Temyiz Karar Detayı
Kamu İdaresi
Diğer Özel Bütçeli İdareler
Yılı
2016
Daire
8
Dosya No
44335
Tutanak No
46617
Tutanak Tarihi
18.09.2019
Konu
Çeşitli Konuları İlgilendiren Kararlar
KARAR
Konu: Kira artış bedeli.
2- 116 Sayılı İlamın 9’uncu maddesinde; ... ... Müdürlüğü tarafından ... tarihinde ... ’dan kiralanan ... ’deki atölye binası için yıllık kira bedelinin, Maliye Bakanlığının 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesi hükmü gereği Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde değişim oranı) oranı kadar artırılması gerekirken TEFE-TÜFE ortalamasına göre artırılması sonucu ... TL’nin sorumlulardan müştereken ve müteselsilen tazminine karar verilmiştir.
Harcama Yetkilisi sıfatıyla temyiz eden ... ... Müdürlüğü Müdür Yardımcısı ... ’ın temyiz dilekçesinde;
“... Genel Müdürlüğü ... Yılı Hesabına ait Yargılamaya Esas Raporun Sayıştay 8. Dairesi tarafından yargılanması sonucunda düzenlenen 116 sayılı İlamın 2, 9 ve 10’uncu maddeleri ile ilgili olarak itirazlarımız aşağıda yer almakta olup, Sayıştay Temyiz Kurulunuzca konunun incelenerek adımıza verilen tazmin hükmünün kaldırılmasını/bozulmasını talep ediyoruz.
Madde 9:
Öncelikle, Müdür Yardımcılığı (Müdür adına İta Amirliği) görevine 28/4/2015 tarihinde atandığımı, (EK: 4) göreve atandığım 2015 yılı ve sonrası kira artışı işlemlerinin bu tarihlerde yürürlükte olan Kanun hükümleri ile daha önce imzalanan Kira Sözleşmesi hükümlerine göre gerçekleştirildiğini arzetmek istiyorum. (EK:3)
Bu tarihten önce ... (Yaş haddinden emekli oldu) bu görevi 25 yılı geçkin yürütüyordu. Bunca yıllık tecrübeyle görev yapan ... ’ın yanlış yapacağını hiç düşünemedik. Şahsım bir iki defa kira artışlarının doğru olup olmadığını beyan ettim ancak kendisi yapılan ödemelerin doğru ve yasal olduğunu belirtmiştir. Hatta 2012 yılına kadar ... ’nın sözleşmesinin ÜFE’ye göre yapıldığı ve ... ’ın sözleşmesinin ise TEFE-TÜFE ortalamasına göre yapıldığı, ancak 2012 yılında Müdürlüğümüze gelen Sayıştay Denetçisinin, kira sözleşmelerinin (birinin ÜFE, diğerinin TEFE-TÜFE) farklı yapılmamasını, bundan böyle kiralamaların TEFE-TÜFE ortalamasına göre yapılması gerektiğini beyan etmiş, bu durumu ... ve memur ... da doğrulamaktadır.
Hatta, ... dönemi sorgusunu hazırlayan denetçimiz 2014 yılında da geldiğinde yine kira sözleşmelerini aldı, sözleşmelerin ÜFE ye göre yapılmadığını belirterek incelemek üzere götürdü ve sonra geri gönderdi, akabinde hiçbir olumsuz işlem yapılmadı. O dönem şahsım (İdari Mali ve Sosyal İşler Şube Müdürü olarak), gerek denetçinin kira sözleşmelerini hiçbir işlem yapmadan geri göndermesi, gerekse Resmi Gazete de çıkan, (4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53. Mad. ile değişik) kanun gereği doğru yaptığımızı düşünerek sözleşmeler yapılmaya devam etmiştir.
Ayrıca ... ile yapılan kira sözleşmelerinin dikkatli incelenmesi halinde, her sene yeni kira sözleşmesinin yapılmış olduğu ve bu sözleşmelerin yıllık düzenlenir hale geldiği, bu nedenle kira artışlarında ÜFE veya TEFE-TÜFE ortalamasının alınmasına dahi gerek olmadığı anlaşılacaktır.
Esasen ... yılından önceki tüm yıllara ait Müdürlüğümüz hesapları Sayıştay denetlemesinden geçmiş olup, Sayıştay denetlemesi sürecinde, Müdürlüğümüz hesaplarında herhangi bir sorun ve hata ile dahi karşılaşılmamış olup hesaplar kapatılmıştır.
Yine, kiralama yapılan yerlerin niteliği nazara alındığında fahiş bir ödeme olmadığı da anlaşılacaktır. Zira, kiralanan yerlerin oldukça merkeze yakın yerler olması yanında, kullanım amacı bakımından da zor bulunabilecek nitelikteki yerlerdir. Gerçekten de; deponun merkeze yakın olması, hem temsil sonunda gece vakti dekorları söküp kamyonlara yükleyen ve akabinde depoya boşaltıp evine dönmek zorunda kalan personelin gece vakti zorlanmadan evlerine güvenle dönmelerini sağlamakta, hem de uzaktan yer tutulmayarak nakliyenin daha az maliyetli olmasına imkân sağlamaktadır. Daha da önemlisi, Kurumumuz tarafından sunulan hizmetlere en uygun olabilecek yerdedir. Zira ... gibi büyük metropolde biraz merkezi yerlerde en az 6 metre yüksekliğinde, personelin iş sağlığı ve güvenliği açısından sağlıklı bir ortamda çalışacağı, gece vakti evine güvenle (vasıta bularak) dönebileceği, imar-iskân ve ruhsatlı (çoğu yerlerin arsa tapulu, sağlıksız ve ruhsatsız olduğu düşünüldüğünde) bir yer bulmanın zorluğu aşikardır. Tüm bunlar kiralanan yerlerin Kurumumuz açısından önemini ve buna karşın yapılan kira ödemelerinin ise fahiş olmadığını göstermektedir.
Tam aksine, ... ’de atölyelerin bulunduğu yer sahibi (... ) iki senedir bizden, yapılan artışların piyasa fiyatının çok altında kaldığım belirterek ekstra artış istemektedir. Bizlerde yapılan artışların üzerinde bir artış yapamayacağımızı belirtmekteyiz. Ancak böyle bir yeri şimdi kiralamaya çalışsak, Vakıf Gayrimenkul Değerleme Ekspertiz Raporu’ndan da (EK:8) anlaşılacağı gibi, piyasa fiyatına göre değerlendirildiğinde ... gibi kiraların astronomik arttığı büyük metropolde şu anki rakamın çok üzerinde tutacağımız aşikardır. Taşınmaz sahibinin kira sözleşmesini feshetmesi halinde idarenin katlanacağı külfetin bugünkü kira tutarından çok daha fazla olacağını ve aynı konumda ve özellikte yer bulmakta zorlanacağımızı, bu nedenle mevcut kira artışlarının yerinde ve makul olduğunu ve kamu zararı değil aksine kamu menfaatinin korunduğunu belirtmek isterim.
Ancak, yukarıda yapılan açıklamaların tamamına yakını gerek savunma yazımızda gerekse duruşmada sözlü olarak belirtilmesine rağmen;
... yılından önceki tüm yıllara ait Müdürlüğümüz hesaplan Sayıştay denetlemesinden geçmiş olup, Sayıştay denetlemesi sürecinde konu ile ilgili olarak herhangi bir sorun ve hata ile dahi karşılaşılmamış olup hesaplar kapatıldığı halde, kapatılan yıllara ait geriye dönük işlem yapılması,
Yapılan sözleşmeler, 2010 yılında yapılan sözleşmenin devamı olmayıp, her sene yeniden yapılıp imzalandığı halde, devam eden sözleşme gibi gösterilerek geriye dönük işlem yapılması, (2013 yılından sonra her sene imzalanan sözleşmelerin ilk sayfasının alt kısmında “Kiralanan şeyin şimdiki durumu: Kontratın devamı” sehven yazılmış olup bundan maksat, kira artışı değil kiralanan yerin devam eden yer olduğunu belirtmek içindir.)
Kamu zararının geriye dönük hesaplanmasına rağmen, rücu işleminin sadece ... da imzası bulunan kişilere yapılması, yine 5018 sayılı kanunda, Madde 31- (Değişik: 22/12/2005-5436/1. mad.)
“Ancak, teşkilât yapısı ve personel durumu gibi nedenlerle harcama yetkililerinin belirlenmesinde güçlük bulunan idareler ile bütçelerinde harcama birimleri sınıflandırılmayan idarelerde harcama yetkisi, üst yönetici veya üst yöneticinin belirleyeceği kişiler tarafından; mahallî idarelerde İçişleri Bakanlığının, diğer idarelerde ise Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine yürütülebilir.
Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde; idareler, merkez ve merkez dışı birimler ve görev unvanları itibarıyla harcama yetkililerinin belirlenmesine, harcama yetkisinin bir üst yönetim kademesinde birleştirilmesine ve devredilmesine ilişkin usûl ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenir. Harcama yetkisinin devredilmesi, yetkiyi devredenin idari sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.” denmesine rağmen, rücu işleminde Müdür'ün adının geçmemesi,
En önemlisi ise kira artışları, kira artışlarının nasıl olacağını düzenleyen açık ve özel kanun hükmüne uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Zira Gerek, 26.06.2018 Tarih ve DYHBB. İlam Md. ... /116 sayılı Sayıştay İlam Tebliği’ndeki “Azınlık Görüşü: 04.02.2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazete de yayımlanan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun A. Uygulama alanı başlıklı 339. Maddesinde; Kamu kurum ve kuruluşlarının, hangi usul ve esaslar içinde olursa olsun yaptıkları bütün kira sözleşmelerine Kanunun konut ve işyeri kiralamaya ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir.” (EK:7) denilmiş olup, gerekse 4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53. mad. ile değişik;
31/3/2011 tarihli ve 6217 Sayılı Kanun’un MADDE 53- Geçici Madde 2 hükmüne göre;
“GEÇİCİ MADDE 2- Kiracının Türk Ticaret Kanunu’nda tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişileri olduğu işyeri kiralarında, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 323, 325, 331, 340, 342, 343, 344, 346 ve 354’üncü maddeleri 1/7/2012 tarihinden itibaren 8 yıl süreyle uygulanmaz. Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur. Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır.” denilmekte iken,
Buna göre; kira artışları ile ilgili olarak en son tarihli ve yine en üst norm olan Türk Borçlar Kanunu’na göre tacirler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerinin kiracı olduğu işyeri kiralarında kira artışları; üretici fiyat endeksi artış oranlarına göre gerçekleştirme zorunluluğu bulunmamakta iken, Sayın Sayıştay Denetçisi ve Mahkeme Üyeleri yukarıda belirttiğimiz 12 Temmuz 2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan (EK:2) 4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53’üncü maddesine göre değil, bu kanundan önce çıkan ve 2020’ye kadar askıya alınan ve kanunların daha alt normu olan Maliye Bakanlığının Genelgesi’ne göre hüküm vermişlerdir.
Bu bakımdan, “Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelge’nin kira artış oranı hükmünün açık ve özel kanun (daha sonra yürürlüğe giren ve üstelik üst norm olan Türk Borçlar Kanunu) hükmüne göre, Müdürlüğümüzce yapılan kira sözleşmelerinin yasalara uygun yapıldığı kanaatindeyim.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, 116 sayılı İlamın 9’uncu maddesi ile verilen tazmin hükmünün, 6085 sayılı Sayıştay Kanunumun 55’inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendine aykırı olduğunu, hem Müdürlüğümüzün çalışan personelinin sağlık ve güvenliğini, hem de ... gibi büyük metropol de zor şartlarda görev yapmaya çalışarak, Devletin bize emanet ettiği bütçeyi en ekonomik şekilde kullanmaya çalıştığımızı, ve bu nedenle konunun Sayıştay Temyiz Kurulunuzca görüşülerek kaldırılmasını/bozulmasını talep ediyorum.”
Denilmektedir.
Sorumlulardan 44336 no.lu dosya ile itiraz eden Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla temyiz eden ... ... Müdürlüğü Şube Müdürü ... ’ın temyiz dilekçesinde, Müdür Yardımcısı ... ’ın dilekçesinden farklı olarak;
“İdari Mali ve Sosyal İşler Şube Müdürlüğü görevine 28/4/2015 tarihinde atandığımı, (EK: 2) göreve atandığım 2015 yılı ve sonrası kira artışı işlemlerinin bu tarihlerde yürürlükte olan Kanun hükümleri ile daha önce imzalanan Kira Sözleşmesi hükümlerine göre gerçekleştirildiğini arz etmek istiyorum.
Bu tarihten önce ... (Yaş haddinden emekli oldu) bu görevi 25 yılı geçkin yürütüyordu. Bunca yıllık tecrübeyle görev yapan ... ’ın yanlış yapacağını hiç düşünemedik. 18.04.2015 itibari ile bu görevi ... yapmaya başladı. Zaten Kira artışlarını Müdür Yardımcısı görevinde kim var ise o belirliyordu. Ayrıca; Kira sözleşmeleri tarafımdan imzalanmamıştır.
