Kamu İdaresi
Belediyeler ve Bağlı İdareler
Yılı
2014
Daire
7
Dosya No
42782
Tutanak No
49175
Tutanak Tarihi
03.03.2021
Konu
Vergi Resmi Harç ve Diğer Gelirlerle İlgili Kararlar
KARAR

Konusu: Zamanaşımına Uğramış Para Cezası

173 sayılı İlamın 25’inci maddesiyle; … Belediyesi tarafından … Ltd. Şti. adına 2002 yılında kesilen para cezasının tahsiline ilişkin işlemlerin zamanında yapılmaması nedeniyle alacağın 2007 yılı sonunda zamanaşımına uğratılması sonucu oluşan … TL kamu zararının, 2007 yılında görev yapan Belediye Başkanı … , Mali Hizmetler Müdürü … ile Gelir Sorumlusu …’den tazminine karar verilmiştir.

İlam hükmüne karşı sorumlu Üst Yönetici … (Bel. Başk.) adına temyiz talep eden Av. … tarafından gönderilen temyiz dilekçesinde özetle;

… şirketine 2002 yılında verilen imar para cezasına ilişkin olarak;

a)Müvekkilinin (…) 2004 yılında belediye başkanı olduğu ve 2009 yılına kadar görev yaptığı, bahsi geçen imar para cezası, bu cezaya karşı açılan iptal davası, iptal davasında verilen yetkisizlik kararı, yetkisizlik kararının davacı şirkete tebliğ edilememesi nedeniyle … İdare Mahkemesince verilen açılmamış sayılma kararından müvekkilinin ta ki Sayıştay Başkanlığı sorgusuna kadar haberdar olmadığı, bunun belediye kayıtlarında sabit olduğu,

Mahkeme sürecinin yaşandığı dönemde belediye başkanı olsa dahi müvekkilinin sorumluluğunun doğabilmesi için olaydan haberdar olması, tahsil işlemlerinin başlatılmasını engelleyici tutum ve eylem içerisine girmesinin gerekli olduğu, kişinin haberdar olmadığı bir olaydan sorumlu tutulmasının doğal yaşamın akışına aykırı olduğu, belediye başkanı olmanın her türlü olaydan haberdar olacağı anlam ve sonucunu doğurmadığı,

b)Belediyeye intikal eden her türlü kayıt, tebligat vb. belgelerin personel tarafından belgenin niteliğine göre imza karşılığı alındığı, söz konusu belgeler belediye başkanına sunulduğunda gereği için talimat içeren kayıt düşülerek ilgili müdürlüklere sevk edildiği, … İdare Mahkemesinin ... sayılı açılmamış sayılma kararının müvekkili tarafından hiçbir şekilde görülmediği, bu nedenle de ilgili birimlerin talimatlandırılmasının mümkün olamadığı,

c)Hukuk sistemi içerisinde hak ve sorumlulukların paralel olarak yer aldığı, nedensellik ilişkisi içerisinde illiyet bağı kurularak olayların birbiriyle ilgili hale geldiği, müvekkilinin sorumluluk alanına intikal etmeyen bir olay ve bu olayın sonucundan sorumlu tutulmasının mevzuata ve hakkaniyete uygun düşmediği, bahse konu dönemde müvekkilinin belediye başkanı görevini yürütüyor olmasının, tek başına sorumlu tutulması için yeterli olmadığı,

d)Zimmet konusu olayda, imar cezasını düzenleyen ve tahsil işlemlerini başlatmayan dönemin Belediye Başkanı … ile Mali Hizmetler Müdürü ve Gelir Sorumluları olduğu halde bu kişilerin tazminle yükümlü kılınmadığı,

İmar para cezalarının tahsil işlemlerinin başlatılmasının davanın neticelenmesine bağlı olmadığı, keza öyle olsa idi zaman aşımı süresinin … İdare Mahkemesince verilen 2005 tarihli açılmamış sayılma kararı ile birlikte başlayacağı, bu durumda 2002 yılında düzenlenen imar para cezasının tahsili için 2002-2004 yılı Nisan ayı arasında geçen zaman diliminde işlem başlatmayan belediye başkanı ve diğer belediye görevlilerinin iddia olunan belediye zararından sorumlu tutulması gerektiği,

e)Sayıştay Başkanlığı tarafından hesapların her yıl incelendiği, söz konusu imar cezası ile ilgili daha önce sorgu konusu edilmediği, bu hususun temyizde gözetilmesi gerektiği,

f)Zaman aşımı itirazı: Anayasada düzenlenen ve Cumhuriyetin temel ilkelerinden olan hukuk devleti ilkesi gereğince sorumluluğun belirli süreyle sınırlandırıldığı, zaman aşımına uğradığı iddia olunan para cezasının 2007 yılında zaman aşımı süresinin dolduğu, iş bu karara dayanak savunma isteminin müvekkile ulaştığı 22.06.2015 tarihi itibari ile olayın üzerinden 8 yıl gibi, iş bu kararın tebliğ edildiği Haziran 2017 tarihinde ise 10 yıl gibi uzun bir sürenin geçtiği sabit olup, müvekkilinin sorumluğu olsa dahi bu sorumluluk mürurunun zamanaşımına uğradığı, müvekkilinden talep olunan zararın isteme süresi yönünden zaman aşımının gerçekleştiği,

Belirtilerek İlam hükmünün temyizen kaldırılması talep edilmiştir.

Aynı İlam maddesine ilişkin olarak temyiz başvurusunda bulunan sorumlu … (Mali Hizm. Müd.) tarafından verilen temyiz dilekçesinde ise;

2002 yılında yazılan para cezasının belediye avukatınca icra işlemlerinin başlatıldığı, firmanın icra işlemlerine itiraz ettiği, daha sonraki dava süreçlerine ilişkin tarafına ve Mali Hizmetler Müdürlüğüne herhangi bir bilgi-belge gelmediği, dolayısıyla sorumluluğun dönemin Belediye başkanı ve avukatına ait olduğu,

Belirtilerek İlam hükmünün temyizen kaldırılması talep edilmiştir.

Bu itirazlar üzerine Temyiz Kurulunun 24.10.2018 tarih ve 45206 Tutanak (30971 İlam) [Temyiz talebinde bulunan diğer sorumlu … için aynı tarihli ve 45212 Tutanak (30977 İlam) sayılı Kararın 9’uncu maddesinde] sayılı Kararının 3’üncü maddesinde özetle;

Sorumluların itirazlarında içerik ile ilgili bir husus bulunmadığı, ancak kendilerinin sorumlu olmadıkları yönünde iddialarda bulundukları, 2002 yılından verilen para cezasının 2014 yılı gelir tahakkukları içinde yer alsa da 2007 yılında zamanaşımına uğradığı, Encümen kararının verildiği 2002 yılından zamanaşımına uğradığı 2007 yılı sonuna kadar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca gerekli işlemlerin yapılmadığı, 2007 yılında 6183 sayılı Kanunda sayılan zamanaşımını kesen işlemlerden birinin de yapılmadığı, Belediye Başkanı ve Mali Hizmetler Müdürü ile Gelir Sorumlusunun para cezasının tahsili ile ilgili gerekli işlemleri yapmakla yükümlü oldukları halde herhangi bir işlem yapmadığı ve alacağın zamanaşımına uğradığı,

