Temyiz Karar Detayı

Kamu İdaresi
Belediyeler ve Bağlı İdareler
Yılı
2014
Daire
7
Dosya No
44873
Tutanak No
46973
Tutanak Tarihi
27.11.2019
Konu
Vergi Resmi Harç ve Diğer Gelirlerle İlgili Kararlar
KARAR



Konu: Belediye mülkiyetinde bulunan ve kiraya verilen gayrimenkullere ilişkin tahakkuk etmiş olan kira alacaklarının tahsil edilmeyerek zamanaşımına uğratılması.

358 sayılı Ek İlamın 1. Maddesiyle; Belediye mülkiyetinde bulunan ve kiraya verilen gayrimenkullere ilişkin 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarında tahakkuk etmiş olan kira alacaklarının, 2011, 2012, 2013 ve 2014 yılları sonu itibariyle tahsil edilmeyerek zamanaşımına uğratılması neticesinde kamu zararı oluştuğu gerekçesiyle, 148 sayılı ilamın 2 inci maddesi ile ... TL için verilen tazmin kararının, Sayıştay Temyiz Kurulu’nun 07.03.2018 tarih ve 44179 sayılı tutanak sayılı kararı ile; tazmin hükmünün sorumluluk yönünden bozularak sorumluluğun üst yöneticilerin uhdesinden kaldırılmasını teminen yeniden hüküm tesisi için bozulması nedeniyle ilgili Dairede yeniden görüşülmesi neticesinde, üst yöneticilerin sorumluluğunun olmadığı şeklinde verilen karara uyulmamıştır. Söz konusu Ek İlamın ilgili maddesinde; bu süreçte tazmin hükmedilen tutarın ... TL’sine karşılık olarak, borçlu kişiye ait taşınmazın belirlenen bedel karşılığında belediyenin uhdesine geçirilmesi amacıyla tapuda tescil edildiği görüldüğünden, bu tutarın ilişiği kaldırıldıktan sonra, kalan tutar için, daha önce verilen kararda ısrar edilerek toplam ... TL’ye yine aynı kişiler uhdesinde kalmak üzere tazmin hükmü verilmiştir.

TEMYİZ DİLEKÇESİ

İlamda Muhasebe Yetkilisi sıfatıyla sorumlu tutulan ...‘ın vermiş olduğu temyiz dilekçesinde;

“İlk tazmin kararına karşı yaptıkları temyiz başvurusunda; ‘‘Bilindiği üzere belediye gelirlerinin takip ve tahsil edilmesi belediye başkanı ve mali hizmetler müdürünün görevleri arasındadır. Belediye gelirlerinden zamanında tahsil edilemeyenler için süreç ve hukuki yollar yine mevzuatla belirlenmiştir. Sorguda adı geçen borçlulardan alacakların tahsili içinde kanuni yollara başvurulmuş ya kişiler taksitlendirme talebinde bulunmuşlar ya da icrai takibat yapılarak alacakların zaman aşımına uğraması engellenmiştir. İlamda adı geçen mükelleflerle ilgili sorgu sonrası yapılan işlemler ise;

... ...’ın 01.02.2011 tarihinde borcu ile 05.12.2011 tarihinde ihalelerin feshi ile ilgili tebligat yapılmıştır. Adı geçene ait borçların takibi için icra müdürlüğüne müracaat edilmiş ancak tevzii bürosunda kişinin ölü olduğu anlaşılmış mirasçılara yasal takip yapılmak istenmişse de mirasçıların reddi miras kararı aldırmaları ve bunu tescil ettirmiş olmaları nedeniyle bu mümkün olmamış, borçlunun borca batık ve mirasçıların reddi miras kararı aldırmaları nedeniyle Medeni Kanunun 612. maddesi hükmüne istinaden işlem yapılması gerektiğinden yetkili mahkemeye başvurulmuş olup terekenin tasfiyesi hakkında yetkili mahkemece verilecek karar muvacehesince işlem yapılacaktır. (EK-1.6 adet)

...’a da 1589 sayı ve 10.12.2010 tarihli yazı ile borçlarını ödemesi ve boşaltması ile ilgili yazı yazılmış ve alacağın tahsili için adli mercilerde dava açılmıştır. Adı geçen şahıs borçlarını ödeme adına kira başlangıç tarihinden itibaren cereyan eden ve kendisine devredilen ilk kademe belediyesince vadedilen işlerin yapılmamasından dolayı zarar gördüğünü buna rağmen sulh yoluyla borçlarını ödemek istediğini belirten bir dilekçe ile belediyemize başvuruda bulunmuş, konu başkanlığımız, encümenimiz ve belediye meclisimizce değerlendirilerek 02.11.2015 gün ve 318 sayılı kararıyla borçları karşılığında belediyemize teklif ettiği şahsına ait arsa belirlenen değer üzerinden alınarak 5393 Belediye Kanununun 18/h maddesi hükmüne göre sulh yoluyla tahsil edilmiştir. (EK-2, 19 adet)