…
Kira artışlarında zarar çıkarılan rakamların, 2010 yılından itibaren toplamı hesaplanarak gelmiş. Bahsi geçen 2012-2013-2014 ve 2015 yılının yarısında, Bütçe araştırma ve planlama Şube Müdürlüğünde görev yapmaktaydım. O yıllarda ödeme belgelerine imza atan ben değildim. Başkalarının atmış olduğu imzaların zararının toplamından neden ben mesul tutuluyorum anlamış değilim. Şahsım 2015 yılının yarısı ve ... yılının tamamından mesul tutulmalıdır diye düşünüyorum. Zaten Kira kontratları her yıl yenilenmiştir. Geçmişin zararının şahsıma ödetilmek istenmesi adaletli midir? Dönemin İl Müdürü “... ” ve İl Müdür Yardımcısı “... ” birinci derece sorumlu oldukları halde bu zararın kendilerine en ufak bir tebliği neden yoktur.”
Açıklamasına yer verilmiştir.
Sorumlulardan 44333 no.lu dosya ile itiraz eden Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla temyiz eden İdari ve Sosyal İşler Şube Müdür Vekili Şef ... ’in temyiz dilekçesinde;
“Açıklamalar: ... Genel Müdürlüğü ... Yılı Hesabına ait Yargılamaya Esas Raporun Sayıştay 8. Dairesi tarafından yargılanması sonucunda düzenlenen 116 sayılı İlamın 9’uncu ve 10’uncu maddeleri ile ilgili olarak itirazlarım aşağıda yer almakta olup, Sayıştay Temyiz Kurulunuzca konunun incelenerek, adıma verilen tazmin hükmünün kaldırılmasını/bozulmasını talep ediyorum.
İlam Sıra No:9’da; ... TL kamu zararı ile sorumlu olduğum belirtilmiş ise de daha önceki savunmalarım ve şu anki gerekçelerimin çerçevesinde konunun yeniden temyizen değerlendirilerek “Sorumlu olmadığıma” karar verilmesini talep ederim.
Öncelikle; Müdürlüğümüzün yerleşik düzeni olan Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi (AKM), 2008 yılında (2010 yılı Kültür Başkenti seçilen ... etkinlikleri kapsamında AKM’nin acil olarak yenilenmesi projesi ile çok ivedi boşaltılması tarafımıza resmi olarak tebliğ edilmiştir. Bu kadar büyük bir merkezin boşaltılması, (Sahneler, atölyeler, bürolar, depolar, arşivler vb.) kısa sürede ihtiyaca yetecek yeni bir yer temini gibi çok zor bir süreç içine girilmiştir. İvedi olarak; Atölye, depo ve İdari bölümün Arşivi için bulunan Hasköy’deki Atölye-Deponun, sorunlu ve ihtiyaca cevap vermemesi (mekânın yetersizliği, aşın rutubetli olması, sahne sonrası esere ait dekorların çıkartılması veya yeniden yerleştirilmesi sorunları ve hepsinden önemlisi olan binanın çatıdan sürekli su basması) nedeniyle; 2010 yılında yeni yer arayışına gidilmiş, fakat büyük bir mekân bulunamamıştır. İdare ... gibi Metropol olan büyük bir şehirde, Atölye ve Depolanınız için ayrı ayrı adreslerde yer bulmuştur. Müdürlüğümüzün sanat icra kuruluşu olması Atölye ve Depoların, sezonumuzun kapalı olduğu 2-3 ay içinde temini ve yeni sezona hazırlanması gibi kısa zamanda taşınması gerekmektedir.
Müdürlüğümüz için, Atölye olarak ... ’daki ... , depo olarak da ... ’daki ... ile Müdür Yardımcısı/İta Amiri ... arasında 2010 yılında sözleşmeler imzalanmış ve bu süreç Nisan 2015 de Mehmet Bey’in yaş haddinden emekli oluncaya kadar da devam etmiştir.
Konu ile ilgili olarak; İdari, Mali ve Sosyal İşler Şube Müdürü ... ’ın yerine 22.08/10.09.... tarihleri arasında vekâlet etmek üzere görevlendirildim. Vekâlet ettiğim dönemde kiralama işlemi tamamlanmış olan atölye için, Müdür Yardımcısı/İta Amiri (Sanatçı-İl Müdürü adına tüm idari/Mali iş ve işlemleri yürütmek ve imzalama yetkisi) ... ile mal sahibi ... arasında her yıl yeniden imzalanan sözleşme gereği; kiralar her ay zorunlu giderler kapsamında ödenmektedir. Vekalet ettiğim tarihlerde devlette devamlılık ilkesi ile ödeme evraklarım imzalamış bulunmaktayım. Vekâlet ettiğim ve imzamın bulunduğu tarihler 22.08/10.09.... (12 günlük vekalet) haricinde, tarafınızca geçmiş yıllara ait hatalı yapıldığı düşünülerek, hesaplanan kira artış oranlarından tarafıma tanzim edilmesinde, şahsımın (vekalet dönemi de olsa) sözleşme imzalama ve karar verme yetkim olmadığından, hiçbir sorumluluğumun olmadığını belirtmek isterim.
Ayrıca ve önemle arz etmek isterim ki işlemler mevzuata uygun yapılmış olup, kurum zararı yoktur. Şöyle ki; kira artışı işlemlerinin bu tarihlerde yürürlükte olan Kanun hükümleri ile daha önce imzalanan Kira Sözleşmesi hükümlerine göre gerçekleştirildiğini arz etmek istiyorum.
Kira artışları, kira artışlarının nasıl olacağım düzenleyen açık ve özel kanun hükmüne uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Zira, 4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53’üncü mad. ile değişik;
31/3/2011 tarihli ve 6217 Sayılı Kanun ’un Geçici Madde 2 hükmüne göre;
“Kiracının Türk Ticaret Kanunu’nda tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişileri olduğu işyeri kiralarında, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 323, 325, 331, 340, 342, 343, 344, 346 ve 354’üncü maddeleri 1/7/2012 tarihinden itibaren 8 yıl süreyle uygulanmaz. Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur. Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır.”
Buna göre; Kira artışları ile ilgili olarak en son tarihli ve yine en üst norm olan Türk Borçlar Kanunu’na göre tacirler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerinin kiracı olduğu işyeri kiralarında kira artışları; üretici fiyat endeksi artış oranlarına göre gerçekleştirme zorunluluğu bulunmamakta iken, Sayın Sayıştay Denetçisi ve Mahkeme Üyeleri yukarıda belirttiğimiz 12 Temmuz 2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53’üncü maddesine göre değil, bu kanundan önce çıkan ve 2020’ye kadar askıya alman ve kanunların daha alt normu olan Maliye Bakanlığının Genelgesi’ne göre hüküm vermişlerdir.
Ayrıca, En önemlisi ise kira artışları, kira artışlarının nasıl olacağını düzenleyen açık ve özel kanun hükmüne uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Zira Gerek, 26.06.2018 Tarih ve DYHBB. İlam Md. ... /116 sayılı ilamdaki “Azınlık Görüşü: 04.02.2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazete de yayımlanan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun A. Uygulama alanı başlıklı 339’uncu maddesinde; Kamu kurum ve kuruluşlarının, hangi usul ve esaslar içinde olursa olsun yaptıkları bütün kira sözleşmelerine Kanunun konut ve işyeri kiralamaya ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir.” denilerek, hatalı işlem yapmadığımızı desteklemişlerdir.
Bu bakımdan, “Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelge’nin kira artış oranı hükmünün açık ve özel kanun (daha sonra yürürlüğe giren ve üstelik üst norm olan Türk Borçlar Kanunu) hükmüne göre, Müdürlüğümüzce yapılan kira sözleşmelerinin yasalara uygun yapıldığı kanaati ile 116 sayılı İlamın 9’uncu maddesi ile verilen tazmin hükmünün, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 55’inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendine aykırı olduğunu, bu nedenle konunun Sayıştay Temyiz Kurulunuzca görüşülerek kaldırılmasını/bozulmasını talep ediyorum.
*İlam Sıra No: 9 ile İlam Sıra No: 10’da ki açıklamalarıma ek olarak;
Kiralama yapılan yerlerin niteliği nazara alındığında fahiş bir ödeme olmadığı da anlaşılacaktır. Zira, kiralanan yerlerin oldukça merkeze yakın yerler olması yanında kullanım amacı bakımından da zor bulunabilecek nitelikteki yerlerdir. Gerçekten de; merkeze yakın olması hem temsil sonunda gece vakti dekorları söküp kamyonlara yükleyen ve akabinde depoya boşaltıp evine dönmek zorunda kalan personelin gece vakti zorlanmadan evlerine güvenle dönmeleri, hem de uzaktan yer tutulmayarak nakliyenin daha az maliyetli olması sağlanmaktadır. Daha da önemlisi, kiralanan depo, Kurumumuz tarafından sunulan hizmetlere en uygun olabilecek niteliktedirler. Zira ... gibi büyük metropol de biraz merkezi yerlerde en az 6 metre yüksekliğinde, personelin iş sağlığı ve güvenliği açısından sağlıklı bir ortamda çalışacağı, gece vakti evine güvenle (vasıta bularak) dönebileceği, imar-iskân ve ruhsatlı (çoğu yerlerin arsa tapulu, sağlıksız ve ruhsatsız olduğu düşünüldüğünde) bir yer bulmanın zorluğu aşikârdır.
Tüm bunlar kiralanan yerlerin Kurumumuz açısından önemini ve buna karşın yapılan kira ödemelerinin ise fahiş olmadığını göstermektedir.
... yılından önceki tüm yıllara ait Müdürlüğümüz hesaplan Sayıştay denetlemesinden geçmiş olup, hesaplar kapatılmış ve Müdürlüğümüze bu konuyla ilgili herhangi bir sorgu açılmamıştır. Bu nedenle yapılan işlemlerde herhangi bir yanlışlık olmadığı düşünülerek, kiralama işlemleri de aynı uygulamayla devam etmiştir. Bu bakımdan, “Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelge”nin kira artış oranı hükmünün açık ve özel kanun (daha sonra yürürlüğe giren ve üstelik üst norm olan Türk Borçlar Kanunu) hükmüne göre, Müdürlüğümüzce yapılan kira sözleşmelerinin yasalara uygun yapıldığım bilgilerinize arz ederim.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, 116 sayılı İlamın 10’uncu maddesi ile verilen tazmin hükmünün, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 55’inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi hükmüne aykırı olduğunu, Devletin bize emanet ettiği bütçeyi en ekonomik şekilde kullanmaya çalıştığımızı, kamu zararı oluşturabilecek yetki ve karar makamı olmadığımdan (Sözleşme imzalama yetkimin bulunmadığım, sadece belge ile sabit olunan evrakların düzenlenmesi ve gerçekleştirme görevlisi olarak) bu konunun Sayıştay Temyiz Kurulunuzca görüşülerek, kaldırılmasını/bozulmasını talep ediyorum.
Saygılarımla arz ederim”
Denilmektedir.
Başsavcılık mütalaasında ise;
Harcama Yetkilisi sıfatıyla temyiz eden Müdür Yardımcısı ... ile ilgili Başsavcılık mütalaasında;
“... Genel Müdürlüğü ... hesabının 8’inci Dairede yargılanması sonucunda düzenlenen 04.06.2018 tarih ve 116 no.lu ilamın 2, 9 ve 10’uncu maddelerinde yer alan tazmin hükmünü harcama yetkilisi sıfatıyla temyiz eden ... ’ın ilgi yazı ekinde gönderilen 13.08.2018 tarihli dilekçesi ve ekleri incelendi.
2- İlamın 9’uncu maddesine ilişkin olarak, ... ... Müdürlüğü tarafından kiralanan ... ’deki atölye için yıllık kira bedelinin, Maliye Bakanlığının 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesi uyarınca Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE) oranı kadar artırılması gerekirken, TEFE-TÜFE ortalamasına göre artırıldığı gerekçesiyle kamu zararına hükmolunmuş ise de, ... ile her sene yeni kira sözleşmesinin yapılmış olduğu ve bu sözleşmelerin yıllık düzenlenir hale geldiği, kiralaması yapılan atölyenin Kurum tarafından sunulan hizmetlere en uygun olabilecek bir yerde bulunduğu ve kiralama yapılan yerlerin niteliği dikkate alındığında fahiş bir ödemede bulunulmadığı; Diğer taraftan 12.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6353 sayılı Kanun’un 53’üncü maddesi ile değişik 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un Geçici 2’nci maddesi uyarınca, Borçlar Kanununda kira artışının ÜFE artış oranını geçemeyeceği şeklinde yer alan düzenlemenin, kamu kurumlarının işyeri kiralamalarında 01.07.2020 tarihine kadar geçerli olmadığı, bu durumda sözleşme hükümlerinin geçerli olduğu, dolayısıyla da sözleşme hükmüne dayanılarak yapılan kira artışlarının mevzuata uygun olması nedeniyle kamu zararının oluşmadığı ileri sürülmekte ve tazmin hükmünün kaldırılması/bozulması talep edilmektedir.
04.02.2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “A. Uygulama alanı” başlıklı 339’uncu maddesinde; Kamu kurum ve kuruluşlarının, hangi usul ve esaslar içinde olursa olsun yaptıkları bütün kira sözleşmelerine Kanunun konut ve işyeri kiralamaya ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir.