Belediye Başkanı itiraz dilekçesinde her ne kadar, söz konusu cezadan haberi olmadığını, … İdare Mahkemesinin ... sayılı açılmamış sayılma kararının tarafından hiçbir şekilde görülmediğini, bahse konu dönemde belediye başkanı görevini yürütüyor olmasının, tek başına sorumlu tutulması için yeterli olmadığını, söz konusu imar cezasını düzenleyen ve tahsil işlemlerini başlatmayanın dönemin Belediye Başkanı … ile Mali Hizmetler Müdürü ve dönemin Gelir Sorumluları olduğunu belirtmiş ise de; kendisinin Belediye Başkanı ve aynı zamanda Encümen Başkanı olduğu dikkate alındığında olaydan haberi olmadığı iddiasının yerinde olmadığı, çünkü belediyenin alacaklarını takip ile yükümlü olduğu, ayrıca tazmin konusu “alacağın zamanaşımına uğratılması” olduğundan, dönemin sorumlularının tazmin kararına dahil edilmesinin uygun olmadığı,

Sonuçta, tahsil işlemlerinin takip edilmesi değil, alacağın zamanaşımına uğratılması hususunda tazmin kararının verildiği, sorumluların zamanaşımını kesecek herhangi bir işlem yapmadığı, söz konusu alacağın (bir anlamda unutulduğu) ihmal edildiği ve sonuçta zamanaşımına uğratılarak kamu zararına neden olunduğu sonucu çıktığından ilgilinin sorumluluk itirazının uygun görülmediği,

Öte yandan, diğer sorumluların itirazının da yerinde görülmediği, şöyle ki; ilam hükmünün sorumluların görev unvanları ve yürüttükleri görev dikkate alınarak oluşturulduğu, fiilen yapılan görevlerin farklılık göstermesinin sorumlulukları ortadan kaldırmayacağı, bu nedenle de, konunun hukuk işlerine bildirilmesinin, mali hizmetler müdürü ve gelir sorumlusunun sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı, (Ancak kanıtlanması halinde hukuk işleri birim yetkililerinin de sorumluluğunu gerektireceği) Kaldı ki; sorumluların savunma ekinde bu iddialarını kanıtlayacak belgeler de bulunmadığından, iddiaların kabulünün mümkün olmadığı,

Belirtilerek; 173 sayılı İlamın 25’inci maddesiyle … TL’ye ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün TASDİKİNE, oy çokluğuyla karar verilmiştir.

Bu defa yukarıda adı geçen sorumlu … adına Av. … tarafından karar düzeltilmesi kanun yoluna başvurularak gönderilen dilekçede;

173 no.lu İlamın 25’inci maddesinde yer alan … TL’nin tasdikine ilişkin verilmiş 24.10.2018 tarih ve 45206 sayılı Temyiz Kurulu Kararıyla ilgili olarak;

USULE İLİŞKİN İTİRAZLAR;

İlam hükmünde 6085 sayılı Kanun’un esas alındığı, oysa 2007 yılı itibariyle zamanaşımına uğrayan zimmet konusu para cezasına ilişkin uygulanması gereken Kanunun müvekkili açısından lehe olan önceki tarihli 832 sayılı Sayıştay Kanunu olduğu,

832 sayılı Kanunun 66’ncı maddesinde, yapılan Sayıştay denetimleri ile ilgili yargısal süreçlerin başlatılması hususunda 2 yıllık zamanaşımı süresinin öngörüldüğü ve bu 2 yıllık sürede yargılama konusu yapılmayan hesapların hükmen onanmış sayılacağı,

Dolayısıyla … Belediyesi 2007, 2008 ve 2009 yılları hesabına ilişkin olarak yapılan denetimlerde imar para cezasının zamanaşımına uğraması konusu sorgu edilmediğinden, Belediyenin 2007, 2008 ve 2009 yılları hesaplarının hükmen onandığı, oysa Sayıştay Başkanlığı’nca zimmet konusu imar para cezasına ilişkin olarak müvekkilinin savunmasının 2015 yılında istendiği, yani 2007 yılında zamanaşımına uğrayan imar para cezası ile ilgili tespitin 2007 yılı Sayıştay Raporunda yer alması ve en geç 2009 yılında yargılama konusu yapılması gerekeceği, bu tarihlerde sorgu konusu edilmeyen işlemin hükmen onandığı,

Dilekçe ekinde sunulan belgelerden; … Belediyesi ile ilgili yapılan incelemelerde imar para cezasının yargılama konusu edilmediğinin Sayıştay Temyiz Kurulu İlamlarından görüleceği,

Anayasada düzenlenen ve Cumhuriyetin temel ilkelerinden olan hukuk devleti ilkesi gereğince sorumluluğun belirli süreyle sınırlandırıldığı, imar para cezasının zamanaşımına uğradığı 2007 yılından 8 yıl sonra 2015 yılında müvekkilinin savunmasının istendiği, 832 sayılı Kanunun 66’ncı maddesindeki yasal düzenleme de dikkate alındığında müvekkilinin sorumluluğu olsa dahi bu sorumluluğun zamanaşımına uğradığı,

Mülga 832 sayılı Sayıştay Kanunu’nun Hükmen Onama başlıklı 66’ncı maddesi uyarınca zimmet çıkartılan 2007 yılı hesabı yönünden hükmen onama gerçekleştiğinden Sayıştay 7. Dairesi’nce konuya ilişkin yargılama yapılması mümkün olmayıp yapılan yargılama mevzuata aykırı olduğundan, zimmet kararının kaldırılması gerektiği, şeklinde belirtilmiştir.

Sorumlu dilekçesinin “ESASA İLİŞKİN İTİRAZLAR” kısmında temyiz dilekçesinde öne sürülen itirazlara aynen verilmekle birlikte; bunlara ilave olarak;

İmar para cezasının zamanaşımına uğratıldığı meselesinde müvekkilinin haberdar olmadığı itirazının Temyiz Kurulu Kararında; “Kendisinin Belediye Başkanı ve aynı zamanda Encümen Başkanı olduğu dikkate alındığında olaydan haberi olmadığı iddiasının yerinde olmadığı çünkü belediyenin alacaklarını takip ile yükümlü olduğu” gerekçesiyle reddedildiği, dilekçe ekinde sunulan … Belediyesi 15.08.2002 gün ve 275 sayılı Encümen Kararı’ndan görüleceği üzere dönemin Belediye Başkanı ve aynı zamanda Encümen Başkanının … olduğu, müvekkilinin ilgili kararın alınmasından yaklaşık 2 yıl sonra Belediye Başkanı olarak görevine başladığı, Belediye Encümen Kararı’nda zimmet konusu para cezasının belediye gelir müdürlüğüne gönderilmesi kaydı bulunmasına rağmen para cezasının, belediye kayıtlarına ilgili dönem sorumlularınca alınmadığı ve dolayısıyla da müvekkilinin söz konusu alacak kaleminden bilgi sahibi olamadığı, önceki dönem sorumlularının görev ihmalinin sonuçlarından müvekkilinin sorumlu tutulmasının kabul edilebilir olmadığı, netice itibariyle Temyiz Kurulu Kararının temyiz itirazımızla örtüşmediği, Kararda hatalı değerlendirme yapıldığı,