...’a ait olan kira borcu için icra takibi yapılmış ve takip kesinleşmiş ve işlemler devam etmektedir. Adı geçen şahsın ücretli çalışması nedeniyle maaşına ve üzerinde trafiğe kayıtlı araçlarına haciz yapılması için gerekli yazışmalar yapılmış olup takibat devam ettirilmektedir. (EK-3, 4 adet)

...’a ait olan kira borcu icra takibi yapılmış ve takip kesinleşmiş ve işlemler devam etmektedir. Adı geçen şahsın maaşına ve üzerinde trafiğe kayıtlı aracına haciz yapılması için gerekli yazışmalar yapılmış olup takibat devam ettirilmektedir. (EK-4, 4 adet)

...’a ait olan kira borcu için icra takibi yapılmış ve takip kesinleşmiş ve işlemler devanı etmektedir. Adı geçen şahsın ücretli çalışması nedeniyle maaşına haciz yapılması için gerekli yazışmalar yapılmış olup takibat devam ettirilmektedir. (EK-5, 4 adet) ...’a ait olan kira borcu için icra takibi yapılmıştır, mal varlığına haciz konulabilmesi için ilgili mercilere yazı yazılmış sonucu beklenmektedir, belirlenen adreslerinde bulunamadığından icra işlemleri tamamlanamamıştır. Resmi ve tebligata elverişli adresinin bulunmasıyla birlikte yasal haciz işlemleri devanı ettirilecektir. (EK-6, 2 adet) Dolayısıyla ilamda ismi geçen şahısların belediyemize olan borçları açısından herhangi bir zaman aşımına uğratılma ve buna bağlı olarak kamu zararının oluşması durumu söz konusu değildir.” demiş olduklarını,

Zaman aşımından dolayı bir kamu zararı olmadığına dair söz konusu savunmalarına karşı Temyiz Kurulu tarafından verilen 07.03.2018 gün ve 44181 sayılı kararı ile sorumlular yönünden tekrar görüşülmek üzere daireye iade kararı verildiği, oysa ki hukuki süreç devam ederken ve borçlular tarafından zaman aşımı iddiasında bulunulmamışken, tahsilat için tüm imkanlar seferber edilmişken böyle bir karar alınmasının hukukun temel ilkelerine ve mevcut düzenlemelere aykırı olduğu, kaldı ki ekli makbuz suretinden de anlaşılacağı üzere borçlulardan ...’ dan tahsilat sağlandığı, diğerleri için de daha önceki savunmalarındada belirtildiği gibi işlemlerin devam ettirilmekte olduğu (EK- Tahsilat makbuz sureti)

Yukarıda yapılan savunmalar ve ekli belgeler ışığında dairece verilen tazmin hükmünün kaldırılması hususunu arz ve talep ettiklerini ifade etmişlerdir.

Başsavcılık mütalaasında;

“... ... Belediyesi 2014 yılı hesabının 7. Dairece yargılanması sonucu çıkarılan 18.01.2019 tarih ve 358 sayılı Ek İlamın 1. maddesiyle verilen tazmin hükmüne karşı itirazda bulunan, Muhasebe Yetkilisi ...’ ın ilgi yazınız ekinde gönderilen temyiz dilekçesi ve ekleri incelenmiştir.

Dilekçede, Belediye mülkiyetinde bulunan ve kiraya verilen gayrı menkullere ilişkin 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarında tahakkuk etmiş olan kira alacaklarının, 20011, 2012, 2013 ve 2014 yılları sonu itibariyle tahsil edilmeyerek zamanaşımına uğratılması nedeniyle Ek İlamın 1. maddesiyle verilen tazmin hükmüne itiraz edilmektedir.

Sorumlu tarafından, sorgu aşamasında ileri sürülen gerekçeler tekrar edilerek, kamu alacağına ilişkin yasal işlemlerin yapıldığı ve sürecin devam ettiği bu nedenle de zamanaşımına uğratılmadığı ileri sürülerek, hakkında verilen tazmin hükmünün kaldırılması talep edilmektedir. Ayrıca, ... dan tahsilat yapıldığı bildirilmekte ise de; yapılan tahsilatın ek ilamın hüküm tarihinden sonra yapıldığı anlaşıldığından, ilamın infazı mahiyetinde olan söz konusu tahsilat için Temyiz Kurulunca yapılacak bir işlem bulunmamaktadır. Sorumlunun ileri sürdüğü itiraz gerekçelerinin, ilamda değerlendirilerek karşılandığı anlaşılmıştır.

Tüm bu nedenlerle, 358 sayılı Ek İlamın 1. Maddesine karşı yapılan temyiz talebinin reddedilerek, yasa ve yönteme uygun düzenlenen ilam hükmünün tasdikine karar verilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.” denilmiştir.