Aynı Kanunun “E. II. Kira Bedeli Belirlenmesi” başlıklı 344’üncü maddesinde ise; “Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır.” denilmektedir.
Bu hükümlere göre kamu kurumlarının taşınmaz kira sözleşmelerinde Borçlar Kanunu hükümlerinin tatbik olunacağı anlaşılmaktadır. Ancak 12.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6353 sayılı Kanun’un 53’üncü maddesi ile değişik 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Geçici 2’nci maddesinde; “Kiracının Türk Ticaret Kanunu’nda tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu tüzel kişileri olduğu işyeri kiralarında, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar K 331, 340, 342, 343, 344, 346 ve 354’üncü maddeleri 1/7/2012 tarihinden 8 yıl süreyle uygulanmaz. Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur. Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır.” denilmektedir.
Dolayısıyla Borçlar Kanunu’nun kira artışının ÜFE oranını geçmeyeceği şeklinde düzenlemeyi içeren 344’üncü maddesinin, kamu kurumlarının işyeri kiralamalarında 01.07.2020 tarihine kadar geçerli olmayacağı, bu durumda sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümlerinin geçerli olacağı anlaşıldığından, talebin kabul edilerek tazmin hükmünün sorumlular üzerinden kaldırılmasına karar verilmesinin,
Uygun olacağı mütalaa olunmaktadır.
Arz ederim.”
Denilmektedir.
Sorumlulardan 44336 no.lu dosya ile itiraz eden Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla temyiz eden Şube Müdürü ... ile 44333 no.lu dosya ile itiraz eden Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla temyiz eden İdari ve Sosyal İşler Şube Müdür Vekili Şef ... ’in temyiz dilekçesi ile ilgili Başsavcılık mütalaaları, Müdür Yardımcısı ... ile ilgili Başsavcılık mütalaası ile aynı içeriğe sahiptir.
İşbu dosyayla duruşma talebinde bulunan ... ... Müdürlüğü Müdür Yardımcısı ... ve ... ... Müdürlüğü Şube Müdürü ... ile Sayıştay Savcısının sözlü açıklamalarının dinlenmesinden ve dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
... ... Müdürlüğü tarafından ... tarihinde ... ’dan kiralanan ... ’deki atölye binasına ait yıllık kira bedelinin, Maliye Bakanlığının 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesine aykırı olarak ÜFE oranının üzerinde artırılması konusuna ilişkin olarak;
Taraflar arasında 15.05.2015 ve 15.05.... tarihlerinde imzalanan kira sözleşmelerinde; bir önceki yıl kira bedelinin, ... Ticaret Odası’nca yayımlanan TEFE-TÜFE ortalamalarına göre değişim oranı esas alınarak artırılacağının belirlendiği, görülmüştür.
04.02.2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun “A. Uygulama alanı” başlıklı 339’uncu maddesinde; Kamu kurum ve kuruluşlarının, hangi usul ve esaslar içinde olursa olsun yaptıkları bütün kira sözleşmelerine Kanunun konut ve işyeri kiralamaya ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir.
Aynı Kanunun “E. II. Kira Bedeli Belirlenmesi” başlıklı 344’üncü maddesinde ise; “Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır.” denilmektedir.
Öte yandan, 08.10.2009 tarihli ve 27370 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maliye Bakanlığının 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesinin “1-Kira Artış Oranı” başlıklı bölümünde aynen;
“(1) Daha önceki yıllarda kiralanmış olup da, sonraki yıllarda kiralanmasına devam edilecek taşınmazların kira bedeli, Türkiye İstatistik Kurumunca artışın yapılacağı ayda yayımlanan Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde değişim oranı) oranını geçmeyecek şekilde artırılacaktır. Ancak söz konusu oranın kiralamanın yenileneceği ayda negatif çıkması halinde kira bedelinde herhangi bir değişiklik yapılmayacaktır.
…”
Denilmektedir.
4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53’üncü maddesi ile değişik;31/3/2011 tarihli ve 6217 Sayılı Kanun’un Geçici 2’nci maddesinde (4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53’üncü mad. ile değişik);
“Kiracının Türk Ticaret Kanunu’nda tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişileri olduğu işyeri kiralarında, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 323, 325, 331, 340, 342, 343, 344, 346 ve 354’üncü maddeleri 1/7/2012 tarihinden itibaren 8 yıl süreyle uygulanmaz. Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur. Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır.”
Buna göre; Kira artışları ile ilgili olarak en son tarihli ve yine en üst norm olan Türk Borçlar Kanunu’na göre tacirler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerinin kiracı olduğu işyeri kiralarında kira artışları; “…Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur.” Hükmüne göre yapılması gerekir.
Öte yandan sorumluların savunmalarında belirttikleri üzere; Kiralama yapılan yerlerin niteliği nazara alındığında fahiş bir ödeme olmadığı, kiralanan yerlerin oldukça merkeze yakın yerler olması yanında, kullanım amacı bakımından da zor bulunabilecek nitelikteki yerler olduğu, deponun merkeze yakın olması, hem temsil sonunda gece vakti dekorları söküp kamyonlara yükleyen ve akabinde depoya boşaltıp evine dönmek zorunda kalan personelin gece vakti zorlanmadan evlerine güvenle dönmelerini sağlamakta, hem de uzaktan yer tutulmayarak nakliyenin daha az maliyetli olmasına imkân sağladığı, Kurum tarafından sunulan hizmetlere en uygun olabilecek yer olduğu, zira ... gibi büyük metropolde biraz merkezi yerlerde en az 6 metre yüksekliğinde, personelin iş sağlığı ve güvenliği açısından sağlıklı bir ortamda çalışacağı, gece vakti evine güvenle (vasıta bularak) dönebileceği, imar-iskân ve ruhsatlı (çoğu yerlerin arsa tapulu, sağlıksız ve ruhsatsız olduğu düşünüldüğünde) bir yer bulmanın zor olduğu, tüm bunların kiralanan yerlerin Kurum açısından önemini ve buna karşın yapılan kira ödemelerinin ise fahiş olmadığını göstermektedir. Tam aksine, ... ’de atölyelerin bulunduğu yer sahibi (... ) iki senedir, yapılan artışların piyasa fiyatının çok altında kaldığını belirterek ekstra artış istediğini, ancak Kurum tarafından yapılmadığını, böyle bir yerin şimdi kiralanmaya çalışılması durumunda Vakıf Gayrimenkul Değerleme Ekspertiz Raporu’ndan da anlaşılacağı üzere, piyasa fiyatına göre değerlendirildiğinde ... gibi kiraların astronomik arttığı büyük metropolde şu anki rakamın çok üzerinde tutulabileceği, taşınmaz sahibinin kira sözleşmesini feshetmesi halinde idarenin katlanacağı külfetin bugünkü kira tutarından çok daha fazla olacağını ve aynı konumda ve özellikte yer bulmakta güçlük çekileceğini, bu nedenle mevcut kira artışları yerinde ve makul tutardadır.
Sonuç olarak; Borçlar Kanunu’nun kira artışının ÜFE oranını geçmeyeceği şeklinde düzenlemeyi içeren 344’üncü maddesinin, kamu kurumlarının işyeri kiralamalarında 01.07.2020 tarihine kadar geçerli olmayacağı, bu durumda sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümlerinin geçerli olacağı, kiralanmış olan yer için yapılan kira ödemelerinin makul tutarda olduğu, dolayısıyla kamu zararının doğmadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 55’inci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca, yukarıda belirtilen hususların tekrar değerlendirilmesini teminen 116 Sayılı İlamın 9’uncu maddesi ile ... TL’ye ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün BOZULMASINA ve (tazmin hükmünün kaldırılması gerektiğine yönelik) yukarıda belirtilen hususların tekrar değerlendirilmesini teminen yeni hüküm tesisi için dosyanın hükmü veren DAİREYE GÖNDERİLMESİNE,
(Üye ... ’nun ilam hükmünün tasdiki gerekir, Üye ... ’in ilam hükmünün bozulması gerekir, yönündeki aşağıda yazılı azınlık görüşlerine karşı)
Karar verildiği 18.09.2019 tarih ve 46617 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.
KARŞI OY GEREKÇESİ/AZINLIK GÖRÜŞÜ
Üye ... ’nun;
Kira artışları ile ilgili olarak en son tarihli ve yine en üst norm olan Türk Borçlar Kanunu’na göre tacirler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerinin kiracı olduğu işyeri kiralarında kira artışları; “…Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur.” Hükmüne göre yapılması gerekir. Burada her ne kadar sözleşme serbestisi getirilmiş ise de bu serbestliğin İdareler için değil Maliye Bakanlığı için getirildiği değerlendirilmektedir. Yani Maliye Bakanlığı bu madde hükmüne dayanarak tip sözleşmeye konacak kira artış hükümlerini serbestçe belirleyebilecektir. Ancak, Maliye Bakanlığı daha önce yürürlüğe koymuş olduğu 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesini değiştirmeyerek iradesini mevcut genelgenin devamından yana kullanmıştır. Eğer bu serbesti olmasaydı Maliye Bakanlığı Borçlar Kanunu'nda yer alan düzenlemeye paralel bir düzenleme yaparak yeni bir genelge çıkarabilirdi.
Sorumluların “…Sayın Sayıştay Denetçisi ve Mahkeme Üyeleri yukarıda belirttiğimiz 12 Temmuz 2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53’üncü maddesine göre değil, bu kanundan önce çıkan ve 2020’ye kadar askıya alınan ve kanunların daha alt normu olan Maliye Bakanlığının Genelgesi’ne göre hüküm vermişlerdir.” İddiaları yerinde değildir, çünkü söz konusu Genelgenin askıya alındığına ilişkin bir düzenleme söz konusu olmayıp, aksine Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümlerinin 2010 yılına kadar uygulanmayacağı düzenlemesi ile konu ile ilgili geçerli tek düzenleme olarak kalmıştır.
Sorumlular savunmalarında; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun kira bedelinin, ÜFE oranını geçmeyecek şekilde artırılacağına ilişkin 344’üncü maddesinin, 01.07.2020 tarihine kadar uygulanmasının ertelendiğini ve bu halde, sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümlerinin tatbik olunacağını ileri sürmüş olsalar da;
Maliye Bakanlığının 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesi, 08.10.2009 tarihinden bu yana yürürlükte olduğundan, Borçlar Kanunu’nun 344’üncü maddesinin uygulanması ertelendiği için, yukarıda açıklanan gerekçeler ile Genelge hükmünün geçerli olacağı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla kamu idarelerinin taşınmaz kiralamalarına ilişkin sözleşmelere Genelgeye aykırı hükümler konulamayacağı açıktır.
Sorumluların temyiz dilekçesinde yer alan;
“Yine, kiralama yapılan yerlerin niteliği nazara alındığında fahiş bir ödeme olmadığı da anlaşılacaktır. Zira, kiralanan yerlerin oldukça merkeze yakın yerler olması yanında, kullanım amacı bakımından da zor bulunabilecek nitelikteki yerlerdir. Gerçekten de; deponun merkeze yakın olması, hem temsil sonunda gece vakti dekorları söküp kamyonlara yükleyen ve akabinde depoya boşaltıp evine dönmek zorunda kalan personelin gece vakti zorlanmadan evlerine güvenle dönmelerini sağlamakta, hem de uzaktan yer tutulmayarak nakliyenin daha az maliyetli olmasına imkân sağlamaktadır. Daha da önemlisi, Kurumumuz tarafından sunulan hizmetlere en uygun olabilecek yerdedir. Zira ... gibi büyük metropolde biraz merkezi yerlerde en az 6 metre yüksekliğinde, personelin iş sağlığı ve güvenliği açısından sağlıklı bir ortamda çalışacağı, gece vakti evine güvenle (vasıta bularak) dönebileceği, imar-iskân ve ruhsatlı (çoğu yerlerin arsa tapulu, sağlıksız ve ruhsatsız olduğu düşünüldüğünde) bir yer bulmanın zorluğu aşikardır. Tüm bunlar kiralanan yerlerin Kurumumuz açısından önemini ve buna karşın yapılan kira ödemelerinin ise fahiş olmadığını göstermektedir.
Tam aksine, ... ’de atölyelerin bulunduğu yer sahibi (... ) iki senedir bizden, yapılan artışların piyasa fiyatının çok altında kaldığım belirterek ekstra artış istemektedir. Bizlerde yapılan artışların üzerinde bir artış yapamayacağımızı belirtmekteyiz. Ancak böyle bir yeri şimdi kiralamaya çalışsak, Vakıf Gayrimenkul Değerleme Ekspertiz Raporu’ndan da (EK:8) anlaşılacağı gibi, piyasa fiyatına göre değerlendirildiğinde ... gibi kiraların astronomik arttığı büyük metropolde şu anki rakamın çok üzerinde tutacağımız aşikardır. Taşınmaz sahibinin kira sözleşmesini feshetmesi halinde idarenin katlanacağı külfetin bugünkü kira tutarından çok daha fazla olacağını ve aynı konumda ve özellikte yer bulmakta zorlanacağımızı, bu nedenle mevcut kira artışlarının yerinde ve makul olduğunu ve kamu zararı değil aksine kamu menfaatinin korunduğunu belirtmek isterim.”