2002 tarihli Encümen Kararı ve 2014 tarihli belediye kayıtları dışında gelir kalemi, ara dönemde belediye kayıtlarında yer almadığından encümen kararına konu imar para cezasından hiçbir şekilde müvekkilinin haberi olmadığı, bu yönüyle belediye başkanı ve encümen başkanı olarak ihmalinden ve alacağı unutmasından bahsedilemeyeceği,

Müvekkilinin göreve gelmesinden önceki dönemde … Belediyesi Encümeni’nce 15.08.2002 tarihli 275 sayılı karar ile … Şirketi’ne kesilen imar para cezasının belediye kayıtlarına işlenmediği, bu hususun; sorguda yer alan “Sorguda ayrıntılı belirtildiği üzere 2002 yılından verilen para cezasının 2014 yılı gelir tahakkukları arasında gösterildiği...” ifadesiyle de sabit olduğu, dolayısıyla müvekkilinin göreve gelmesinden önceki dönemin ihmali sonucu belediye kayıtlarına alınmayan bir alacak kaleminden müvekkilinin haberdar olması ve işlem yapılmasının mümkün olmadığı,

… TL alacak kaleminin zamanaşımına uğradığı tarih itibariyle müvekkilin belediye başkanı görevini yürütüyor olması, tek başına sorumlu tutulması için yeterli olmadığı, müvekkilinin göreve gelmesinden önce encümen üyelerince alınmış karardan kaynaklı alacağın kayıtlara işlenmemesi, akabinde takibinin yapılmamasının müvekkilin sorumluluk alanı dışında gerçekleşen durum olduğu, bu nedenle müvekkilinin sorumlu tutulmasının mevzuata ve hakkaniyete uygun olmadığı,

… Belediyesi Encümeni’nin 15.08.2002 gün ve 275 sayılı kararı ile kesilen para cezasına ilişkin olarak 2002 yılında … Belediye Başkanı olan … ile dönemin Mali Hizmetler Müdürü ile Gelir Sorumlusu aleyhine 2002 yılı Ağustos ayı-2004 yılı Nisan ayı döneminde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca zamanaşımının kesilmesi için gerekli olan işlemleri yapmamaları dolayısıyla sorumluluk atfolunması gerektiği,

Bu itibarla; Temyiz Kurulu Kararının düzeltilerek 173 sayılı İlamın 25’inci maddesinin kaldırılmasının talep edildiği, bildirilmiştir.

Temyiz Kurulu İlamı ile ilgili olarak karar düzeltilmesi talebinde bulunan Mali Hizm. Müd. … tarafından gönderilen karar düzeltilmesi dilekçesinde ise;

Belediyede Mali Hizmetler Müdürlüğü’nün 02.05.2007 tarih ve 19 sayılı Meclis Kararı ile kurulduğu, bu tarihten önce Hesap İşleri Müdürlüğü ve Gelir Müdürlüğü şeklinde iki ayrı müdürlüğün bulunduğu, bu dönemlerde kendisinin Hesap İşleri Müdürlüğüne vekalet ettiği, görevinin de Belediyenin giderlerini takip etmek olduğu, gelir kısmını ise ayrı bir müdürlüğün yürüttüğü, gelir takibinin kendi görev ve yetki alanının dışında olduğu, gelir ve gider müdürlüğünün 2007 yılında Mali Hizmetler Müdürlüğü çatısı altında birleştiği, kendisinin 27.08.2008 tarih ve 523 sayılı Belediye Başkanı Olur’u ile Mali Hizmetler Müdür vekili olarak vekaleten görevlendirildiği, 2007 yılında zamanaşımına Gelir Müdürlüğünce uğratılmış bir alacak yüzünden kendisinin sorumlu tutulmasının kanuna açıkça aykırı olduğu, para cezasının zamanaşımına uğratılmasından 2002-2007 arasında Gelir Müdürlüğünde çalışan tahsilat şefi, tahakkuk memuru, memur ve müdürlerin sorumlu olduğu, ancak Gelir Müdürünün kendi savunmasında ise ilgili şirkete ödeme emirlerinin çıkarılmak istendiği, bunların başkan tarafından imzalanmadığının beyan edildiği,

Hakkında verilen tazmin hükmünün Anayasa ve yasalara, evrensel hukuka, eşitlik ve adalet ilkesine açıkça aykırı olduğu, bu nedenle Temyiz Kurulu Kararının düzeltilerek 173 sayılı İlamın 25’inci maddesinin kaldırılmasının talep edildiği, bildirilmiştir.

Karar düzeltilmesine ilişkin verilen Başsavcılık’ın yazılı mütalaasında (Sorumlu … için) özetle;

Gerekçesinde, mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinde kendilerine önemli bir rol verilen üst yöneticilerin sistemdeki rolünün tanımlandığı ve sorumluluklarının kapsamının belirlendiği ifade edilen 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 11’inci maddesinin; "Bakanlıklarda ve diğer kamu idarelerinde en üst yönetici, il özel idarelerinde vali ve belediyelerde belediye başkanı üst yöneticidir. Bakanlıklarda en üst yönetici Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir. Üst yöneticiler, idarelerinin stratejik planlarının ve bütçelerinin kalkınma planına, yıllık programlara, kurumun stratejik plan ve performans hedefleri ile hizmet gereklerine uygun olarak hazırlanması ve uygulanmasından, sorumlulukları altındaki kaynakların etkili, ekonomik ve verimli şekilde elde edilmesi ve kullanımını sağlamaktan, kayıp ve kötüye kullanımının önlenmesinden, malî yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesi, izlenmesi ve kanunlar ile Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde belirtilen görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinden Bakana; mahallî idarelerde ise meclislerine karşı sorumludurlar. Üst yöneticiler, bu sorumluluğun gereklerini harcama yetkilileri, malî hizmetler birimi ve iç denetçiler aracılığıyla yerine getirirler." hükmüne amir olduğu,

Üst Yönetici olan Belediye Başkanı açısından maddede sayılan görevlerin oluşturulan birimler tarafından yerine getirileceği, gerek Daire, gerekse de Temyiz Kurulu İlamlarında, anılan birimlerin oluşturulmadığına dair herhangi bir tespite yer verilmediği,

Diğer taraftan; söz konusu belediye alacağının tahsil veya takibatının yapılmamasına yönelik üst yönetici tarafından verilmiş herhangi bir emir veya talimatın olmadığının da dosya kapsamından anlaşıldığı,

Bu nedenle; 173 sayılı İlamın 25’inci maddesi ile Üst Yönetici hakkında verilen tazmin hükmünün kaldırılmasının yerinde olacağı değerlendirildiğinden, Temyiz Kurulunun 24.10.2018 tarih ve 45206 Tutanak no.lu Kararına ilişkin dilekçi talebinin kabul edilmesinin uygun olacağı, belirtilmiştir.