Sayıştay Savcısının sözlü açıklamalarının dinlenilmesi ve dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra,

Gereği Görüşüldü

358 sayılı Ek İlamın 1. Maddesiyle; Belediye mülkiyetinde bulunan ve kiraya verilen gayrimenkullere ilişkin 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarında tahakkuk etmiş olan kira alacaklarının, 2011, 2012, 2013 ve 2014 yılları sonu itibariyle tahsil edilmeyerek zamanaşımına uğratılması neticesinde kamu zararı oluştuğu gerekçesiyle, 148 sayılı ilamın 2 inci maddesi ile Üst Yöneticiler ve Mali Hizmetler Müdürü(Muhasebe Yetkilisi) uhdesinde kalmak üzere ... TL için verilen tazmin kararının, Sayıştay Temyiz Kurulu’nun 07.03.2018 tarih ve 44179 sayılı tutanak sayılı kararı ile; tazmin hükmünün sorumluluk yönünden bozularak sorumluluğun üst yöneticilerin uhdesinden kaldırılmasını teminen yeniden hüküm tesisi için bozulması nedeniyle ilgili Dairede yeniden görüşülmesi neticesinde, üst yöneticilerin sorumluluğunun olmadığı şeklinde verilen karara uyulmamıştır.

Söz konusu Ek İlamın ilgili maddesinde; bu süreçte tazmin hükmedilen tutarın ... TL’sine karşılık olarak, borçlu kişiye ait taşınmazın belirlenen bedel karşılığında belediyenin uhdesine geçirilmesi amacıyla tapuda tescil edildiği görüldüğünden, bu tutarın ilişiği kaldırıldıktan sonra, kalan tutar için, daha önce verilen kararda ısrar edilerek toplam ... TL’ye yine aynı kişilerin (Üst Yöneticiler ve Mali Hizmetler Müdürü(Muhasebe Yetkilisi) uhdesinde kalmak üzere tazmin hükmü verilmiştir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun “II. Beş yıllık zamanaşımı” başlıklı 147. maddesinde;

“Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır:

1. Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler…”

Hükümleri yer almaktadır.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un; “Kanunun şümulü” başlıklı 1’inci maddesinde; “Devlete, vilayet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i amme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu kanun hükümleri tatbik olunur.

…”

“Ödeme zamanı ve önce ödeme” başlıklı 37’nci maddesinde; “Amme alacakların hususi kanunlarda belli edilen zamanlarda ödenir.

Hususi kanunlarda ödeme zamanı tespit edilmemiş amme alacakları Maliye Vekaletince belirtilecek usule göre yapılacak tebliğden itibaren bir ay içinde ödenir.

…”

“Tahsil zamanaşımı” başlıklı 102’nci maddesinde;

“Amme alacağı, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. Para cezalarına ait hususi kanunlardaki zamanaşımı hükümleri mahfuzdur.

Zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemeler kabul olunur.”

“Zamanaşımını kesilmesi” başlıklı 103’üncü maddesinde;

“Aşağıdaki hallerde zamanaşımı kesilir;

1. Ödeme,

2. Haciz tatbiki,

3. Cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her türlü tahsilat,

4. Ödeme emri tebliği,

…” denilmektedir.

Anılan hükümler uyarınca; belediyelerin; vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli ve gecikme zammı, faiz gibi fer’i amme alacakları vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmediğinde zamanaşımına uğrar.

Bununla beraber, zamanaşımı süresi içerisinde mükellef tarafından yapılan ödeme ile belediye tarafından mükellefe haciz uygulanması, usulüne uygun şekilde tebliğ yapılması, ödeme emri tebliğ edilmesi veya cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her türlü tahsilat zamanaşımı süresini keserek yeniden başlatır.

Bahse konu İlam maddesinde her ne kadar, Belediyenin mülkiyetinde bulunan ve kiraya verilen gayrimenkullere ilişkin 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarında tahakkuk etmiş olan kira alacaklarının, 2011, 2012, 2013 ve 2014 yılları sonu itibariyle tahsil edilmeyerek zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle tazmin hükmü verilmiş ise de; sorumluların göndermiş oldukları temyiz dilekçesi ve eklerinden; İlama konu edilen kira alacakları için icra takiplerinin halen devam ettiği ve bu sebeple zamanaşımının kesildiği, haciz işlemleri için ilgili makamlarla gerekli yazışmaların yapıldığı, zaman aşımı kesildiğinden belediye alacaklarının tahsilatının halen mümkün olduğu, kira alacaklarından bir kısmının ise sulh yoluyla zaten tahsil edildiği anlaşılmıştır. Tüm bu gerekçelerle 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarında tahakkuk etmiş olan kira alacaklarının tahsil edilmemesi sebebiyle kamu zararı oluşmamıştır.

Bu itibarla, 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 55 inci maddesinin 7 nci fıkrası uyarınca 358 sayılı Ek İlamın 1 inci maddesiyle; verilen tazmin hükmünün BOZULMASINA ve yukarıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurulmak suretiyle yeniden hüküm tesisini teminen hükmü veren DAİREYE GÖNDERİLMESİNE, (7.Daire Başkanı ..., Üyeler ... ve ...’IN farklı oy gerekçeleri ile Üyeler ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ ın aşağıda yazılı karşı oy gerekçesine karşı) oyçokluğuyla,

Karar verildiği 27.11.2019 tarih ve 46973 sayılı tutanakta yazılı olmakla iş bu ilam tanzim kılındı.