İtirazlarının ilamda yer alan mevzuat hükümleri karşısında bir geçerliliği bulunmadığı bilinmelidir. Bu çerçevede Vakıf Gayrimenkul Değerleme Ekspertiz Raporu’nun da dikkate alınmasına imkan bulunmamaktadır.
Sorumlulardan ... ... Müdürlüğü Şube Müdürü ... ’ın temyiz dilekçesinde, “İdari Mali ve Sosyal İşler Şube Müdürlüğü görevine 28/4/2015 tarihinde atandığımı, (EK: 2) göreve atandığım 2015 yılı ve sonrası kira artışı işlemlerinin bu tarihlerde yürürlükte olan Kanun hükümleri ile daha önce imzalanan Kira Sözleşmesi hükümlerine göre gerçekleştirildiğini…” belirtilmekte ise de, kendisinin 2015 yılında imzalanan kira sözleşmesinden önce göreve başlamış olması nedeni ile sorumluluğa olan itirazını kabul etme olanağı bulunmamaktadır.
Sorumlulardan Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla temyiz eden İdari ve Sosyal İşler Şube Müdür Vekili Şef ... ’in temyiz dilekçesinde;
“…
Konu ile ilgili olarak; İdari, Mali ve Sosyal İşler Şube Müdürü ... ’ın yerine 22.08/10.09.... tarihleri arasında vekâlet etmek üzere görevlendirildim. Vekâlet ettiğim dönemde kiralama işlemi tamamlanmış olan atölye için, Müdür Yardımcısı/İta Amiri (Sanatçı-İl Müdürü adına tüm idari/Mali iş ve işlemleri yürütmek ve imzalama yetkisi) ... ile mal sahibi ... arasında her yıl yeniden imzalanan sözleşme gereği; kiralar her ay zorunlu giderler kapsamında ödenmektedir. Vekalet ettiğim tarihlerde devlette devamlılık ilkesi ile ödeme evraklarım imzalamış bulunmaktayım. Vekâlet ettiğim ve imzamın bulunduğu tarihler 22.08/10.09.... (12 günlük vekalet) haricinde, tarafınızca geçmiş yıllara ait hatalı yapıldığı düşünülerek, hesaplanan kira artış oranlarından tarafıma tanzim edilmesinde, şahsımın (vekalet dönemi de olsa) sözleşme imzalama ve karar verme yetkim olmadığından, hiçbir sorumluluğumun olmadığını belirtmek isterim.”
İtirazının da yerinde olmadığı, kendisinin ödeme emrini imzalamış olması nedeniyle sorumluluğu bulunduğu değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak, söz konusu mevzuat hükümlerine göre kamu kurumlarının taşınmaz kiralamalarında, kira bedelinin ÜFE (ÜFE bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde değişim oranı) oranını geçmeyecek şekilde artırılması gerekmektedir. Kira sözleşmelerinde kira artışının farklı oranlarda yapılacağına ilişkin hüküm konulması halinde kamu zararı ortaya çıkabilecektir. Nitekim, ... ... Müdürlüğü tarafından kiralanan atölye binasına ait 2012’den sonra yapılan kira sözleşmelerinde, yıllık kira bedelinin TÜİK’in ÜFE (ÜFE bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde değişim oranı) oranı yerine ... Ticaret Odasınca yayımlanan TEFE-TÜFE ortalamaları oranında artırılacağı şeklinde bir hükme yer verilmiş olması dolayısıyla kamu zararının doğduğu görülmüş olduğundan 116 Sayılı İlamın 9’uncu maddesinde ile ... TL’ye ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün tasdiki gerekir.
Üye ... ’in;
Kira artışları ile ilgili olarak en son tarihli ve yine en üst norm olan Türk Borçlar Kanunu’na göre tacirler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerinin kiracı olduğu işyeri kiralarında kira artışları; “…Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur.” Hükmüne göre yapılması gerekir. Burada her ne kadar sözleşme serbestisi getirilmiş ise de bu serbestliğin İdareler için değil Maliye Bakanlığı için getirildiği değerlendirilmektedir. Yani Maliye Bakanlığı bu madde hükmüne dayanarak tip sözleşmeye konacak kira artış hükümlerini serbestçe belirleyebilecektir. Ancak, Maliye Bakanlığı daha önce yürürlüğe koymuş olduğu 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesini değiştirmeyerek iradesini mevcut genelgenin devamından yana kullanmıştır. Eğer bu serbesti olmasaydı Maliye Bakanlığı Borçlar Kanunu'nda yer alan düzenlemeye paralel bir düzenleme yaparak yeni bir genelge çıkarabilirdi.
Sorumluların “…Sayın Sayıştay Denetçisi ve Mahkeme Üyeleri yukarıda belirttiğimiz 12 Temmuz 2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53’üncü maddesine göre değil, bu kanundan önce çıkan ve 2020’ye kadar askıya alınan ve kanunların daha alt normu olan Maliye Bakanlığının Genelgesi’ne göre hüküm vermişlerdir.” İddiaları yerinde değildir, çünkü söz konusu Genelgenin askıya alındığına ilişkin bir düzenleme söz konusu olmayıp, aksine Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümlerinin 2010 yılına kadar uygulanmayacağı düzenlemesi ile konu ile ilgili geçerli tek düzenleme olarak kalmıştır.
Sorumlular savunmalarında; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun kira bedelinin, ÜFE oranını geçmeyecek şekilde artırılacağına ilişkin 344’üncü maddesinin, 01.07.2020 tarihine kadar uygulanmasının ertelendiğini ve bu halde, sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümlerinin tatbik olunacağını ileri sürmüş olsalar da;
Maliye Bakanlığının 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesi, 08.10.2009 tarihinden bu yana yürürlükte olduğundan, Borçlar Kanunu’nun 344’üncü maddesinin uygulanması ertelendiği için, yukarıda açıklanan gerekçeler ile Genelge hükmünün geçerli olacağı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla kamu idarelerinin taşınmaz kiralamalarına ilişkin sözleşmelere Genelgeye aykırı hükümler konulamayacağı açıktır.
Sorumluların temyiz dilekçesinde yer alan;
“Yine, kiralama yapılan yerlerin niteliği nazara alındığında fahiş bir ödeme olmadığı da anlaşılacaktır. Zira, kiralanan yerlerin oldukça merkeze yakın yerler olması yanında, kullanım amacı bakımından da zor bulunabilecek nitelikteki yerlerdir. Gerçekten de; deponun merkeze yakın olması, hem temsil sonunda gece vakti dekorları söküp kamyonlara yükleyen ve akabinde depoya boşaltıp evine dönmek zorunda kalan personelin gece vakti zorlanmadan evlerine güvenle dönmelerini sağlamakta, hem de uzaktan yer tutulmayarak nakliyenin daha az maliyetli olmasına imkân sağlamaktadır. Daha da önemlisi, Kurumumuz tarafından sunulan hizmetlere en uygun olabilecek yerdedir. Zira ... gibi büyük metropolde biraz merkezi yerlerde en az 6 metre yüksekliğinde, personelin iş sağlığı ve güvenliği açısından sağlıklı bir ortamda çalışacağı, gece vakti evine güvenle (vasıta bularak) dönebileceği, imar-iskân ve ruhsatlı (çoğu yerlerin arsa tapulu, sağlıksız ve ruhsatsız olduğu düşünüldüğünde) bir yer bulmanın zorluğu aşikardır. Tüm bunlar kiralanan yerlerin Kurumumuz açısından önemini ve buna karşın yapılan kira ödemelerinin ise fahiş olmadığını göstermektedir.
Tam aksine, ... ’de atölyelerin bulunduğu yer sahibi (... ) iki senedir bizden, yapılan artışların piyasa fiyatının çok altında kaldığım belirterek ekstra artış istemektedir. Bizlerde yapılan artışların üzerinde bir artış yapamayacağımızı belirtmekteyiz. Ancak böyle bir yeri şimdi kiralamaya çalışsak, Vakıf Gayrimenkul Değerleme Ekspertiz Raporu’ndan da (EK:8) anlaşılacağı gibi, piyasa fiyatına göre değerlendirildiğinde ... gibi kiraların astronomik arttığı büyük metropolde şu anki rakamın çok üzerinde tutacağımız aşikardır. Taşınmaz sahibinin kira sözleşmesini feshetmesi halinde idarenin katlanacağı külfetin bugünkü kira tutarından çok daha fazla olacağını ve aynı konumda ve özellikte yer bulmakta zorlanacağımızı, bu nedenle mevcut kira artışlarının yerinde ve makul olduğunu ve kamu zararı değil aksine kamu menfaatinin korunduğunu belirtmek isterim.”
İtirazlarının ilamda yer alan mevzuat hükümleri karşısında bir geçerliliği bulunmadığı bilinmelidir. Bu çerçevede Vakıf Gayrimenkul Değerleme Ekspertiz Raporu’nun da dikkate alınmasına imkan bulunmamaktadır.
Sorumlulardan ... ... Müdürlüğü Şube Müdürü ... ’ın temyiz dilekçesinde, “İdari Mali ve Sosyal İşler Şube Müdürlüğü görevine 28/4/2015 tarihinde atandığımı, (EK: 2) göreve atandığım 2015 yılı ve sonrası kira artışı işlemlerinin bu tarihlerde yürürlükte olan Kanun hükümleri ile daha önce imzalanan Kira Sözleşmesi hükümlerine göre gerçekleştirildiğini…” belirtilmekte ise de, kendisinin 2015 yılında imzalanan kira sözleşmesinden önce göreve başlamış olması nedeni ile sorumluluğa olan itirazını kabul etme olanağı bulunmamaktadır.
Sorumlulardan Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla temyiz eden İdari ve Sosyal İşler Şube Müdür Vekili Şef ... ’in temyiz dilekçesinde;
“…
Konu ile ilgili olarak; İdari, Mali ve Sosyal İşler Şube Müdürü ... ’ın yerine 22.08/10.09.... tarihleri arasında vekâlet etmek üzere görevlendirildim. Vekâlet ettiğim dönemde kiralama işlemi tamamlanmış olan atölye için, Müdür Yardımcısı/İta Amiri (Sanatçı-İl Müdürü adına tüm idari/Mali iş ve işlemleri yürütmek ve imzalama yetkisi) ... ile mal sahibi ... arasında her yıl yeniden imzalanan sözleşme gereği; kiralar her ay zorunlu giderler kapsamında ödenmektedir. Vekalet ettiğim tarihlerde devlette devamlılık ilkesi ile ödeme evraklarım imzalamış bulunmaktayım. Vekâlet ettiğim ve imzamın bulunduğu tarihler 22.08/10.09.... (12 günlük vekalet) haricinde, tarafınızca geçmiş yıllara ait hatalı yapıldığı düşünülerek, hesaplanan kira artış oranlarından tarafıma tanzim edilmesinde, şahsımın (vekalet dönemi de olsa) sözleşme imzalama ve karar verme yetkim olmadığından, hiçbir sorumluluğumun olmadığını belirtmek isterim.”
İtirazının yerinde olduğu, imzalanmış bir sözleşme çerçevesinde ödeme yaptığı ve geçici olarak 12 gün vekalet ettiği dönem için imzalanmış bir sözleşmeyi inceleme ve varsa hatalı hükmü tespit etme imkanı bulunmamaktadır. Bu nedenle İdari ve Sosyal İşler Şube Müdür Vekili Şef ... ’in sorumlu tutulmasında isabet olmadığı değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak, söz konusu mevzuat hükümlerine göre kamu kurumlarının taşınmaz kiralamalarında, kira bedelinin ÜFE (ÜFE bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde değişim oranı) oranını geçmeyecek şekilde artırılması gerekmektedir. Kira sözleşmelerinde kira artışının farklı oranlarda yapılacağına ilişkin hüküm konulması halinde kamu zararı ortaya çıkabilecektir. Nitekim, ... ... Müdürlüğü tarafından kiralanan atölye binasına ait 2012’den sonra yapılan kira sözleşmelerinde, yıllık kira bedelinin TÜİK’in ÜFE (ÜFE bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde değişim oranı) oranı yerine ... Ticaret Odasınca yayımlanan TEFE-TÜFE ortalamaları oranında artırılacağı şeklinde bir hükme yer verilmiş olması dolayısıyla kamu zararının doğduğu görülmüştür.
Bu itibarla, sorumlu Gerçekleştirme Grevlisi İdari ve Sosyal İşler Şube Müdür Vekili Şef ... ’in sorumluluk itirazlarının kabul edilerek 116 sayılı İlamın 9’uncu maddesiyle, ... ... Müdürlüğü tarafından ... tarihinde ... ’dan kiralanan ... ’deki atölye binası için yıllık kira bedelinin, Maliye Bakanlığının 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesi hükmü gereği TÜİK’in Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde değişim oranı) oranı kadar artırılması gerekirken yerine ... Ticaret Odasınca yayımlanan TEFE-TÜFE ortalamasına göre artırılması sonucu ... TL’ye ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün sorumluluk yönündün bozularak Dairesine gönderilmesine, karar verilmesi gerekir.