Karar düzeltilmesine ilişkin verilen Başsavcılık’ın yazılı mütalaasında (Sorumlu … için) özetle;

Dosya kapsamının tetkikinden; 2002 yılında tahakkuk ettirilen para cezasına ilişkin tahsil işlemlerinin zamanında yapılmaması suretiyle, söz konusu alacağın 2007 yılında (31.12.2007) zamanaşımına uğratıldığı; kamu zararı sorumluları arasında Mali Hizmetler Müdürü …'ın da bulunduğu, oysa; dilekçi; alacağın zamanaşımına uğratıldığı tarih itibarıyla Mali Hizmetler Müdürü görevinde olmadığını, bu göreve 2008 yılında vekaleten atandığını, 2007 yılında Hesap İşleri Müdürlüğüne vekalet ettiğini, alacak takip işlerinin de bu müdürlüğe değil, Gelir Müdürlüğüne ait olduğunu ifade etmekte olup, gerek Daire İlamı, gerekse de Temyiz Kurulu tasdik kararında dilekçinin iddiasının aksine bir durumun söz konusu olmadığı, buna göre; Temyiz Kurulunun 24.10.2018 tarihli ve 45212 Tutanak no.lu Kararına ilişkin dilekçi talebinin kabul edilmesinin uygun olacağı, belirtilmiştir.

Yapılan duruşmaya katılan Sayıştay Savcısı önceki yazılı mütalaasından farklı olarak;

Yapılan incelemede; Belediye Encümeninin 15.08.2002 tarih ve 275 sayılı Kararında; “2872 sayılı Çevre Kanununun ilgili hükümleri gereğince … İnş. Şti.’ne … TL para cezası ile cezalandırılmasına,” ifadesine yer verilmekle birlikte ceza tutarına bakıldığında; Encümenin, Çevre Bakanlığınca 01.01.2002 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımladığı 2001/23 sayılı Genelgesinde yer alan 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 20/c-20/son maddeleri hükümlerine göre belirlenmiş olan çevre cezasına hükmettiğinin anlaşıldığı, ancak 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun (2002 yılında geçerli) “İdarî cezalarda yetki” başlıklı 24’üncü maddesinde; “Yukarıdaki maddelerde gösterilen cezalar doğrudan doğruya mahallin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Bu cezalar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre mal memurluğunca tahsil edilir.” Denildiği, madde devamında ise; mal müdürlüğünce tahsil edilen bu tutarların Çevre Bakanlığı Merkez Saymanlık Hesabına aktarılacağının ifade edildiği, dolayısıyla olayda; Belediye Encümeni yetkisi dâhilinde olmayan ve Belediyenin de geliri olmayan çevre cezasını kestiği anlaşıldığından yetkisiz yapılan bu işlemin hukuki anlamda yok hükmünde olduğu, bu manada Temyiz Kurulu ilgili kararının düzeltilerek, İlam maddesinin kaldırılmasının uygun olacağı, yönünde görüş belirtmiştir.

İşbu dosyayla duruşma talebinde bulunan Av. … (sorumlu … adına)’in yetki belgesi ile duruşmaya katılan Av. … ile Sayıştay Savcısının sözlü açıklamalarının dinlenmesinden ve dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra,

GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Öncelikle, Temyiz Kurulu’nca adı geçen sorumlu için verilmiş 24.10.2018 tarih ve 45206 Tutanak (30971 İlam) sayılı Kararının 3’üncü maddesinin DÜZELTİLMESİNE MAHAL OLDUĞUNA;

(Üye … ile Üye …’un; “Sorumlularca daha önce temyiz aşamasında öne sürülen sorumlulukla ilgili itirazlar tekrarlanmıştır. Öne sürülen bu itirazlar, konuya ilişkin düzenlenmiş Temyiz Kurulu’nun tasdik kararında karşılanmış olup, söz konusu kararın Kanuna aykırı bir yönü bulunmadığı gibi, sorumlularca 6085 sayılı Kanunun 57’nci maddesinde bahsedildiği şekilde kararın düzeltilmesini icap ettiren başka bir husus da ileri sürülmediğinden, karar düzeltilmesine mahal verecek yeni herhangi bir husus gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla, konunun incelenmesine geçilmeden karar düzeltilmesine mahal olmadığına karar verilmesi gerekir.” şeklindeki ayrışık görüşlerine karşı) oy çokluğuyla,

Karar verilmiş, sonrasında İlam hükmünün usul yönünden aşağıdaki şekilde incelenmesine geçilmiştir:

Usul Yönünden İnceleme:

… Belediyesi 2014 yılı hesabına ilişkin çıkarılmış 173 sayılı İlamın 25’inci maddesiyle; 2002 yılında Belediye Encümeni Kararı ile … Ltd. Şti.’ne kesilen … TL tutarındaki idari para cezasının tahsiline ilişkin gerekli işlemler yapılmayarak alacağın zamanaşımına uğratılması sonucu oluşan kamu zararının 2007 yılında görev yapan Üst Yönetici … (Bel. Başk.), Mali Hizmetler Müdürü … ile Gelir Sorumlusu …’den tazminine karar verilmiştir. Söz konusu hüküm Temyiz Kurulunca tasdik edilmiştir.

Bu defa sorumlu tarafından sunulan karar düzeltilmesi dilekçesinde; İlam hükmünün usulüne ilişkin itirazlarda bulunularak; İlamın 25’inci maddesinde yer alan kamu zararına ilişkin tespitin 2007 yılı raporu kapsamında değerlendirilerek hakkında (mülga) 832 sayılı Sayıştay Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği, aynı Kanunun 66’ncı maddesine göre de konunun hükmen onandığı ve 2016 yılında Dairesince bu hususta yargılama yapılamayacağı ileri sürülmüştür.

Konuya ilişkin yapılan incelemede; Daire tarafından 25.02.2016 tarihinde … Belediyesi 2014 yılı hesabı ile ilgili olarak düzenlenen raporun yargılanması sonucunda; … Belediye Encümenince 2002 yılında kesilmiş … TL tutarındaki para cezasının 2007 yılı sonu itibariyle zamanaşımına uğratılması suretiyle oluşan kamu zararının 2007 yılında görev yapan kişilerden tazminine karar verildiği görülmüştür.

Daire tarafından para cezasından kaynaklı kamu zararı iddiası hakkında … Belediyesi 2007 yılı hesabı ile ilişki kurularak hüküm verilmiş ise de; anılan Belediyenin 2007 yılı hesabına ait yargı raporu Sayıştay 7. Dairesince 20.07.2010 tarihinde (mülga) 832 sayılı Sayıştay Kanunu hükümlerine göre yargılanarak hükme bağlanmış ve 10.12.2010 tarih ve 1358 sayılı İlam düzenlenerek ilgililere tebliğ edilmiştir. Bahsi geçen kamu zararı iddiası, 2007 yılı için sorgu konusu yapılmadığından, konu hakkında 1358 sayılı İlamda yer alan; “maadasının belgelerine dayandığı kayıtlarına, kanun ve nizamlarına uygun bulunduğu anlaşıldığından sorumluların beraatına” hükmü kapsamında beraat kararı verilmiştir.