Farklı oy gerekçesi

Daire Başkanı ...’ in farklı oy gerekçesi

Esas Yönüyle Farklı Oy Görüşü:

Mevcut olayda, alacağın muaccel hale gelmesi ve zamanaşımını süresinin belirlenmesi ile borçlunun zamanaşımı definde bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

“Uyuşmazlığın çözümlenmesi için “zamanaşımı” kavramı üzerinde durulmalıdır.

Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)'nun 125-140. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 146-161.) maddelerinde düzenlenmiş bulunan zamanaşımı, alacak hakkının, belli bir süre kullanılmaması yüzünden “dava edilebilme” niteliğinden yoksun kalmasını ifade etmektedir.

Borcun zamanaşımına uğramasıyla, borç (alacak) sona ermez, sadece alacaklının dava yoluyla alacağını elde etme olanağı, "alacağın dava edilebilme niteliği" ortadan kalkar. Zamanaşımına uğramış bir borç, ifa edilebilen, fakat dava edilemeyen eksik bir borçtur.

Zamanaşımına uğramış borç ifa edilirse, ifa geçerlidir, bir bağışlama veya alacaklı yönünden bir "sebepsiz zenginleşme" söz konusu değildir. Borçlu, borcun zamanaşımına uğradığını bilmediğini, bu nedenle hataen (yanılarak) ödemede bulunduğunu ileri sürerek verdiğini geri isteyemez(BK m. 62; TBK m. 78/2).

Zamanaşımı hukuki açıdan "def'i" (kişisel savunma nedeni) niteliğindedir. Borçlu borcunu ifadan kaçınmak istiyorsa, zamanaşımı def’inde bulunup, alacağın zamanaşımına uğradığını, dava edilebilme niteliğini kaybettiğini ileri sürebilir(BK m. 140; TBK m. 161). BK m. 140’da açıkça belirtildiği üzere, "zamanaşımı ileri sürülmezse, hakim bunu kendiliğinden gözönüne alamaz".

Bir alacağın zamanaşımına uğraması yani alacağın "dava edilebilme" niteliğini kaybetmesi için, "zamanaşımı süresi"nin geçmesi gerekir.

BK’nun 125.maddesi: “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.” Hükmünü içermektedir. BK m.125'de öngörülen zamanaşımı süresi genel bir süre olup, maddede de ifade edildiği üzere aksine bir hüküm bulunmadığı hallerde bütün alacaklar için geçerlidir. Aksine hükmün bulunduğu hallerden birisi bu maddeyi takip eden 126. maddede düzenlenmiştir. Anılan maddede beş yıllık zamanaşımına tabi olan alacaklar altı bent halinde hükme bağlanmıştır.

Kanunlarda, BK m. 125 ve 126'de öngörülen beş ve on yıllık zamanaşımından farklı zamanaşımı süreleri de vardır (Örneğin, TMK m. 639; TBK m. 72; BK. m. 60, 66 gibi).

BK m. 128'a göre, sözleşmeden doğan alacaklarda “Müruru zaman alacağın muaccel olduğu zamandan başlar”.

Borcun yerine getirilmesi bir süreye bağlanmamışsa, borcun doğumu ile birlikte alacak "muaccel" olur (BK m. 74; TBK m. 90) ve borcun doğumu ile birlikte zamanaşımı işlemeye başlar". Sözleşmeden doğan borçlarda zamanaşımının işlenmeye başlaması için alacağın muaccel (istenebilir) olması yeterlidir.

Alacaklı, alacağının varlığından haberdar olmasa dahi, alacağın muaccel olmasıyla birlikte, zamanaşımı süresi işler.

Borcun ifası bir süreye bağlanmışsa, alacak, sürenin dolması ile, ifa gününün gelmesiyle muaccel olur ve o günden itibaren zamanaşımı işler.

Bir borç ilişkisinden (örneğin kira sözleşmesinden) muacceliyet tarihleri farklı, aynı nitelikte birden çok borç doğmuşsa, zamanaşımı her alacak için o alacağın istenebileceği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Alacağın muacceliyeti, alacaklının bir bildirimine (ihbarına) bağlı ise, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden itibaren işler (BK m. 128; TBK m. 149/2).

Taliki (erteleyici) şarta bağlı borçlarda zamanaşımı, şartın gerçekleştiği, bu suretle alacaklının borcun ifasını isteyebileceği tarihten itibaren işlemeye başlar. Buna karşılık, infisahi (bozucu) şarta bağlı borçlarda, şarta rağmen zamanaşımı işler. Zamanaşımı süresi işlemeye başladıktan sonra borçlunun bazı eylemleri, borçla ilişkisinin devam ettiğini ve bu ilişkiyi devam ettirdiğini, alacaklının bazı eylemleri ise alacakla ilişkisinin devam ettiği ve hakkının peşinde olduğunu ortaya koyabilir. Bu eylemlere rağmen, zamanaşımı süresinin işlemeye devam ettiğini ve borcu sona erdirdiğini kabul etmek güçtür. Bunun dışında bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin özel niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Türk Borçlar Kanunu’nda, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir

Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Daha önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı durmuşsa, sebep ortadan kalkınca, zamanaşımı kaldığı yerden işlemesini sürdürür. Diğer bir deyişle, işlemiş bulunan süreler dikkate alınır, geri kalan süre için zamanaşımı yeniden işlemeye devam eder (BK m. 132; TBK m. 153).