2- 116 Sayılı İlamın 9’uncu maddesinde; ... ... Müdürlüğü tarafından ... tarihinde ... ’dan kiralanan ... ’deki atölye binası için yıllık kira bedelinin, Maliye Bakanlığının 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesi hükmü gereği Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde değişim oranı) oranı kadar artırılması gerekirken TEFE-TÜFE ortalamasına göre artırılması sonucu ... TL’nin sorumlulardan müştereken ve müteselsilen tazminine karar verilmiştir.
Harcama Yetkilisi sıfatıyla temyiz eden ... ... Müdürlüğü Müdür Yardımcısı ... ’ın temyiz dilekçesinde;
“... Genel Müdürlüğü ... Yılı Hesabına ait Yargılamaya Esas Raporun Sayıştay 8. Dairesi tarafından yargılanması sonucunda düzenlenen 116 sayılı İlamın 2, 9 ve 10’uncu maddeleri ile ilgili olarak itirazlarımız aşağıda yer almakta olup, Sayıştay Temyiz Kurulunuzca konunun incelenerek adımıza verilen tazmin hükmünün kaldırılmasını/bozulmasını talep ediyoruz.
Madde 9:
Öncelikle, Müdür Yardımcılığı (Müdür adına İta Amirliği) görevine 28/4/2015 tarihinde atandığımı, (EK: 4) göreve atandığım 2015 yılı ve sonrası kira artışı işlemlerinin bu tarihlerde yürürlükte olan Kanun hükümleri ile daha önce imzalanan Kira Sözleşmesi hükümlerine göre gerçekleştirildiğini arzetmek istiyorum. (EK:3)
Bu tarihten önce ... (Yaş haddinden emekli oldu) bu görevi 25 yılı geçkin yürütüyordu. Bunca yıllık tecrübeyle görev yapan ... ’ın yanlış yapacağını hiç düşünemedik. Şahsım bir iki defa kira artışlarının doğru olup olmadığını beyan ettim ancak kendisi yapılan ödemelerin doğru ve yasal olduğunu belirtmiştir. Hatta 2012 yılına kadar ... ’nın sözleşmesinin ÜFE’ye göre yapıldığı ve ... ’ın sözleşmesinin ise TEFE-TÜFE ortalamasına göre yapıldığı, ancak 2012 yılında Müdürlüğümüze gelen Sayıştay Denetçisinin, kira sözleşmelerinin (birinin ÜFE, diğerinin TEFE-TÜFE) farklı yapılmamasını, bundan böyle kiralamaların TEFE-TÜFE ortalamasına göre yapılması gerektiğini beyan etmiş, bu durumu ... ve memur ... da doğrulamaktadır.
Hatta, ... dönemi sorgusunu hazırlayan denetçimiz 2014 yılında da geldiğinde yine kira sözleşmelerini aldı, sözleşmelerin ÜFE ye göre yapılmadığını belirterek incelemek üzere götürdü ve sonra geri gönderdi, akabinde hiçbir olumsuz işlem yapılmadı. O dönem şahsım (İdari Mali ve Sosyal İşler Şube Müdürü olarak), gerek denetçinin kira sözleşmelerini hiçbir işlem yapmadan geri göndermesi, gerekse Resmi Gazete de çıkan, (4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53. Mad. ile değişik) kanun gereği doğru yaptığımızı düşünerek sözleşmeler yapılmaya devam etmiştir.
Ayrıca ... ile yapılan kira sözleşmelerinin dikkatli incelenmesi halinde, her sene yeni kira sözleşmesinin yapılmış olduğu ve bu sözleşmelerin yıllık düzenlenir hale geldiği, bu nedenle kira artışlarında ÜFE veya TEFE-TÜFE ortalamasının alınmasına dahi gerek olmadığı anlaşılacaktır.
Esasen ... yılından önceki tüm yıllara ait Müdürlüğümüz hesapları Sayıştay denetlemesinden geçmiş olup, Sayıştay denetlemesi sürecinde, Müdürlüğümüz hesaplarında herhangi bir sorun ve hata ile dahi karşılaşılmamış olup hesaplar kapatılmıştır.
Yine, kiralama yapılan yerlerin niteliği nazara alındığında fahiş bir ödeme olmadığı da anlaşılacaktır. Zira, kiralanan yerlerin oldukça merkeze yakın yerler olması yanında, kullanım amacı bakımından da zor bulunabilecek nitelikteki yerlerdir. Gerçekten de; deponun merkeze yakın olması, hem temsil sonunda gece vakti dekorları söküp kamyonlara yükleyen ve akabinde depoya boşaltıp evine dönmek zorunda kalan personelin gece vakti zorlanmadan evlerine güvenle dönmelerini sağlamakta, hem de uzaktan yer tutulmayarak nakliyenin daha az maliyetli olmasına imkân sağlamaktadır. Daha da önemlisi, Kurumumuz tarafından sunulan hizmetlere en uygun olabilecek yerdedir. Zira ... gibi büyük metropolde biraz merkezi yerlerde en az 6 metre yüksekliğinde, personelin iş sağlığı ve güvenliği açısından sağlıklı bir ortamda çalışacağı, gece vakti evine güvenle (vasıta bularak) dönebileceği, imar-iskân ve ruhsatlı (çoğu yerlerin arsa tapulu, sağlıksız ve ruhsatsız olduğu düşünüldüğünde) bir yer bulmanın zorluğu aşikardır. Tüm bunlar kiralanan yerlerin Kurumumuz açısından önemini ve buna karşın yapılan kira ödemelerinin ise fahiş olmadığını göstermektedir.
Tam aksine, ... ’de atölyelerin bulunduğu yer sahibi (... ) iki senedir bizden, yapılan artışların piyasa fiyatının çok altında kaldığım belirterek ekstra artış istemektedir. Bizlerde yapılan artışların üzerinde bir artış yapamayacağımızı belirtmekteyiz. Ancak böyle bir yeri şimdi kiralamaya çalışsak, Vakıf Gayrimenkul Değerleme Ekspertiz Raporu’ndan da (EK:8) anlaşılacağı gibi, piyasa fiyatına göre değerlendirildiğinde ... gibi kiraların astronomik arttığı büyük metropolde şu anki rakamın çok üzerinde tutacağımız aşikardır. Taşınmaz sahibinin kira sözleşmesini feshetmesi halinde idarenin katlanacağı külfetin bugünkü kira tutarından çok daha fazla olacağını ve aynı konumda ve özellikte yer bulmakta zorlanacağımızı, bu nedenle mevcut kira artışlarının yerinde ve makul olduğunu ve kamu zararı değil aksine kamu menfaatinin korunduğunu belirtmek isterim.
Ancak, yukarıda yapılan açıklamaların tamamına yakını gerek savunma yazımızda gerekse duruşmada sözlü olarak belirtilmesine rağmen;
... yılından önceki tüm yıllara ait Müdürlüğümüz hesaplan Sayıştay denetlemesinden geçmiş olup, Sayıştay denetlemesi sürecinde konu ile ilgili olarak herhangi bir sorun ve hata ile dahi karşılaşılmamış olup hesaplar kapatıldığı halde, kapatılan yıllara ait geriye dönük işlem yapılması,
Yapılan sözleşmeler, 2010 yılında yapılan sözleşmenin devamı olmayıp, her sene yeniden yapılıp imzalandığı halde, devam eden sözleşme gibi gösterilerek geriye dönük işlem yapılması, (2013 yılından sonra her sene imzalanan sözleşmelerin ilk sayfasının alt kısmında “Kiralanan şeyin şimdiki durumu: Kontratın devamı” sehven yazılmış olup bundan maksat, kira artışı değil kiralanan yerin devam eden yer olduğunu belirtmek içindir.)
Kamu zararının geriye dönük hesaplanmasına rağmen, rücu işleminin sadece ... da imzası bulunan kişilere yapılması, yine 5018 sayılı kanunda, Madde 31- (Değişik: 22/12/2005-5436/1. mad.)
“Ancak, teşkilât yapısı ve personel durumu gibi nedenlerle harcama yetkililerinin belirlenmesinde güçlük bulunan idareler ile bütçelerinde harcama birimleri sınıflandırılmayan idarelerde harcama yetkisi, üst yönetici veya üst yöneticinin belirleyeceği kişiler tarafından; mahallî idarelerde İçişleri Bakanlığının, diğer idarelerde ise Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine yürütülebilir.
Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde; idareler, merkez ve merkez dışı birimler ve görev unvanları itibarıyla harcama yetkililerinin belirlenmesine, harcama yetkisinin bir üst yönetim kademesinde birleştirilmesine ve devredilmesine ilişkin usûl ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenir. Harcama yetkisinin devredilmesi, yetkiyi devredenin idari sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.” denmesine rağmen, rücu işleminde Müdür'ün adının geçmemesi,
En önemlisi ise kira artışları, kira artışlarının nasıl olacağını düzenleyen açık ve özel kanun hükmüne uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Zira Gerek, 26.06.2018 Tarih ve DYHBB. İlam Md. ... /116 sayılı Sayıştay İlam Tebliği’ndeki “Azınlık Görüşü: 04.02.2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazete de yayımlanan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun A. Uygulama alanı başlıklı 339. Maddesinde; Kamu kurum ve kuruluşlarının, hangi usul ve esaslar içinde olursa olsun yaptıkları bütün kira sözleşmelerine Kanunun konut ve işyeri kiralamaya ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir.” (EK:7) denilmiş olup, gerekse 4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53. mad. ile değişik;
31/3/2011 tarihli ve 6217 Sayılı Kanun’un MADDE 53- Geçici Madde 2 hükmüne göre;
“GEÇİCİ MADDE 2- Kiracının Türk Ticaret Kanunu’nda tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişileri olduğu işyeri kiralarında, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 323, 325, 331, 340, 342, 343, 344, 346 ve 354’üncü maddeleri 1/7/2012 tarihinden itibaren 8 yıl süreyle uygulanmaz. Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur. Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır.” denilmekte iken,
Buna göre; kira artışları ile ilgili olarak en son tarihli ve yine en üst norm olan Türk Borçlar Kanunu’na göre tacirler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerinin kiracı olduğu işyeri kiralarında kira artışları; üretici fiyat endeksi artış oranlarına göre gerçekleştirme zorunluluğu bulunmamakta iken, Sayın Sayıştay Denetçisi ve Mahkeme Üyeleri yukarıda belirttiğimiz 12 Temmuz 2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan (EK:2) 4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53’üncü maddesine göre değil, bu kanundan önce çıkan ve 2020’ye kadar askıya alınan ve kanunların daha alt normu olan Maliye Bakanlığının Genelgesi’ne göre hüküm vermişlerdir.
Bu bakımdan, “Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelge’nin kira artış oranı hükmünün açık ve özel kanun (daha sonra yürürlüğe giren ve üstelik üst norm olan Türk Borçlar Kanunu) hükmüne göre, Müdürlüğümüzce yapılan kira sözleşmelerinin yasalara uygun yapıldığı kanaatindeyim.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, 116 sayılı İlamın 9’uncu maddesi ile verilen tazmin hükmünün, 6085 sayılı Sayıştay Kanunumun 55’inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendine aykırı olduğunu, hem Müdürlüğümüzün çalışan personelinin sağlık ve güvenliğini, hem de ... gibi büyük metropol de zor şartlarda görev yapmaya çalışarak, Devletin bize emanet ettiği bütçeyi en ekonomik şekilde kullanmaya çalıştığımızı, ve bu nedenle konunun Sayıştay Temyiz Kurulunuzca görüşülerek kaldırılmasını/bozulmasını talep ediyorum.”
Denilmektedir.
Sorumlulardan 44336 no.lu dosya ile itiraz eden Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla temyiz eden ... ... Müdürlüğü Şube Müdürü ... ’ın temyiz dilekçesinde, Müdür Yardımcısı ... ’ın dilekçesinden farklı olarak;
“İdari Mali ve Sosyal İşler Şube Müdürlüğü görevine 28/4/2015 tarihinde atandığımı, (EK: 2) göreve atandığım 2015 yılı ve sonrası kira artışı işlemlerinin bu tarihlerde yürürlükte olan Kanun hükümleri ile daha önce imzalanan Kira Sözleşmesi hükümlerine göre gerçekleştirildiğini arz etmek istiyorum.
Bu tarihten önce ... (Yaş haddinden emekli oldu) bu görevi 25 yılı geçkin yürütüyordu. Bunca yıllık tecrübeyle görev yapan ... ’ın yanlış yapacağını hiç düşünemedik. 18.04.2015 itibari ile bu görevi ... yapmaya başladı. Zaten Kira artışlarını Müdür Yardımcısı görevinde kim var ise o belirliyordu. Ayrıca; Kira sözleşmeleri tarafımdan imzalanmamıştır.
