulunmaz ise bu karara karşı temyiz yolunun açık olup olmadığı, temyiz süresi içerisinde Sayıştay’a yapılan başvuru daire tarafından yargılamanın iadesini gerektirir nitelikte bulunmaz ise konunun dairece temyiz kuruluna havale edilip edilemeyeceği, karar kesinleşmeden yargılamanın iadesine gidildiğinde temyiz başvurusunun yenilenip yenilenmeyeceği hususlarında, bir açıklık bulunmadığı, mevcut mevzuatın, sorumluların hukuki yardım almak suretiyle dahi, hangi somut eylemine, hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmadığı görülmektedir.
Usulüne uygun yapılmış temyiz müracaatında, karar kesinleşmeden yargılamanın iadesi talebiyle ilamın ortadan kalktığı durumlarda, temyiz müracaatının devamında ısrar edildiğinde, ilgilinin usuli bir hak kaybına uğramaması ilke olmalıdır.
Sayıştay yargısında kanun yollarına başvurmaya ilişkin kuralları düzenleyen 6085 sayılı Kanun ve diğer ilgili mevzuatta, nasıl bir yol izleneceğinin açıkça düzenlenmemiş olmasının bu konudaki uygulamanın öngörülebilirliğini zorlaştırdığı açıktır. Sonuç itibarıyla, kanun yollarına başvuruda mevzuattaki düzenlemelerin ve uygulamanın neden olduğu belirsizlik somut uygulamaya da yansımış olup, bu çerçevede, başvurucunun temyiz talebinin reddedilmesinin, mahkemeye erişim hakkı bakımından öngörülebilir olduğunun kabulü mümkün değildir. Kaldı ki başvurucu, temyiz süresi içerisinde dairenin ilgili ilamına karşı kanun yoluna başvurma yönündeki istek ve iradesini ortaya koymuş ve bu talebini katıldığı temyiz duruşmasında da ifade etmiş olduğundan, başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma konusunda özensiz bir tutum sergilediği de söylenemez.
Açıklanan nedenlerle, daire ilamının hukukiliğinin temyiz yoluyla denetletme imkânından mahrum bırakılmaması için, sorumlunun temyiz başvurusunun görüşülmesi gerekir.”