Zamanaşımının kesilmesi (kat'ı) ise, borçlunun veya alacaklının veya hakimin belli fiillerinin sonucu olarak, işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır.

Zamanaşımının kesilmesi için, zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa, zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz.

Zamanaşımını kesen sebepler BK m.133 ve 136'da (TBK m.154 ve 157'de) gösterilmiştir. Bu maddelere göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili ile; alacaklının bir fiili ile; yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle; yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir.

BK m. 133/1 (TBK 154/1)'e göre borçlunun borcunu kabul ettiğini gösteren, borcun kısmen ödenmesi, güvence verilmesi gibi fiiller bizzat borçlu tarafından veya onun onayı ile üçüncü şahıs tarafından yapıldığı takdirde zamanaşımı kesilir. Üçüncü şahsın, borçlunun bilgisi dışında alacaklıya ödemede bulunması zamanaşımını kesmez.

BK m. 133/2 (TBK m. 154/2) 'ye göre, “alacaklı, dava veya def'i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa veya icra takibinde bulunmuşsa veya iflas masasına başvurmuşsa” zamanaşımı kesilir.

Dava, dava dilekçesinin kaydedildiği tarihte açılmış olur (HMK m. 118). Alacaklı alacağının bir kısmı için (diğer kısma ilişkin isteğini saklı tutarak) dava açmışsa, veya alacağının bir kısmı için icra takibinde bulunmuş ise, zamanaşımı sadece dava veya takip edilen kısım için kesilir.

BK m. 136/1 (TBK m. 157/1)’ e göre, bir dava veya def'i ile kesilmiş bulunan zamanaşımı, dava süresince iki tarafın yargılama ile ilgili her işleminden veya yargıcın her kararından sonra (kesilir ve) yeniden işlemeye başlar.

Dava veya def'i reddedilirse zamanaşımı kesilmiş olmaz. Ancak dava esastan reddedilmemişse, davanın yeniden açılması mümkünse, fakat davanın açıldığı (def'in ileri sürüldüğü) gün ile reddedildiği tarih arasında geçen zaman içinde zamanaşımı süresi dolmuşsa, TBK m. 158'de (BK m. 137'de), belli haller için alacaklı yararına (reddin kesinleştiği tarihten itibaren işleyecek) bir ek süre öngörülmüştür. TBK m. 158'e göre, dava veya def'i, mahkemenin yetkili veya görevli olmaması ya da düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılması yahut vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmiş olup da o arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış günlük ek bir süre içinde haklarını kullanabilir.

BK m. 136/2 (TBK m. 157/2)’ ye göre, zamanaşımı, icra takibi ile (kovuşturulması ile) kesilmişse alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlar.

Zamanaşımı kesilince, kesilmeden itibaren yeni bir süre işlemeye başlar (BK m. 135/1). Zamanaşımının kesilmesinden sonra işleyecek yeni zamanaşımı süresi, eski (kesilen) zamanaşımının aynıdır. Örneğin, beş yıllık bir zamanaşımı süresi kesilmişse, yeniden işlemeye başlayacak zamanaşımı süresi de beş yıldır. Bu genel kurala, BK m. 135/2'de (TBK m. 156/2'de) iki istisna getirilmiştir: “Borç bir senetle tanınmış” veya “kesinleşmiş, mahkeme veya hakem kararı ile sabit olmuşsa” kesilen süre daha kısa olsa bile, yeni zamanaşımı süresi daima on yıldır.

Yeri gelmişken uyuşmazlığın çözümü için icra takibinin işlemden kaldırılmasını düzenleyen İİK’nun 78.maddesi üzerinde durmakta yarar bulunmaktadır.

İİK’nun 78.maddesi:

“Ödeme emrindeki müddet geçtikten ve borçlu itiraz etmiş ise itirazı refolunduktan sonra mal beyanını beklemeksizin alacaklı haciz konmasını isteyebilir.(Değişik fıkra: 06/06/1985 - 3222/9 md.) Haciz istemek hakkı, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren bir sene geçmekle düşer. İtiraz veya dava halinde bunların vukuundan hükmün katileşmesine kadar veya alacaklıyla borçlunun icra dairesinde taksit sözleşmeleri yapmaları halinde taksit sözleşmesinin ihlaline kadar geçen zaman hesaba katılmaz.

Alacaklı isterse, haciz talebinin vukuuna dair bir vesika verilir. Bu vesika hiç bir harç ve resme tabi değildir.Haciz talebi kanuni müddet içinde yapılmaz veya geri alındıktan sonra bu müddet içinde yenilenmezse dosya muameleden kaldırılır.

Yeniden haciz istemek, alacaklı tarafından vukubulan yenileme talebinin borçluya tebliğine mütevakkıftır. İlama müstenit olmayan takiplerde yenileme talebi üzerine yeniden harç alınır Yenileme masraf ve harçları borçluya tahmil edilmez.”