…
Kira artışlarında zarar çıkarılan rakamların, 2010 yılından itibaren toplamı hesaplanarak gelmiş. Bahsi geçen 2012-2013-2014 ve 2015 yılının yarısında, Bütçe araştırma ve planlama Şube Müdürlüğünde görev yapmaktaydım. O yıllarda ödeme belgelerine imza atan ben değildim. Başkalarının atmış olduğu imzaların zararının toplamından neden ben mesul tutuluyorum anlamış değilim. Şahsım 2015 yılının yarısı ve ... yılının tamamından mesul tutulmalıdır diye düşünüyorum. Zaten Kira kontratları her yıl yenilenmiştir. Geçmişin zararının şahsıma ödetilmek istenmesi adaletli midir? Dönemin İl Müdürü “... ” ve İl Müdür Yardımcısı “... ” birinci derece sorumlu oldukları halde bu zararın kendilerine en ufak bir tebliği neden yoktur.”
Açıklamasına yer verilmiştir.
Sorumlulardan 44333 no.lu dosya ile itiraz eden Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla temyiz eden İdari ve Sosyal İşler Şube Müdür Vekili Şef ... ’in temyiz dilekçesinde;
“Açıklamalar: ... Genel Müdürlüğü ... Yılı Hesabına ait Yargılamaya Esas Raporun Sayıştay 8. Dairesi tarafından yargılanması sonucunda düzenlenen 116 sayılı İlamın 9’uncu ve 10’uncu maddeleri ile ilgili olarak itirazlarım aşağıda yer almakta olup, Sayıştay Temyiz Kurulunuzca konunun incelenerek, adıma verilen tazmin hükmünün kaldırılmasını/bozulmasını talep ediyorum.
İlam Sıra No:9’da; ... TL kamu zararı ile sorumlu olduğum belirtilmiş ise de daha önceki savunmalarım ve şu anki gerekçelerimin çerçevesinde konunun yeniden temyizen değerlendirilerek “Sorumlu olmadığıma” karar verilmesini talep ederim.
Öncelikle; Müdürlüğümüzün yerleşik düzeni olan Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi (AKM), 2008 yılında (2010 yılı Kültür Başkenti seçilen ... etkinlikleri kapsamında AKM’nin acil olarak yenilenmesi projesi ile çok ivedi boşaltılması tarafımıza resmi olarak tebliğ edilmiştir. Bu kadar büyük bir merkezin boşaltılması, (Sahneler, atölyeler, bürolar, depolar, arşivler vb.) kısa sürede ihtiyaca yetecek yeni bir yer temini gibi çok zor bir süreç içine girilmiştir. İvedi olarak; Atölye, depo ve İdari bölümün Arşivi için bulunan Hasköy’deki Atölye-Deponun, sorunlu ve ihtiyaca cevap vermemesi (mekânın yetersizliği, aşın rutubetli olması, sahne sonrası esere ait dekorların çıkartılması veya yeniden yerleştirilmesi sorunları ve hepsinden önemlisi olan binanın çatıdan sürekli su basması) nedeniyle; 2010 yılında yeni yer arayışına gidilmiş, fakat büyük bir mekân bulunamamıştır. İdare ... gibi Metropol olan büyük bir şehirde, Atölye ve Depolanınız için ayrı ayrı adreslerde yer bulmuştur. Müdürlüğümüzün sanat icra kuruluşu olması Atölye ve Depoların, sezonumuzun kapalı olduğu 2-3 ay içinde temini ve yeni sezona hazırlanması gibi kısa zamanda taşınması gerekmektedir.
Müdürlüğümüz için, Atölye olarak ... ’daki ... , depo olarak da ... ’daki ... ile Müdür Yardımcısı/İta Amiri ... arasında 2010 yılında sözleşmeler imzalanmış ve bu süreç Nisan 2015 de Mehmet Bey’in yaş haddinden emekli oluncaya kadar da devam etmiştir.
Konu ile ilgili olarak; İdari, Mali ve Sosyal İşler Şube Müdürü ... ’ın yerine 22.08/10.09.... tarihleri arasında vekâlet etmek üzere görevlendirildim. Vekâlet ettiğim dönemde kiralama işlemi tamamlanmış olan atölye için, Müdür Yardımcısı/İta Amiri (Sanatçı-İl Müdürü adına tüm idari/Mali iş ve işlemleri yürütmek ve imzalama yetkisi) ... ile mal sahibi ... arasında her yıl yeniden imzalanan sözleşme gereği; kiralar her ay zorunlu giderler kapsamında ödenmektedir. Vekalet ettiğim tarihlerde devlette devamlılık ilkesi ile ödeme evraklarım imzalamış bulunmaktayım. Vekâlet ettiğim ve imzamın bulunduğu tarihler 22.08/10.09.... (12 günlük vekalet) haricinde, tarafınızca geçmiş yıllara ait hatalı yapıldığı düşünülerek, hesaplanan kira artış oranlarından tarafıma tanzim edilmesinde, şahsımın (vekalet dönemi de olsa) sözleşme imzalama ve karar verme yetkim olmadığından, hiçbir sorumluluğumun olmadığını belirtmek isterim.
Ayrıca ve önemle arz etmek isterim ki işlemler mevzuata uygun yapılmış olup, kurum zararı yoktur. Şöyle ki; kira artışı işlemlerinin bu tarihlerde yürürlükte olan Kanun hükümleri ile daha önce imzalanan Kira Sözleşmesi hükümlerine göre gerçekleştirildiğini arz etmek istiyorum.
Kira artışları, kira artışlarının nasıl olacağım düzenleyen açık ve özel kanun hükmüne uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Zira, 4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53’üncü mad. ile değişik;
31/3/2011 tarihli ve 6217 Sayılı Kanun ’un Geçici Madde 2 hükmüne göre;
“Kiracının Türk Ticaret Kanunu’nda tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişileri olduğu işyeri kiralarında, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 323, 325, 331, 340, 342, 343, 344, 346 ve 354’üncü maddeleri 1/7/2012 tarihinden itibaren 8 yıl süreyle uygulanmaz. Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur. Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır.”
Buna göre; Kira artışları ile ilgili olarak en son tarihli ve yine en üst norm olan Türk Borçlar Kanunu’na göre tacirler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerinin kiracı olduğu işyeri kiralarında kira artışları; üretici fiyat endeksi artış oranlarına göre gerçekleştirme zorunluluğu bulunmamakta iken, Sayın Sayıştay Denetçisi ve Mahkeme Üyeleri yukarıda belirttiğimiz 12 Temmuz 2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53’üncü maddesine göre değil, bu kanundan önce çıkan ve 2020’ye kadar askıya alman ve kanunların daha alt normu olan Maliye Bakanlığının Genelgesi’ne göre hüküm vermişlerdir.
Ayrıca, En önemlisi ise kira artışları, kira artışlarının nasıl olacağını düzenleyen açık ve özel kanun hükmüne uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Zira Gerek, 26.06.2018 Tarih ve DYHBB. İlam Md. ... /116 sayılı ilamdaki “Azınlık Görüşü: 04.02.2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazete de yayımlanan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun A. Uygulama alanı başlıklı 339’uncu maddesinde; Kamu kurum ve kuruluşlarının, hangi usul ve esaslar içinde olursa olsun yaptıkları bütün kira sözleşmelerine Kanunun konut ve işyeri kiralamaya ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir.” denilerek, hatalı işlem yapmadığımızı desteklemişlerdir.
Bu bakımdan, “Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelge’nin kira artış oranı hükmünün açık ve özel kanun (daha sonra yürürlüğe giren ve üstelik üst norm olan Türk Borçlar Kanunu) hükmüne göre, Müdürlüğümüzce yapılan kira sözleşmelerinin yasalara uygun yapıldığı kanaati ile 116 sayılı İlamın 9’uncu maddesi ile verilen tazmin hükmünün, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 55’inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendine aykırı olduğunu, bu nedenle konunun Sayıştay Temyiz Kurulunuzca görüşülerek kaldırılmasını/bozulmasını talep ediyorum.
*İlam Sıra No: 9 ile İlam Sıra No: 10’da ki açıklamalarıma ek olarak;
Kiralama yapılan yerlerin niteliği nazara alındığında fahiş bir ödeme olmadığı da anlaşılacaktır. Zira, kiralanan yerlerin oldukça merkeze yakın yerler olması yanında kullanım amacı bakımından da zor bulunabilecek nitelikteki yerlerdir. Gerçekten de; merkeze yakın olması hem temsil sonunda gece vakti dekorları söküp kamyonlara yükleyen ve akabinde depoya boşaltıp evine dönmek zorunda kalan personelin gece vakti zorlanmadan evlerine güvenle dönmeleri, hem de uzaktan yer tutulmayarak nakliyenin daha az maliyetli olması sağlanmaktadır. Daha da önemlisi, kiralanan depo, Kurumumuz tarafından sunulan hizmetlere en uygun olabilecek niteliktedirler. Zira ... gibi büyük metropol de biraz merkezi yerlerde en az 6 metre yüksekliğinde, personelin iş sağlığı ve güvenliği açısından sağlıklı bir ortamda çalışacağı, gece vakti evine güvenle (vasıta bularak) dönebileceği, imar-iskân ve ruhsatlı (çoğu yerlerin arsa tapulu, sağlıksız ve ruhsatsız olduğu düşünüldüğünde) bir yer bulmanın zorluğu aşikârdır.
Tüm bunlar kiralanan yerlerin Kurumumuz açısından önemini ve buna karşın yapılan kira ödemelerinin ise fahiş olmadığını göstermektedir.
... yılından önceki tüm yıllara ait Müdürlüğümüz hesaplan Sayıştay denetlemesinden geçmiş olup, hesaplar kapatılmış ve Müdürlüğümüze bu konuyla ilgili herhangi bir sorgu açılmamıştır. Bu nedenle yapılan işlemlerde herhangi bir yanlışlık olmadığı düşünülerek, kiralama işlemleri de aynı uygulamayla devam etmiştir. Bu bakımdan, “Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelge”nin kira artış oranı hükmünün açık ve özel kanun (daha sonra yürürlüğe giren ve üstelik üst norm olan Türk Borçlar Kanunu) hükmüne göre, Müdürlüğümüzce yapılan kira sözleşmelerinin yasalara uygun yapıldığım bilgilerinize arz ederim.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, 116 sayılı İlamın 10’uncu maddesi ile verilen tazmin hükmünün, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 55’inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi hükmüne aykırı olduğunu, Devletin bize emanet ettiği bütçeyi en ekonomik şekilde kullanmaya çalıştığımızı, kamu zararı oluşturabilecek yetki ve karar makamı olmadığımdan (Sözleşme imzalama yetkimin bulunmadığım, sadece belge ile sabit olunan evrakların düzenlenmesi ve gerçekleştirme görevlisi olarak) bu konunun Sayıştay Temyiz Kurulunuzca görüşülerek, kaldırılmasını/bozulmasını talep ediyorum.
Saygılarımla arz ederim”
Denilmektedir.
Başsavcılık mütalaasında ise;
Harcama Yetkilisi sıfatıyla temyiz eden Müdür Yardımcısı ... ile ilgili Başsavcılık mütalaasında;
“... Genel Müdürlüğü ... hesabının 8’inci Dairede yargılanması sonucunda düzenlenen 04.06.2018 tarih ve 116 no.lu ilamın 2, 9 ve 10’uncu maddelerinde yer alan tazmin hükmünü harcama yetkilisi sıfatıyla temyiz eden ... ’ın ilgi yazı ekinde gönderilen 13.08.2018 tarihli dilekçesi ve ekleri incelendi.
2- İlamın 9’uncu maddesine ilişkin olarak, ... ... Müdürlüğü tarafından kiralanan ... ’deki atölye için yıllık kira bedelinin, Maliye Bakanlığının 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesi uyarınca Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE) oranı kadar artırılması gerekirken, TEFE-TÜFE ortalamasına göre artırıldığı gerekçesiyle kamu zararına hükmolunmuş ise de, ... ile her sene yeni kira sözleşmesinin yapılmış olduğu ve bu sözleşmelerin yıllık düzenlenir hale geldiği, kiralaması yapılan atölyenin Kurum tarafından sunulan hizmetlere en uygun olabilecek bir yerde bulunduğu ve kiralama yapılan yerlerin niteliği dikkate alındığında fahiş bir ödemede bulunulmadığı; Diğer taraftan 12.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6353 sayılı Kanun’un 53’üncü maddesi ile değişik 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un Geçici 2’nci maddesi uyarınca, Borçlar Kanununda kira artışının ÜFE artış oranını geçemeyeceği şeklinde yer alan düzenlemenin, kamu kurumlarının işyeri kiralamalarında 01.07.2020 tarihine kadar geçerli olmadığı, bu durumda sözleşme hükümlerinin geçerli olduğu, dolayısıyla da sözleşme hükmüne dayanılarak yapılan kira artışlarının mevzuata uygun olması nedeniyle kamu zararının oluşmadığı ileri sürülmekte ve tazmin hükmünün kaldırılması/bozulması talep edilmektedir.
04.02.2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “A. Uygulama alanı” başlıklı 339’uncu maddesinde; Kamu kurum ve kuruluşlarının, hangi usul ve esaslar içinde olursa olsun yaptıkları bütün kira sözleşmelerine Kanunun konut ve işyeri kiralamaya ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir.
Aynı Kanunun “E. II. Kira Bedeli Belirlenmesi” başlıklı 344’üncü maddesinde ise; “Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır.” denilmektedir.