Dairece daha önce hakkında mülga 832 sayılı Kanun hükümlerine göre beraat kararı verilmiş konuyla ilgili yeniden yapılacak yargılama usulüne ilişkin olarak;

(Mülga) 832 sayılı Sayıştay Kanunu’nun “Yargılamanın İadesi Sebepleri” başlıklı 74’üncü maddesinde;

“Aşağıdaki sebepler üzerine savcı, hükümlü, hükümlünün bağlı olduğu bakanlık veya daire ya da Maliye Bakanlığı tarafından yargılanmanın iadesi istenebileceği gibi Sayıştay dairelerince de doğrudan doğruya buna karar verilebilir. Yargılamanın iadesi sebepleri şunlardır:

a) Hesapta maddi hata bulunması, noksan veya mükerrerlik olması,

b) İbraz edilen belgede sahtecilik bulunup da hükme etki yapmış olması,

c) İnceleme veya yargılama sırasında görülmeyen yanlış veya usulsüz bir işlemin hükümden sonra meydana çıkmış olması,

ç) Hükme tesir edebilecek bazı belgelerin inceleme ve yargılama sırasında bulunmayıp, hükümden sonra meydana çıkması,

d) Hükme esas tutulan bir ilamın bozulma suretiyle ortadan kalkmış olması,

e) Kesin hesapların incelenmesi sonunda Genel Kurulca, bütçe tertip ve mahsubuna ilişkin daire kararlarının aksine karar verilmiş olması, (Değişik Fıkra: 07.03.1985 - 3162 Sayılı Kanun, Madde 7)

Yargılamanın iadesi isteminde bulunma süresi ilamın tebliği tarihinden itibaren beş yıldır. Bu süre, hükmen onanmış hesaplarda hesabın onandığı tarihten başlar…” hükmü,

Aynı Kanunun “Yargılamanın İadesi İsteminin Görüşülmesi” başlıklı 75’inci maddesinde ise; “Yargılamanın iadesi istemi, hükmü veren dairece incelenir ve ilk olarak yargılamanın iadesi lüzumuna karar verilir. Bu karardan sonra iade olunan hususlara inhisar etmek şartıyla yargılama yapılır.” Hükmü bulunmaktadır.

Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri çerçevesinde; Sayıştay Dairesince hakkında beraat hükmü verilen bir konu, kararın ilgili olduğu İlamın tebliğinden itibaren 5 yıllık süre içerisinde yetkili kişi/kurumlarca hükmü veren Daire nezdinde yargılamanın iadesine başvurulması veya aynı Dairece re’sen buna karar verilmesi halinde yeniden görüşülebilir.

Sayıştay İlam Müdürlüğü kayıtlarının incelenmesinde; … Belediyesi 2007 yılı hesabına ait düzenlenmiş 1358 sayılı İlamın en son 14.03.2011 tarihinde sorumlusuna tebliğ edildiği görülmüş olup, Daire tarafından bu tarihten itibaren hesaplanan 5 yıllık sürenin sonu olan 14.03.2016 tarihine kadar, hakkında beraat hükmü verilen hususa inhisar eden yargılamanın iadesi kanun yolu süreci işletilmeden konunun normal yargılama usulü ile görüşüldüğü anlaşılmıştır. Oysa … Belediyesi 2007 yılı hesabı ile ilişkili olan kamu zararı iddiasının, süresi içinde yargılamanın iadesi yoluyla görüşülerek hükme bağlanması gerekirdi.

Bu manada işbu karar düzeltilmesi talebine esas İlam hükmünün, Daire tarafından … Belediyesinin 2007 yılı hesabına ait İlamın tebliği tarihinden itibaren hesaplanan 5 yıllık sürenin sonu olan 14.03.2016 tarihine kadar yargılamanın iadesi yoluyla karara bağlanmadığı, bu tarih itibariyle de Sayıştay mevzuatına göre yargılama zamanaşımı süresinin dolduğu görüldüğünden, söz konusu İlam hükmünün usul mevzuatına aykırı şekilde düzenlenmiş olduğu anlaşılmıştır.

Bu itibarla; sorumlunun bu yöndeki itirazları kabul edilerek, usule aykırı düzenlenmiş 173 sayılı İlamın 25’inci madde hükmünün 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 55’inci maddesinin 7’nci fıkrası uyarınca BOZULMASINA ve yukarıda belirtilen hususlar değerlendirilerek yeni bir hüküm tesisi için dosyanın ilgili DAİREYE TEVDİİNE,

(Temyiz Kurulu Başkanı …, Üye … ve Üye …’ın aşağıda yazılı ilave gerekçeleri ile Üye …, Üye …, Üye …, Üye … ve Üye …’nin aşağıda yazılı azınlık görüşlerine karşı) oy çokluğuyla,

Karar verildiği 03.03.2021 tarih ve 49175 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.



İlave gerekçe

Temyiz Kurulu Başkanı …’nın ilave gerekçesi:

Sorumluların usule ilişkin itirazları da dikkate alınarak yapılan incelemede; 173 sayılı İlamın 25’inci maddesi ile Belediyenin 2007 yılına ilişkin verilen tazmin hükmünün, 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6085 sayılı Sayıştay Kanununa göre tesis edildiği görülmüştür. Ancak 6085 sayılı Kanunun Geçici 3’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında aynen; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce başlanmış seçim, denetim ve hükme bağlama işlemleri 832 sayılı Kanun hükümlerine göre sonuçlandırılır.” Denilmektedir. Buradan hareketle, olayda kamu zararı 2007 yılını ilgilendirdiğinden, konunun 6085 sayılı Kanundan önce başlamış denetim ve hükme bağlama işlemleri kapsamında değerlendirilmesi ve bu cihetle işbu karar düzeltme başvurusunun da (mülga) 832 sayılı Sayıştay Kanunu hükümlerine göre sonuçlandırılması gerekmektedir. Bu meyanda, Kurulda hâlihazırda yapılan oylamayı (mülga) 832 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirilerek, konu hakkında çoğunluğun (12 oy) kaldırma kararı yönünde oy vermiş olması sebebiyle, oylama sonucunun İlam hükmünün (mülga) 832 sayılı Kanunun 73’üncü madde hükmü uyarınca kaldırılması şeklinde geçerli olması gerekmektedir.

Üye …’ın ilave gerekçesi:

Sayıştay Yargılamasında ilk derece mahkemesi olarak Dairelerce verilen kararlara karşı sorumlular olağan kanun yolu olarak temyiz ve karar düzeltme, olağanüstü kanun yolu olarak ise yargılamanın iadesi yoluna müracaat edebilirler. 6085 sayılı Kanun’un, “Temyiz” başlıklı 55’inci maddesindeki düzenlemeye göre Temyiz Kurulu; temyiz olunan hükmü olduğu gibi veya düzelterek tasdik etmeye, bozma kararı vererek ilgili Daireye göndermeye ya da Kurul üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile Daire kararını tümüyle ortadan kaldırmaya karar verebilir. Kaldırma kararı (doğası gereği Sayıştay Dairelerince kamu zararının sorumlularına ödettirilmesi yönündeki kararlar hakkında verilebilecek bir karar olup) kamu zararının oluşmadığı dolayısıyla da Dairece haklarında hüküm tesis edilen sorumlular hakkında hüküm tesis edilmesi gerekmediği sonucuna ulaşan ve sorumluların beraatı anlamına gelen bir hükümdür.