Hükmünü içermekte olup alacaklının haciz isteme hakkı, bir yıllık süreye tabidir. Haciz isteme hakkı, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren bir yıl geçmekle düşer (İİK. m.78/II.C.1). Alacaklı, bir yıllık süre (İİK. m.78/II) içinde haciz talebinde bulunmaz veya bir yıl içinde yaptığı haciz talebini geri alıp da (aynı) bir yıllık süre içinde yeniden haciz talebinde bulunmaz ise, takip dosyası işlemden kaldırılır (İİK. m.78/IV). Bu halde, takip dosyası yalnız işlemden kaldırılır; yoksa icra takibi düşmez (son bulmaz). İcra Hukukunda takibin yapılmamış sayılmasına dair bir kurum bulunmadığından icra takibi derdest kalmakta devam eder. Bu halde alacaklı yenileme talebinde bulunmak suretiyle aynı takip dosyasında haciz isteyebilir (İİK. m. 78/V). Takip ilama dayalı değil ise, yeniden başvurma harcı ve peşin harç alınır ve bu harçlar borçluya yükletilemez. Hemen belirtmek gerekir ki, bu durumda borçluya yenileme tebliğ edilir. Yeniden ödeme emri tebliğ edilmez. Yenileme emri tebliği borçluya itiraz hakkı vermez. Kesinleşen takibe devam edilir.”(HGK’nun 15.05.2013 gün ve 2012/13-1395 E., 2013/703 K. sayılı ilamı)

Yukarıda yer alan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı’nın ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

İlam konusu alacak, kira sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, mülga Borçlar Kanunun 126/1 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 147 maddesinde öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunmaktadır.

Sorumluların göndermiş oldukları savunmaların içeriğinden; söz konusu yıllara ilişkin kira alacaklarıyla ilgili olarak; kiracılar hakkında muhtelif tarihlerde icra takibi başlatılmış ve bu takiplere karşı zamanaşımı defini ileri süren bir durum da meydana gelmemiştir.

Bunun yanında kira alacağının tahsili bakımından vefat eden ahizlerin olduğu, murislerin de mirası reddettikleri anlaşılmaktadır. Bu durumun da ayrıca zamanaşımı yönünden değerlendirmeye alınması gerekmektedir.

Dolayısıyla, şayet ortada bir zamanaşımı durumu olsa dahi, kiracıların borçlarından kaçınmak için, zamanaşımı definde bulunup, alacağının zamanaşımına uğradığını dava konusu etmediklerine göre ve idarenin icrai işlemleri başlattığı göz önünde bulundurulduğunda idarenin yapması gerekeni yaptığı anlaşılmakla ortada henüz tahsili imkansız hale gelen bir alacak bulunmamaktadır.



Sorumluluk Yönünden İse Ayrışık Görüşü;

2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 102nci maddesinin 2’nci fıkrasına göre, belediye gelirleri açısından VUK’da belirtilen vergi inceleme yetkisi hariç mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler belediye başkanı tarafından kullanılacaktır.

5345 Sayılı Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 33 üncü maddesi uyarınca, mevzuatta, vergi dairesi başkanlığının görev alanına giren konularda, mahallinin en büyük memuruna, ilin en büyük mal memuruna yapılmış atıflar ilgisine göre vergi dairesi başkanı ve başkanlığına, vergi dairesi başkanlığı bulunmayan yerlerde vergi dairesi müdürü veya müdürlüğüne yapılmış sayılmaktadır.

08.02.2015 tarih ve 29261 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Vergi Dairesi Başkanlıklarının Kuruluş ve Görev Yönetmeliği’nin Vergi dairesi başkanın sorumluluğu ”başlıklı 28nci maddesi ile , “ Grup müdürü ve müdürlerin yetki ve sorumlukları” başlıklı 30ncu maddesinde; Vergi dairesi başkanı, grup müdürü ve müdürlerin kanunların uygulanması ile ilgili olarak verdikleri emirlerden doğan Hazine zararlarından sorumlu olacakları ifade edilmiştir.

Dolayısıyla belediye gelirleri açısından vergi dairesi başkanının görev ve yetkilerini haiz olan belediye başkanının sorumluluğuna hükmedilebilmesi için, belediye başkanının kamu zararına neden olan zamanaşımı fiilinin meydana gelmesinde bizzat kendisinin emir veya talimatıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Ancak, ilamda bu yönde bir tespite rastlanılmamıştır.

Bu nedenle, üst yöneticinin söz konusu ilamdan, sorumluluktan çıkarılması gereklidir.



Üye ...’ nün farklı oy gerekçesi

5018 sayılı Kanunun 1. maddesinde ifade edildiği üzere, bu Kanun; esas olarak kalkınma planları ve programlarında yer alan politika ve hedefler doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği ve mali saydamlığı sağlamak üzere, kamu mali yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm mali işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve mali kontrolü düzenlemeyi amaçlamaktadır.