Bu hükümlere göre kamu kurumlarının taşınmaz kira sözleşmelerinde Borçlar Kanunu hükümlerinin tatbik olunacağı anlaşılmaktadır. Ancak 12.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6353 sayılı Kanun’un 53’üncü maddesi ile değişik 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Geçici 2’nci maddesinde; “Kiracının Türk Ticaret Kanunu’nda tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu tüzel kişileri olduğu işyeri kiralarında, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar K 331, 340, 342, 343, 344, 346 ve 354’üncü maddeleri 1/7/2012 tarihinden 8 yıl süreyle uygulanmaz. Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur. Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır.” denilmektedir.
Dolayısıyla Borçlar Kanunu’nun kira artışının ÜFE oranını geçmeyeceği şeklinde düzenlemeyi içeren 344’üncü maddesinin, kamu kurumlarının işyeri kiralamalarında 01.07.2020 tarihine kadar geçerli olmayacağı, bu durumda sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümlerinin geçerli olacağı anlaşıldığından, talebin kabul edilerek tazmin hükmünün sorumlular üzerinden kaldırılmasına karar verilmesinin,
Uygun olacağı mütalaa olunmaktadır.
Arz ederim.”
Denilmektedir.
Sorumlulardan 44336 no.lu dosya ile itiraz eden Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla temyiz eden Şube Müdürü ... ile 44333 no.lu dosya ile itiraz eden Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla temyiz eden İdari ve Sosyal İşler Şube Müdür Vekili Şef ... ’in temyiz dilekçesi ile ilgili Başsavcılık mütalaaları, Müdür Yardımcısı ... ile ilgili Başsavcılık mütalaası ile aynı içeriğe sahiptir.
İşbu dosyayla duruşma talebinde bulunan ... ... Müdürlüğü Müdür Yardımcısı ... ve ... ... Müdürlüğü Şube Müdürü ... ile Sayıştay Savcısının sözlü açıklamalarının dinlenmesinden ve dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
... ... Müdürlüğü tarafından ... tarihinde ... ’dan kiralanan ... ’deki atölye binasına ait yıllık kira bedelinin, Maliye Bakanlığının 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesine aykırı olarak ÜFE oranının üzerinde artırılması konusuna ilişkin olarak;
Taraflar arasında 15.05.2015 ve 15.05.... tarihlerinde imzalanan kira sözleşmelerinde; bir önceki yıl kira bedelinin, ... Ticaret Odası’nca yayımlanan TEFE-TÜFE ortalamalarına göre değişim oranı esas alınarak artırılacağının belirlendiği, görülmüştür.
04.02.2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun “A. Uygulama alanı” başlıklı 339’uncu maddesinde; Kamu kurum ve kuruluşlarının, hangi usul ve esaslar içinde olursa olsun yaptıkları bütün kira sözleşmelerine Kanunun konut ve işyeri kiralamaya ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir.
Aynı Kanunun “E. II. Kira Bedeli Belirlenmesi” başlıklı 344’üncü maddesinde ise; “Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır.” denilmektedir.
Öte yandan, 08.10.2009 tarihli ve 27370 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maliye Bakanlığının 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesinin “1-Kira Artış Oranı” başlıklı bölümünde aynen;
“(1) Daha önceki yıllarda kiralanmış olup da, sonraki yıllarda kiralanmasına devam edilecek taşınmazların kira bedeli, Türkiye İstatistik Kurumunca artışın yapılacağı ayda yayımlanan Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde değişim oranı) oranını geçmeyecek şekilde artırılacaktır. Ancak söz konusu oranın kiralamanın yenileneceği ayda negatif çıkması halinde kira bedelinde herhangi bir değişiklik yapılmayacaktır.
…”
Denilmektedir.
4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53’üncü maddesi ile değişik;31/3/2011 tarihli ve 6217 Sayılı Kanun’un Geçici 2’nci maddesinde (4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53’üncü mad. ile değişik);
“Kiracının Türk Ticaret Kanunu’nda tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişileri olduğu işyeri kiralarında, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 323, 325, 331, 340, 342, 343, 344, 346 ve 354’üncü maddeleri 1/7/2012 tarihinden itibaren 8 yıl süreyle uygulanmaz. Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur. Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır.”
Buna göre; Kira artışları ile ilgili olarak en son tarihli ve yine en üst norm olan Türk Borçlar Kanunu’na göre tacirler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerinin kiracı olduğu işyeri kiralarında kira artışları; “…Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur.” Hükmüne göre yapılması gerekir.
Öte yandan sorumluların savunmalarında belirttikleri üzere; Kiralama yapılan yerlerin niteliği nazara alındığında fahiş bir ödeme olmadığı, kiralanan yerlerin oldukça merkeze yakın yerler olması yanında, kullanım amacı bakımından da zor bulunabilecek nitelikteki yerler olduğu, deponun merkeze yakın olması, hem temsil sonunda gece vakti dekorları söküp kamyonlara yükleyen ve akabinde depoya boşaltıp evine dönmek zorunda kalan personelin gece vakti zorlanmadan evlerine güvenle dönmelerini sağlamakta, hem de uzaktan yer tutulmayarak nakliyenin daha az maliyetli olmasına imkân sağladığı, Kurum tarafından sunulan hizmetlere en uygun olabilecek yer olduğu, zira ... gibi büyük metropolde biraz merkezi yerlerde en az 6 metre yüksekliğinde, personelin iş sağlığı ve güvenliği açısından sağlıklı bir ortamda çalışacağı, gece vakti evine güvenle (vasıta bularak) dönebileceği, imar-iskân ve ruhsatlı (çoğu yerlerin arsa tapulu, sağlıksız ve ruhsatsız olduğu düşünüldüğünde) bir yer bulmanın zor olduğu, tüm bunların kiralanan yerlerin Kurum açısından önemini ve buna karşın yapılan kira ödemelerinin ise fahiş olmadığını göstermektedir. Tam aksine, ... ’de atölyelerin bulunduğu yer sahibi (... ) iki senedir, yapılan artışların piyasa fiyatının çok altında kaldığını belirterek ekstra artış istediğini, ancak Kurum tarafından yapılmadığını, böyle bir yerin şimdi kiralanmaya çalışılması durumunda Vakıf Gayrimenkul Değerleme Ekspertiz Raporu’ndan da anlaşılacağı üzere, piyasa fiyatına göre değerlendirildiğinde ... gibi kiraların astronomik arttığı büyük metropolde şu anki rakamın çok üzerinde tutulabileceği, taşınmaz sahibinin kira sözleşmesini feshetmesi halinde idarenin katlanacağı külfetin bugünkü kira tutarından çok daha fazla olacağını ve aynı konumda ve özellikte yer bulmakta güçlük çekileceğini, bu nedenle mevcut kira artışları yerinde ve makul tutardadır.
Sonuç olarak; Borçlar Kanunu’nun kira artışının ÜFE oranını geçmeyeceği şeklinde düzenlemeyi içeren 344’üncü maddesinin, kamu kurumlarının işyeri kiralamalarında 01.07.2020 tarihine kadar geçerli olmayacağı, bu durumda sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümlerinin geçerli olacağı, kiralanmış olan yer için yapılan kira ödemelerinin makul tutarda olduğu, dolayısıyla kamu zararının doğmadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 55’inci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca, yukarıda belirtilen hususların tekrar değerlendirilmesini teminen 116 Sayılı İlamın 9’uncu maddesi ile ... TL’ye ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün BOZULMASINA ve (tazmin hükmünün kaldırılması gerektiğine yönelik) yukarıda belirtilen hususların tekrar değerlendirilmesini teminen yeni hüküm tesisi için dosyanın hükmü veren DAİREYE GÖNDERİLMESİNE,
(Üye ... ’nun ilam hükmünün tasdiki gerekir, Üye ... ’in ilam hükmünün bozulması gerekir, yönündeki aşağıda yazılı azınlık görüşlerine karşı)
Karar verildiği 18.09.2019 tarih ve 46617 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.
KARŞI OY GEREKÇESİ/AZINLIK GÖRÜŞÜ
Üye ... ’nun;
Kira artışları ile ilgili olarak en son tarihli ve yine en üst norm olan Türk Borçlar Kanunu’na göre tacirler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerinin kiracı olduğu işyeri kiralarında kira artışları; “…Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur.” Hükmüne göre yapılması gerekir. Burada her ne kadar sözleşme serbestisi getirilmiş ise de bu serbestliğin İdareler için değil Maliye Bakanlığı için getirildiği değerlendirilmektedir. Yani Maliye Bakanlığı bu madde hükmüne dayanarak tip sözleşmeye konacak kira artış hükümlerini serbestçe belirleyebilecektir. Ancak, Maliye Bakanlığı daha önce yürürlüğe koymuş olduğu 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesini değiştirmeyerek iradesini mevcut genelgenin devamından yana kullanmıştır. Eğer bu serbesti olmasaydı Maliye Bakanlığı Borçlar Kanunu'nda yer alan düzenlemeye paralel bir düzenleme yaparak yeni bir genelge çıkarabilirdi.
Sorumluların “…Sayın Sayıştay Denetçisi ve Mahkeme Üyeleri yukarıda belirttiğimiz 12 Temmuz 2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53’üncü maddesine göre değil, bu kanundan önce çıkan ve 2020’ye kadar askıya alınan ve kanunların daha alt normu olan Maliye Bakanlığının Genelgesi’ne göre hüküm vermişlerdir.” İddiaları yerinde değildir, çünkü söz konusu Genelgenin askıya alındığına ilişkin bir düzenleme söz konusu olmayıp, aksine Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümlerinin 2010 yılına kadar uygulanmayacağı düzenlemesi ile konu ile ilgili geçerli tek düzenleme olarak kalmıştır.
Sorumlular savunmalarında; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun kira bedelinin, ÜFE oranını geçmeyecek şekilde artırılacağına ilişkin 344’üncü maddesinin, 01.07.2020 tarihine kadar uygulanmasının ertelendiğini ve bu halde, sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümlerinin tatbik olunacağını ileri sürmüş olsalar da;
Maliye Bakanlığının 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesi, 08.10.2009 tarihinden bu yana yürürlükte olduğundan, Borçlar Kanunu’nun 344’üncü maddesinin uygulanması ertelendiği için, yukarıda açıklanan gerekçeler ile Genelge hükmünün geçerli olacağı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla kamu idarelerinin taşınmaz kiralamalarına ilişkin sözleşmelere Genelgeye aykırı hükümler konulamayacağı açıktır.
Sorumluların temyiz dilekçesinde yer alan;
“Yine, kiralama yapılan yerlerin niteliği nazara alındığında fahiş bir ödeme olmadığı da anlaşılacaktır. Zira, kiralanan yerlerin oldukça merkeze yakın yerler olması yanında, kullanım amacı bakımından da zor bulunabilecek nitelikteki yerlerdir. Gerçekten de; deponun merkeze yakın olması, hem temsil sonunda gece vakti dekorları söküp kamyonlara yükleyen ve akabinde depoya boşaltıp evine dönmek zorunda kalan personelin gece vakti zorlanmadan evlerine güvenle dönmelerini sağlamakta, hem de uzaktan yer tutulmayarak nakliyenin daha az maliyetli olmasına imkân sağlamaktadır. Daha da önemlisi, Kurumumuz tarafından sunulan hizmetlere en uygun olabilecek yerdedir. Zira ... gibi büyük metropolde biraz merkezi yerlerde en az 6 metre yüksekliğinde, personelin iş sağlığı ve güvenliği açısından sağlıklı bir ortamda çalışacağı, gece vakti evine güvenle (vasıta bularak) dönebileceği, imar-iskân ve ruhsatlı (çoğu yerlerin arsa tapulu, sağlıksız ve ruhsatsız olduğu düşünüldüğünde) bir yer bulmanın zorluğu aşikardır. Tüm bunlar kiralanan yerlerin Kurumumuz açısından önemini ve buna karşın yapılan kira ödemelerinin ise fahiş olmadığını göstermektedir.
Tam aksine, ... ’de atölyelerin bulunduğu yer sahibi (... ) iki senedir bizden, yapılan artışların piyasa fiyatının çok altında kaldığım belirterek ekstra artış istemektedir. Bizlerde yapılan artışların üzerinde bir artış yapamayacağımızı belirtmekteyiz. Ancak böyle bir yeri şimdi kiralamaya çalışsak, Vakıf Gayrimenkul Değerleme Ekspertiz Raporu’ndan da (EK:8) anlaşılacağı gibi, piyasa fiyatına göre değerlendirildiğinde ... gibi kiraların astronomik arttığı büyük metropolde şu anki rakamın çok üzerinde tutacağımız aşikardır. Taşınmaz sahibinin kira sözleşmesini feshetmesi halinde idarenin katlanacağı külfetin bugünkü kira tutarından çok daha fazla olacağını ve aynı konumda ve özellikte yer bulmakta zorlanacağımızı, bu nedenle mevcut kira artışlarının yerinde ve makul olduğunu ve kamu zararı değil aksine kamu menfaatinin korunduğunu belirtmek isterim.”