Bu düzenlemede yer verilen “kurul üye sayısının üçte iki çoğunluğu ile kaldırılması” şeklindeki kısmın klasik anlamdaki temyiz uygulamalarının dışına taşan bir düzenleme olduğu ortadadır. Hukuk sisteminde ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararın kaldırılması ve bunun yerine yeni bir karar verilmesi uygulaması istinaf mahkemeleri aşamasında görülebilen bir uygulamadır. İstinaf mahkemelerince verilen kararlar (İlk derece mahkemesinin kararını kaldıran kararlar dâhil) hakkında da belli şartlar altında temyiz yoluna gidilebilmektedir. Oysa Sayıştay Temyiz Kurulunca verilen kaldırma kararına karşı karar düzeltme dışında müracaat edilebilecek bir kanun yolu ve mercii bulunmamaktadır. Türk Hukuk Sisteminde Temyiz İncelemesi sürecinde verilebilecek kararlardan farklı ve temyizi kabil olmayan bir yöntem olarak belirlenmiş olması nedeniyle de 6085 Sayılı Kanunda normal karar çoğunluğundan farklı olarak kaldırma kararı için Kurulun üçte ikisinin çoğunluğu aranmıştır.

İlk derecede kamu zararını tazminle yükümlü tutulmuş olan sorumlular haklarında verilmiş olan bu kararın, sorumlular lehine sonuçlanması için en kısa ve kesin olan yol Dairece verilmiş olan tazmin kararının kaldırılması olup sorumluların temyiz başvuruları da çoğunlukla “kararın kaldırılması veya bozulması” şeklinde bir taleple sonlandırılmaktadır. Bu sebeple temyiz başvurusunda taraflarca kaldırma talep edilmişse öncelikle bu talebin görüşülmesi ve sonuçlandırılması gereklidir.

Ancak kaldırma kararının alınabilmesi için bozma veya tasdik kararlarından farklı bir çoğunluk (Kurulun üçte ikisinin oyu) aranmakta olduğundan bunun altında kalan oylama sonuçlarında bozma kararı verildiği kabul edilemeyeceğinden sonuca ulaşmak üzere müzakere ve oylamaya devam edilmesi gerekmektedir.

Kaldırma talebine yönelik müzakereler sonrasında yapılan oylamada Kurulun üçte iki çoğunluğu ile kaldırma kararı çıkmadığı halde kaldırma yönünde kullanılan oyların karar çoğunluğuna (bahse konu olayda 12 oya) ulaştığı gerekçe gösterilerek müzakerelere devam edilmemiş ve kaldırma gerekçelerine dayalı olarak bozma kararı verildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle kaldırma kararının oylandığı ancak bu kararın gerektirdiği üçte iki çoğunluğa ulaşılmadığı halde kurulun çoğunluğunun kaldırma yönünde oy kullandığı gerekçesiyle kaldırma gerekçeli bozma kararı verildiği sonucuna ulaşılamaz. Açıklanan nedenlerle müzakerelere devam edilerek İlam hükmüne ilişkin kaldırma kararı dışındaki seçenekler üzerinde görüşme yapılmalı, tasdik veya bozma kararları oylanmalıdır.

Üye …’ın ilave gerekçesi:

Öncelikle, mülga 832 sayılı Sayıştay Kanununda öngörülen yargılama esaslarına ilişkin olarak genel bir değerlendirme yapılacak olunursa;

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunundan önce yürürlükte bulunan (mülga) 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanununda sorumluluk, “sayman” denilen kamu görevlisinin “hesap verme sorumluluğu” üzerine kurulmuştur. 1050 sayılı Kanunda saymanın hesap ve işlemlerden dolayı “bidayeten zimmetdar” (önceden sorumlu) olduğu kabul edilmekte ve beraat edene kadar sorumluluğunun devam edeceği öngörülmekte idi. Saymanın bu sorumluluğu, ancak hesabın tümü hakkında verilecek beraat kararı ile veya hükmen onanma suretiyle ortadan kalkmakta idi.(126.md.)

(Mülga) 832 sayılı Sayıştay Kanununda da, 1050 sayılı Kanundaki düzenlemelere paralel düzenlemeler getirilmiştir.

832 sayılı Kanunun 28’inci maddesinde; Sayıştay’ın, “sorumluların hesap ve işlemlerini” yargılayarak kesin hükme bağlayacağı;

38’inci maddesinde; denetimine giren kurumların gelir, gider ve mal işlemlerini ve bu işlemlere ait “sayman hesaplarını” bütün kayıt ve belgeleri ile inceleyeceği ve neticede bütün bu işlem ve hesapları yargılama yolu ile denetleyeceği;

61’inci maddesinde; hesap ve işlemlerin yargılanması sonucunda beraat veya tazmin hükmü verileceği; bu hükümler dışında gerekli görülen hususların ilgili mercilere bildirilmesinin kararlaştırılabileceği;

66’ncı maddesinde; “sayman hesaplarının”, Sayıştaya noksansız verildiği tarihten itibaren iki yıl içerisinde yargılanmadığı takdirde hükmen onanmış sayılacağı,

ifade edilmiştir.

Görüldüğü üzere,1050 sayılı Kanunda öngörüldüğü gibi 832 sayılı Kanunda da, saymanın yılına ait hesap ve işlemlerden dolayı “bidayeten zimmetdar” (önceden sorumlu) olduğu ve beraat edene kadar sorumluluğunun devam etmekte olduğu kabul edilmekte; saymanın hesabın tümü hakkındaki bu sorumluluğu, verilecek beraat kararı ile veya hükmen onanma suretiyle ortadan kalkmakta idi.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 81’inci maddesinin yürürlüğe girmesi ile, 01.01.2006 tarihinden itibaren 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.

5018 sayılı Kanunun geçici 3’üncü maddesinde, çeşitli kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde sayman unvanına yapılan atıfların muhasebe yetkilisine yapılmış sayılacağı belirtilmiştir. Bu hüküm karşısında, 832 sayılı Kanunun saymanlar için öngördüğü yükümlülükler, 5018 sayılı Kanunda belirtilen muhasebe yetkilisine ait olmuştur.

5018 sayılı Kanunun 8’inci maddesinde genel olarak hesap verme sorumluluğu düzenlenmiştir. 61’inci maddesinde muhasebe yetkililerinin yetki ve sorumlulukları düzenlenmiş olup, muhasebe yetkililerinin Sayıştay’a hesap verme konusu açıkça düzenlenmemiştir. Muhasebe yetkililerinin hesabın tümü hakkında sorumlu tutulmalarında 5018 sayılı Kanun değil, Anayasa ve 832 sayılı Kanun hükümleri dayanak alınmıştır.

5018 sayılı Kanun, 832 sayılı Kanunda öngörülen yargılama ve kesin hükme bağlamaya ilişkin hükümlere aykırı bir düzenleme getirmediğinden (5188/1 sayılı Sayıştay Genel Kurul Kararında da bu husus belirtilmiştir.), 6085 sayılı Sayıştay Kanununun yürürlüğe girdiği tarihe kadar (19 Aralık 2010), mülga 832 sayılı Sayıştay Kanununun denetim ve yargılamaya ilişkin hükümlerinin yürürlüğü devam etmiş ve bu kanun hükümleri uygulana gelmiştir.