Bu kapsamda “Bakanların ve Üst Yöneticilerin Hesap Verme Sorumluluğu” başlıklı dördüncü bölümün 11. maddesine göre üst yöneticiler, idarelerinin stratejik planlarının ve bütçelerinin kalkınma planına, yıllık programlara, kurumun stratejik plan ve performans hedefleri ile hizmet gereklerine uygun olarak hazırlanması ve uygulanmasından; sorumlulukları altındaki kaynakların etkili, ekonomik ve verimli şekilde elde edilmesi ve kullanımını sağlamaktan, kayıp ve kötüye kullanımının önlenmesinden; mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesi, izlenmesi ve Kanunda belirtilen görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinden belediyelerde, meclislerine karşı idari ve siyasi yönden sorumlu tutulmuşlardır.

Kanunda sayılan bu görevler de bizzat belediye başkanı tarafından değil; oluşturulan birimler ve birim amirleri tarafından yerine getirilmektedir. Zira, 5018 sayılı Kanunun 11. maddesinde üst yöneticilerin sorumlulukları belirtilmiş ve “Üst yöneticiler bu sorumluluklarının gereklerini harcama yetkilileri, mali hizmetler birimi ve iç denetçiler aracılığıyla yerine getirirler.” denilmek suretiyle fiilin icra, yani yerine getirme sorumluluğu alt kademedeki kamu görevlilerine bırakılmıştır.

Mülga 1050 sayılı Kanun, üst yöneticilere ilişkin bir hüküm içermemekte, “ita amiri” konumundaki yöneticilerin “Onaylayan” sıfatını haiz oldukları durumlarda sayman ve tahakkuk memurları ile birlikte sorumlu tutulabilecekleri bazı durumları düzenlemekteydi. 5018 sayılı Kanun ise mülga 1050 sayılı Kanundan farklı olarak, üst yöneticileri tümüyle harcama sürecinin dışında tutmakta; bunlar için sorumluluk üstlenme uygulamasını bile öngörmemektedir.

5393 sayılı Kanunun 38. maddesinin (f) bendi ile belediye başkanlarına verilen görevlerden biri de; belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmektir. Bu bağlamda, belediye başkanları belediye idaresinin başı ve üst yöneticisi olarak belediyenin hem gelirlerini hem de giderlerini mevzuat hükümlerine göre tarh tahakkuk, tahsil edilmesinden ve hak sahiplerine zamanında ödenmesinden mali yönden değil, idari yönden sorumlu tutulmuşlardır.

Bu bağlamda, verdiği karar ve talimatlar, doğrudan iş ve işlem sürecine dayanak oluşturmadığı sürece, üst yönetici olan Belediye Başkanının sorumluluğu idari/siyasi nitelikli olup, mali sorumluluğu bulunmamaktadır.

Bu itibarla, tazmin hükmünün üst yönetici sorumluluğa dahil olmadığından, sorumluluk yönünden BOZULMASI gerekmektedir.

Üye ...’ ın farklı oy gerekçesi

Belediyenin mülkiyetinde bulunan ve kiraya verilen gayrimenkullere ilişkin 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarında tahakkuk etmiş olan kira alacaklarının, 2011, 2012, 2013 ve 2014 yılları sonu itibariyle tahsil edilmeyerek zamanaşımına uğratılması nedeniyle, Üst Yönetici ..., Üst Yönetici ... ve Muhasebe Yetkilisi ... sorumlu tutulmuştur.

Sorumluluğa ilişkin olarak; verdiği karar ve talimatlar, doğrudan iş ve işlem sürecine dayanak oluşturmadığı sürece, üst yönetici olan Belediye Başkanının sorumluluğu idari/siyasi nitelikli olup, mali sorumluluğu bulunmadığından tazmin hükmünün ilamda adı geçen sorumlulardan Üst Yönetici ... ve Üst Yönetici ...’in uhdesinden kaldırılması gerekmektedir.

İlam hükmünün esası ile ilgili olarak;

5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununun 71. maddesi uyarınca, kamu zararı, kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması olarak tanımlanmış, İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması da kamu zararının belirlenmesinde esas alınan kriterler arasında sayılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun “II. Beş yıllık zamanaşımı” başlıklı 147. maddesine göre, kira bedelleri beş yıllık zamanaşımına tabi olup zamanaşımına uğrayan kira alacakları da anılan mevzuat hükümleri uyarınca kamu zararı olarak değerlendirilmektedir.

Bahse konu İlam maddesinde her ne kadar, Belediyenin mülkiyetinde bulunan ve kiraya verilen gayrimenkullere ilişkin 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarında tahakkuk etmiş olan kira alacaklarının, 2011, 2012, 2013 ve 2014 yılları sonu itibariyle tahsil edilmeyerek zamanaşımına uğratılması nedeniyle tazmin hükmü verilmiş ise de;

Sorumluların göndermiş olduğu temyiz dilekçesinde; İlama konu edilen kira alacakları için icra takiplerinin halen devam ettiğini ve zamanaşımının kesildiğini, haciz işlemleri için ilgili makamlarla gerekli yazışmaların yapıldığını, belediye alacaklarının tahsilatının halen mümkün olduğunu, kira alacaklarından bir kısmının ise sulh yoluyla tahsil edildiğini belirterek bunlarla ilgili belgeleri temyiz dilekçesi ekinde sunmuştur.