İtirazlarının ilamda yer alan mevzuat hükümleri karşısında bir geçerliliği bulunmadığı bilinmelidir. Bu çerçevede Vakıf Gayrimenkul Değerleme Ekspertiz Raporu’nun da dikkate alınmasına imkan bulunmamaktadır.
Sorumlulardan ... ... Müdürlüğü Şube Müdürü ... ’ın temyiz dilekçesinde, “İdari Mali ve Sosyal İşler Şube Müdürlüğü görevine 28/4/2015 tarihinde atandığımı, (EK: 2) göreve atandığım 2015 yılı ve sonrası kira artışı işlemlerinin bu tarihlerde yürürlükte olan Kanun hükümleri ile daha önce imzalanan Kira Sözleşmesi hükümlerine göre gerçekleştirildiğini…” belirtilmekte ise de, kendisinin 2015 yılında imzalanan kira sözleşmesinden önce göreve başlamış olması nedeni ile sorumluluğa olan itirazını kabul etme olanağı bulunmamaktadır.
Sorumlulardan Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla temyiz eden İdari ve Sosyal İşler Şube Müdür Vekili Şef ... ’in temyiz dilekçesinde;
“…
Konu ile ilgili olarak; İdari, Mali ve Sosyal İşler Şube Müdürü ... ’ın yerine 22.08/10.09.... tarihleri arasında vekâlet etmek üzere görevlendirildim. Vekâlet ettiğim dönemde kiralama işlemi tamamlanmış olan atölye için, Müdür Yardımcısı/İta Amiri (Sanatçı-İl Müdürü adına tüm idari/Mali iş ve işlemleri yürütmek ve imzalama yetkisi) ... ile mal sahibi ... arasında her yıl yeniden imzalanan sözleşme gereği; kiralar her ay zorunlu giderler kapsamında ödenmektedir. Vekalet ettiğim tarihlerde devlette devamlılık ilkesi ile ödeme evraklarım imzalamış bulunmaktayım. Vekâlet ettiğim ve imzamın bulunduğu tarihler 22.08/10.09.... (12 günlük vekalet) haricinde, tarafınızca geçmiş yıllara ait hatalı yapıldığı düşünülerek, hesaplanan kira artış oranlarından tarafıma tanzim edilmesinde, şahsımın (vekalet dönemi de olsa) sözleşme imzalama ve karar verme yetkim olmadığından, hiçbir sorumluluğumun olmadığını belirtmek isterim.”
İtirazının da yerinde olmadığı, kendisinin ödeme emrini imzalamış olması nedeniyle sorumluluğu bulunduğu değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak, söz konusu mevzuat hükümlerine göre kamu kurumlarının taşınmaz kiralamalarında, kira bedelinin ÜFE (ÜFE bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde değişim oranı) oranını geçmeyecek şekilde artırılması gerekmektedir. Kira sözleşmelerinde kira artışının farklı oranlarda yapılacağına ilişkin hüküm konulması halinde kamu zararı ortaya çıkabilecektir. Nitekim, ... ... Müdürlüğü tarafından kiralanan atölye binasına ait 2012’den sonra yapılan kira sözleşmelerinde, yıllık kira bedelinin TÜİK’in ÜFE (ÜFE bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde değişim oranı) oranı yerine ... Ticaret Odasınca yayımlanan TEFE-TÜFE ortalamaları oranında artırılacağı şeklinde bir hükme yer verilmiş olması dolayısıyla kamu zararının doğduğu görülmüş olduğundan 116 Sayılı İlamın 9’uncu maddesinde ile ... TL’ye ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün tasdiki gerekir.
Üye ... ’in;
Kira artışları ile ilgili olarak en son tarihli ve yine en üst norm olan Türk Borçlar Kanunu’na göre tacirler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerinin kiracı olduğu işyeri kiralarında kira artışları; “…Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur.” Hükmüne göre yapılması gerekir. Burada her ne kadar sözleşme serbestisi getirilmiş ise de bu serbestliğin İdareler için değil Maliye Bakanlığı için getirildiği değerlendirilmektedir. Yani Maliye Bakanlığı bu madde hükmüne dayanarak tip sözleşmeye konacak kira artış hükümlerini serbestçe belirleyebilecektir. Ancak, Maliye Bakanlığı daha önce yürürlüğe koymuş olduğu 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesini değiştirmeyerek iradesini mevcut genelgenin devamından yana kullanmıştır. Eğer bu serbesti olmasaydı Maliye Bakanlığı Borçlar Kanunu'nda yer alan düzenlemeye paralel bir düzenleme yaparak yeni bir genelge çıkarabilirdi.
Sorumluların “…Sayın Sayıştay Denetçisi ve Mahkeme Üyeleri yukarıda belirttiğimiz 12 Temmuz 2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 4/7/2012 Tarih ve 6353 sayılı Kanunun 53’üncü maddesine göre değil, bu kanundan önce çıkan ve 2020’ye kadar askıya alınan ve kanunların daha alt normu olan Maliye Bakanlığının Genelgesi’ne göre hüküm vermişlerdir.” İddiaları yerinde değildir, çünkü söz konusu Genelgenin askıya alındığına ilişkin bir düzenleme söz konusu olmayıp, aksine Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümlerinin 2010 yılına kadar uygulanmayacağı düzenlemesi ile konu ile ilgili geçerli tek düzenleme olarak kalmıştır.
Sorumlular savunmalarında; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun kira bedelinin, ÜFE oranını geçmeyecek şekilde artırılacağına ilişkin 344’üncü maddesinin, 01.07.2020 tarihine kadar uygulanmasının ertelendiğini ve bu halde, sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümlerinin tatbik olunacağını ileri sürmüş olsalar da;
Maliye Bakanlığının 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesi, 08.10.2009 tarihinden bu yana yürürlükte olduğundan, Borçlar Kanunu’nun 344’üncü maddesinin uygulanması ertelendiği için, yukarıda açıklanan gerekçeler ile Genelge hükmünün geçerli olacağı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla kamu idarelerinin taşınmaz kiralamalarına ilişkin sözleşmelere Genelgeye aykırı hükümler konulamayacağı açıktır.
Sorumluların temyiz dilekçesinde yer alan;
“Yine, kiralama yapılan yerlerin niteliği nazara alındığında fahiş bir ödeme olmadığı da anlaşılacaktır. Zira, kiralanan yerlerin oldukça merkeze yakın yerler olması yanında, kullanım amacı bakımından da zor bulunabilecek nitelikteki yerlerdir. Gerçekten de; deponun merkeze yakın olması, hem temsil sonunda gece vakti dekorları söküp kamyonlara yükleyen ve akabinde depoya boşaltıp evine dönmek zorunda kalan personelin gece vakti zorlanmadan evlerine güvenle dönmelerini sağlamakta, hem de uzaktan yer tutulmayarak nakliyenin daha az maliyetli olmasına imkân sağlamaktadır. Daha da önemlisi, Kurumumuz tarafından sunulan hizmetlere en uygun olabilecek yerdedir. Zira ... gibi büyük metropolde biraz merkezi yerlerde en az 6 metre yüksekliğinde, personelin iş sağlığı ve güvenliği açısından sağlıklı bir ortamda çalışacağı, gece vakti evine güvenle (vasıta bularak) dönebileceği, imar-iskân ve ruhsatlı (çoğu yerlerin arsa tapulu, sağlıksız ve ruhsatsız olduğu düşünüldüğünde) bir yer bulmanın zorluğu aşikardır. Tüm bunlar kiralanan yerlerin Kurumumuz açısından önemini ve buna karşın yapılan kira ödemelerinin ise fahiş olmadığını göstermektedir.
Tam aksine, ... ’de atölyelerin bulunduğu yer sahibi (... ) iki senedir bizden, yapılan artışların piyasa fiyatının çok altında kaldığım belirterek ekstra artış istemektedir. Bizlerde yapılan artışların üzerinde bir artış yapamayacağımızı belirtmekteyiz. Ancak böyle bir yeri şimdi kiralamaya çalışsak, Vakıf Gayrimenkul Değerleme Ekspertiz Raporu’ndan da (EK:8) anlaşılacağı gibi, piyasa fiyatına göre değerlendirildiğinde ... gibi kiraların astronomik arttığı büyük metropolde şu anki rakamın çok üzerinde tutacağımız aşikardır. Taşınmaz sahibinin kira sözleşmesini feshetmesi halinde idarenin katlanacağı külfetin bugünkü kira tutarından çok daha fazla olacağını ve aynı konumda ve özellikte yer bulmakta zorlanacağımızı, bu nedenle mevcut kira artışlarının yerinde ve makul olduğunu ve kamu zararı değil aksine kamu menfaatinin korunduğunu belirtmek isterim.”
İtirazlarının ilamda yer alan mevzuat hükümleri karşısında bir geçerliliği bulunmadığı bilinmelidir. Bu çerçevede Vakıf Gayrimenkul Değerleme Ekspertiz Raporu’nun da dikkate alınmasına imkan bulunmamaktadır.
Sorumlulardan ... ... Müdürlüğü Şube Müdürü ... ’ın temyiz dilekçesinde, “İdari Mali ve Sosyal İşler Şube Müdürlüğü görevine 28/4/2015 tarihinde atandığımı, (EK: 2) göreve atandığım 2015 yılı ve sonrası kira artışı işlemlerinin bu tarihlerde yürürlükte olan Kanun hükümleri ile daha önce imzalanan Kira Sözleşmesi hükümlerine göre gerçekleştirildiğini…” belirtilmekte ise de, kendisinin 2015 yılında imzalanan kira sözleşmesinden önce göreve başlamış olması nedeni ile sorumluluğa olan itirazını kabul etme olanağı bulunmamaktadır.
Sorumlulardan Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla temyiz eden İdari ve Sosyal İşler Şube Müdür Vekili Şef ... ’in temyiz dilekçesinde;
“…
Konu ile ilgili olarak; İdari, Mali ve Sosyal İşler Şube Müdürü ... ’ın yerine 22.08/10.09.... tarihleri arasında vekâlet etmek üzere görevlendirildim. Vekâlet ettiğim dönemde kiralama işlemi tamamlanmış olan atölye için, Müdür Yardımcısı/İta Amiri (Sanatçı-İl Müdürü adına tüm idari/Mali iş ve işlemleri yürütmek ve imzalama yetkisi) ... ile mal sahibi ... arasında her yıl yeniden imzalanan sözleşme gereği; kiralar her ay zorunlu giderler kapsamında ödenmektedir. Vekalet ettiğim tarihlerde devlette devamlılık ilkesi ile ödeme evraklarım imzalamış bulunmaktayım. Vekâlet ettiğim ve imzamın bulunduğu tarihler 22.08/10.09.... (12 günlük vekalet) haricinde, tarafınızca geçmiş yıllara ait hatalı yapıldığı düşünülerek, hesaplanan kira artış oranlarından tarafıma tanzim edilmesinde, şahsımın (vekalet dönemi de olsa) sözleşme imzalama ve karar verme yetkim olmadığından, hiçbir sorumluluğumun olmadığını belirtmek isterim.”
İtirazının yerinde olduğu, imzalanmış bir sözleşme çerçevesinde ödeme yaptığı ve geçici olarak 12 gün vekalet ettiği dönem için imzalanmış bir sözleşmeyi inceleme ve varsa hatalı hükmü tespit etme imkanı bulunmamaktadır. Bu nedenle İdari ve Sosyal İşler Şube Müdür Vekili Şef ... ’in sorumlu tutulmasında isabet olmadığı değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak, söz konusu mevzuat hükümlerine göre kamu kurumlarının taşınmaz kiralamalarında, kira bedelinin ÜFE (ÜFE bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde değişim oranı) oranını geçmeyecek şekilde artırılması gerekmektedir. Kira sözleşmelerinde kira artışının farklı oranlarda yapılacağına ilişkin hüküm konulması halinde kamu zararı ortaya çıkabilecektir. Nitekim, ... ... Müdürlüğü tarafından kiralanan atölye binasına ait 2012’den sonra yapılan kira sözleşmelerinde, yıllık kira bedelinin TÜİK’in ÜFE (ÜFE bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde değişim oranı) oranı yerine ... Ticaret Odasınca yayımlanan TEFE-TÜFE ortalamaları oranında artırılacağı şeklinde bir hükme yer verilmiş olması dolayısıyla kamu zararının doğduğu görülmüştür.
Bu itibarla, sorumlu Gerçekleştirme Grevlisi İdari ve Sosyal İşler Şube Müdür Vekili Şef ... ’in sorumluluk itirazlarının kabul edilerek 116 sayılı İlamın 9’uncu maddesiyle, ... ... Müdürlüğü tarafından ... tarihinde ... ’dan kiralanan ... ’deki atölye binası için yıllık kira bedelinin, Maliye Bakanlığının 2009-1 sayılı Kamu İdarelerinin Taşınmaz Kiralamalarına İlişkin Genelgesi hükmü gereği TÜİK’in Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde değişim oranı) oranı kadar artırılması gerekirken yerine ... Ticaret Odasınca yayımlanan TEFE-TÜFE ortalamasına göre artırılması sonucu ... TL’ye ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün sorumluluk yönündün bozularak Dairesine gönderilmesine, karar verilmesi gerekir.