Bu meyanda, “bidayeten zimmetdar” (önceden sorumlu) olma durumu, “muhasebe yetkilisi”nin “hesap ve işlemleri” için de geçerli olmuş ve “muhasebe yetkilisi”nin bu sorumluluğu ancak verilecek beraat kararı veya hükmen onama suretiyle ortadan kalkmıştır.

6085 sayılı Kanunun Geçici 3’üncü maddesinin ikinci fıkrasında; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce başlamış seçim, denetim ve hükme bağlama işlemleri 832 sayılı Kanun hükümlerine göre sonuçlandırılır.” denilmektedir.

6085 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce başlanmış olan denetim ve raporlama işlemlerine istinaden yapılan yargılama sonucu düzenlenen ilamlarda da, hesabın bir “yönetim dönemi hesabı” olduğu, sorumlu muhasebe yetkilisinin veya muhasebe yetkililerinin sorumluluk süreleri belirtildikten sonra, hesap ilişiksiz ise hesabın tümü için sorumluların beraatine karar verildiği belirtilmiş; hesapta ilişikli hususlar (tazmin kararı verilen hususlar) ve tahsil edilmek suretiyle ilişiği giderilen hususlar var ise bunlar belirtildikten sonra, ilamın sonuç kısmında “…. maadasının beraatine…karar verildi” denilmek suretiyle hesabın kalan kısmı hakkında muhasebe yetkilisinin veya muhasebe yetkililerinin üzerinde başlangıçtan beri var olan sorumluluğun kaldırıldığı ifade edilmiştir.

Bu açıklamalardan sonra, konuya ilişkin olarak bir değerlendirme yapılacak olunursa;

… Belediyesi 2014 yılı hesabı ile ilgili olarak düzenlenen Yargılamaya Esas Raporun Dairede 25.02.2016 tarihinde yargılanması sonucunda; … Belediye Encümenince 2002 yılında kesilmiş … TL tutarındaki para cezasının 2007 yılı sonu itibariyle zamanaşımına uğratılması suretiyle oluştuğu iddia olunan kamu zararının 2007 yılında görev yapan kişilerden tazminine ilişkin hüküm tesis edildiği görülmüştür.

Bu durumda, 6085 sayılı Sayıştay Kanununun yürürlük tarihinden (19 Aralık 2010) önce denetlenmiş ve yargılanmak suretiyle hükme bağlanmış olan 2007 yılı hesabı kapsamında ele alınması gereken konunun, … Belediyesi 2014 yılı hesabı için düzenlenen Yargılamaya Esas Raporda ele alındığı ve ilgili Dairesince yapılan yargılamada iddia olunan kamu zararı için tazmin hükmolunduğu anlaşılmaktadır.

Yukarıda bahsedilen 6085 sayılı Kanunun Geçici 3’üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan hükümden hareketle; iddia olunan kamu zararı 2007 yılını ilgilendirdiğinden, konunun 6085 sayılı Kanundan önce başlamış denetim ve hükme bağlama işlemleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

Daire tarafından para cezasından kaynaklı kamu zararı iddiası hakkında … Belediyesi 2007 yılı hesabı ile ilişki kurularak hüküm verilmiş ise de; anılan Belediyenin 2007 yılı hesabına ait yargı raporu Sayıştay 7. Dairesince 20.07.2010 tarihinde (mülga) 832 sayılı Sayıştay Kanunu hükümlerine göre yargılanarak hükme bağlanmış ve 10.12.2010 tarih ve 1358 sayılı İlam düzenlenerek ilgililere tebliğ edilmiştir. Bahsi geçen kamu zararı iddiası, 2007 yılı için sorgu konusu yapılmadığından, konu hakkında 1358 sayılı İlamda yer alan; “maadasının belgelerine dayandığı kayıtlarına, kanun ve nizamlarına uygun bulunduğu anlaşıldığından sorumluların beraatına” hükmü kapsamında beraat kararı verilmiştir.

Dairece daha önce hakkında (mülga) 832 sayılı Kanun hükümlerine göre beraat kararı verilmiş konuyla ilgili yeniden yapılacak yargılama usulüne ilişkin olarak, (mülga) 832 sayılı Sayıştay Kanunu’nun “Yargılamanın İadesi Sebepleri” başlıklı 74’üncü maddesi; yine, aynı Kanunun “Yargılamanın İadesi İsteminin Görüşülmesi” başlıklı 75’inci maddesi hükümleri çerçevesinde; Sayıştay Dairesince hakkında beraat hükmü verilen bir konu, kararın ilgili olduğu İlamın tebliğinden itibaren 5 yıllık süre içerisinde yetkili kişi/kurumlarca hükmü veren Daire nezdinde yargılamanın iadesine başvurulması veya aynı Dairece re’sen buna karar verilmesi halinde yeniden görüşülebilir.

Sayıştay İlam Müdürlüğü kayıtlarının incelenmesinde; … Belediyesi 2007 yılı hesabına ait düzenlenmiş 1358 sayılı İlamın en son 14.03.2011 tarihinde sorumlusuna tebliğ edildiği görülmüş olup, Daire tarafından bu tarihten itibaren hesaplanan 5 yıllık sürenin sonu olan 14.03.2016 tarihine kadar, hakkında beraat hükmü verilen hususa inhisar eden yargılamanın iadesi kanun yolu süreci işletilmeden, konunun 6085 sayılı Kanuna göre normal yargılama usulü ile görüşüldüğü anlaşılmıştır. Oysa, … Belediyesi 2007 yılı hesabı ile ilişkili olan kamu zararı iddiasının, 6085 sayılı Kanunun Geçici 3’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında ye alan; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce başlanmış seçim, denetim ve hükme bağlama işlemleri 832 sayılı Kanun hükümlerine göre sonuçlandırılır.” Hükmü gereğince (mülga) 832 sayılı Kanun hükümlerine göre süresi içerisinde yargılamanın iadesi yoluyla görüşülerek hükme bağlanması gerekir idi.

Bu durumda; “karar düzeltilmesi” talebine esas İlam hükmünün, Daire tarafından … Belediyesinin 2007 yılı hesabına ait İlamın tebliği tarihinden itibaren hesaplanan 5 yıllık sürenin sonu olan 14.03.2016 tarihine kadar, “ yargılamanın iadesi” yoluyla yeniden görüşülüp karara bağlanmadığı; bu tarih itibariyle de, (mülga) 832 sayılı Kanunda öngörülen yargılamanın iadesi zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından, Daire tarafından konunun mülga 832 sayılı Sayıştay Kanunu hükümleri gereğince yargılamanın iadesi suretiyle görüşülmesinin ve yeniden hüküm tesisinin de de artık mümkün olmadığı hususunun gözetilmesi gerekmektedir.