Bu itibarla, tazmin hükmünün hem sorumluluk hem de esas yönünden Bozulmasına ve yukarıda belirtilen hususlar doğrultusunda; tazmin hükmünün ilamda adı geçen sorumluların uhdesinden kaldırılmasını ve Belediyenin mülkiyetinde bulunan ve kiraya verilen gayrimenkullere ilişkin 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarında tahakkuk etmiş olan kira alacaklarıyla ilgili zamanaşımını kesen evrakların, devam eden tahsilat ve haciz işlemlerine ait belgelerin incelenerek yeniden hüküm tesisini teminen dosyanın ilgili Dairesine Tevdiine bu sebeple karar verilmesi gerekir.

Karşı oy gerekçesi

Üye ..., ... ve ...’ ın karşı oy gerekçesi

Belediye başkanın giderlerden kaynaklanan kamu zararından sorumlu tutulması için kamu zararına neden olan belgede imzası olması veya karar ve talimatlarından dolayı kamu zararının ortaya çıkmış olması gerekir. Ancak gelirlerde belediye başkanı imza olmaksızın sorumludur. Şöyle ki;

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Üst yöneticiler” başlıklı 11 inci maddesinde de; “…belediyelerde belediye başkanı üst yöneticidir…

Üst yöneticiler, idarelerinin stratejik planlarının ve bütçelerinin kalkınma planına, yıllık programlara, kurumun stratejik plan ve performans hedefleri ile hizmet gereklerine uygun olarak hazırlanması ve uygulanmasından, sorumlulukları altındaki kaynakların etkili, ekonomik ve verimli şekilde elde edilmesi ve kullanımını sağlamaktan, kayıp ve kötüye kullanımının önlenmesinden, malî yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesi, izlenmesi ve bu Kanunda belirtilen görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinden Bakana; mahallî idarelerde ise meclislerine karşı sorumludurlar.

Üst yöneticiler, bu sorumluluğun gereklerini harcama yetkilileri, malî hizmetler birimi ve iç denetçiler aracılığıyla yerine getirirler.” hükmü yer almaktadır.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Gelirlerin toplanması sorumluluğu” başlıklı 38’inci maddesinde yer alan “Kamu gelirlerinin tarh, tahakkuk, tahsiliyle yetkili ve görevli olanlar, ilgili kanunlarda öngörülen tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin zamanında ve eksiksiz olarak yapılmasından sorumludurlar” hükmü genel bir kuraldır. 5393 sayılı Belediye Kanununun “Belediye Başkanının Görev ve Yetkileri” başlıklı 38’inci maddesinin (f) bendinde ise, belediye başkanı “belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmek”le özellikle görevli ve yetkili kılınmıştır.

Ayrıca, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 102’nci maddesinin 2’nci fıkrasında; “Vergi Usul Kanununda mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler, Belediye Gelirleri Kanunu uygulaması yönünden Belediye Başkanı tarafından kullanılır” denilmektedir. Bu hüküm uyarınca belediye gelirleri açısından Vergi Usul Kanununda belirtilen vergi inceleme yetkisi hariç mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler belediye başkanı tarafından kullanılacaktır.

Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri uyarınca belediye başkanları, belediye idaresinin üst yöneticisi olarak belediyenin gelirlerinin mevzuat hükümlerine göre takip ve tahsil edilmesinden sorumlu tutulmuşlardır. Bu nedenle Belediye Başkanının sorumlu tutulmasına karar verilmesi gerekir.

Bu itibarla, 358 sayılı Ek İlamın 1. Maddesiyle verilen tazmin hükmünün TASDİKİ gerekir.

...’ in karşı oy gerekçesi

Kira gelirleri sözleşemeye dayalı bir gelirdir. Kira gelirlerinin tahsil edilmemesi halinde sözleşmeye göre fesih hükümlerinin işletilmesi gereklidir. Ancak mevcut olayda ilgili hükümlerin gereği yerine getirilmemiştir. Burada sözleşmenin fesih hükümlerini uygulamayan kişinin sorumlu olması gereklidir. Öncelikle bu kişi ya da kişilerin tespit edilerek sorumluluğun kime ait olduğunun belirlenmesi gereklidir. Bu itibarla 358 sayılı Ek İlamın 1. Maddesiyle verilen tazmin hükmünün sorumluluk yönüyle BOZULMASI gereklidir.

Üye … ve … ‘ün karşı oy gerekçesi

Üst yöneticinin sorumluğu yönettiği kurumun sevk ve idaresi ile sınırlıdır. Mali anlamada bir sorumluluğu yoktur. Üst yönetici mali anlamada ancak talimat veya yazılı bir kararda imzası olması gibi net bir karine varsa sorumlu olur. İlam konusu olayda ise böyle bir karine olmadığından üst yöneticinin mali bir sorumluluğu da yoktur. Bu sebeple üst yöneticinin söz konusu ilamda sorumluluktan çıkarılması gereklidir.

Bu itibarla 358 sayılı Ek İlamın 1. Maddesiyle verilen tazmin hükmünün sorumluluk yönüyle BOZULMASI gereklidir.