Karşı oy gerekçesi/Azınlık görüşü:

Üye …’in karşı oy gerekçesi:

Sorumlular tarafından sadece İlam hükmünün usulüne ve sorumluluk tevcihine ilişkin itirazda bulunulmuştur. Usule ilişkin; 2007 yılında oluşan kamu zararı iddiasının (mülga) 832 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 66’ncı maddesi hükümlerince hükmen onandığı ve konu hakkında Dairece 25.02.2016 tarihinde yargılama yapılamayacağı iddiasına karşılık olarak;

Sayıştay İlam Müdürlüğü kayıtlarının incelenmesinde; anılan Belediyenin 2007 yılı hesabına ait 1358 sayılı İlamın en son 14.03.2011 tarihinde sorumlusuna tebliğ edildiği görülmüş olup, 2007 yılı İlamında yer almamış dolayısıyla da hakkında 832 sayılı Kanuna göre beraat hükmü verilmiş konunun, aynı Kanunun 74’üncü maddesi gereğince İlamın tebliğinden itibaren 5 yıllık süre içinde Dairesince yargılamanın iadesi yoluyla yeniden görüşülebilmesi mümkündür. 1358 sayılı İlamın en son tebliğ edildiği 14.03.2011’den başlayarak hesaplanacak 5 yıllık sürenin 14.03.2016’da dolduğu göz önüne alındığında, Dairesince konunun hükme bağlandığı 25.02.2016 tarihli yargılamanın, yargılamanın iadesi süresi içerisinde gerçekleştiği anlaşılmıştır. Bu nedenle İlam hükmü süre bakımından usule aykırılık teşkil etmediğinden, konunun dilekçilerin sorumluluk yönüyle ileri sürdükleri itirazlara bağlı kalınarak görüşülmesine geçilmesi gerekmektedir.

İlamda kamu zararından, 2007 yılında görevli Üst Yönetici-Belediye Başkanı …, Mali Hizmetler Müdürü … ile Gelir Sorumlusu … sorumlu tutulmuştur.

Bu kez Üst yönetici-Belediye Başkanı … ile Mali Hizmetler Müdürü … tarafından temyiz aşamasında öne sürülen aynı gerekçelerle sorumluluk itirazında bulunulmuş ise de;

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Gelirlerin toplanması sorumluluğu” başlıklı 38’inci maddesinde yer alan “Kamu gelirlerinin tarh, tahakkuk, tahsiliyle yetkili ve görevli olanlar, ilgili kanunlarda öngörülen tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin zamanında ve eksiksiz olarak yapılmasından sorumludurlar.” Denilerek kamu gelirleri ile ilgili genel sorumluluğa değinilmiş olup, gelirin tarh, tahakkuk ve tahsil işlem safhalarında kimlerin sorumlu oldukları hususu Kurum kanunlarına bırakılmıştır.

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Belediye Başkanının Görev ve Yetkileri” başlıklı 38’inci maddesinde yer alan; “Belediye teşkilâtının en üst amiri olarak belediye teşkilâtını sevk ve idare etmek, belediyenin hak ve menfaatlerini korumak ve belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmek belediye başkanının görev ve yetkileri arasındadır.” hükmü ile Belediye gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etme görev ve yetkisi, üst yönetici olan Belediye Başkanının uhdesine verilmiştir.

Ayrıca, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 102’nci maddesinin 2’nci fıkrasında; “Vergi Usul Kanununda mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler, Belediye Gelirleri Kanunu uygulaması yönünden Belediye Başkanı tarafından kullanılır” denilmektedir. Bu hüküm uyarınca da belediye gelirleri açısından Vergi Usul Kanununda belirtilen vergi inceleme yetkisi hariç mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler belediye başkanı tarafından kullanılacaktır.

Belediyelere ait para cezasının takip ve tahsilini düzenleyen 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun;

-13 üncü maddesine göre ihtiyati haciz işlemini başlatma,

-64 üncü maddesine göre haciz varakasını onaylama,

-90 ıncı maddesine göre hacizli malların satışına karar verme,

-115 inci maddesine göre 110 ila 114 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenlerin Cumhuriyet Savcılığına bildirilmesi,

İdarenin en büyük memuru olarak belediye başkanının görev, yetki ve sorumluluğunda bulunmaktadır. Mahalli idareler bu yönüyle merkezi idareden farklılık arz ettiği için kanun koyucu, gelirlerin takip ve tahsili konusunda belediye başkanına sorumluluk yüklemiştir.

Diğer yandan 5018 sayılı Kanun’un “Malî hizmetler birimi” başlıklı 60’ıncı maddesinin (e) bendinde; “İlgili mevzuatı çerçevesinde idare gelirlerini tahakkuk ettirmek, gelir ve alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini yürütmek” denilmek suretiyle kamu idarelerinde gelirlerin mali hizmetler birimi tarafından ilgili mevzuatı çerçevesinde tahakkuk ettirileceği ve gelir ve alacakların takip-tahsil işlemlerinin bu birimlerce yürütüleceği hükme bağlanmıştır. Buradan, Belediye gelirlerinin tahakkuk, takip ve tahsil aşamalarında genel anlamda mali hizmetler biriminin görevli ve sorumlu olduğu anlaşılmaktadır.

Bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; belediye gelirlerinin takip ve tahsil sorumluluğunun, belediye başkanı ile mali hizmetler birimine birlikte yüklendiği, icrai takip ve tahsil işlemlerindeki yetki ve sorumluluklar dikkate alındığında bunun bir zorunluluk oluşturduğu açıktır. Mevzuatta bir görev birden fazla görevliye tevdi edildiğinde, sorumluluğun müteselsil olacağı açıktır. Görevin ifasında aksamanın kendisinden kaynaklanmadığını, diğer sorumlunun görevini yerine getirmemesi nedeniyle oluştuğunu ispat imkânı da her bir sorumlunun kendisine ait bulunmaktadır.

Sorumlu … tarafından bahse konu para cezasının Belediye kayıtlarına alınmadığından alacağın varlığından haberinin olmadığı ve bu yüzden tahsilini takip etmesinin olanaksız olduğu ileri sürülmüş ise de; dosya münderecatının incelenmesinde; 2002 yılında hükmedilen para cezasının 26.01.2007 tarihli tahakkuk fişi ile Belediye kayıtlara alındığı, öncesinde de cezai işlem dosyasının Belediyenin ilgili biriminde mevcut olduğu sabit olduğundan, adı geçen sorumlunun alacağın varlığından haberi olmadığı yönündeki savunmasının kabul edilmesi mümkün değildir. Ayrıca Belediye Başkanı tarafından vadesi geçmiş tüm alacak dosyalarının icra takibinin başlatılması gerektiği yönünde herhangi bir uyarı veya talimatın verilmemiş olması da, gelirlerin takibine ilişkin görevin ihmal edildiği anlamına gelmektedir.

Sonuç olarak; belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmekle yükümlü kılınan belediye başkanı ve mali hizmetler müdürü bu görevin ifasında kusurlu davranması nedeniyle kamu zararından mali yönden sorumlu tutulması gerektiği düşünüldüğünden, İlamın sorumluluk tevcihinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Bu itibarla; dilekçilerin sorumluluk itirazları yerinde bulunmayarak, İlam hükmünün haliyle tasdiki gerekir.

Üye …’un karşı oy gerekçesi:

Yukarıda azınlık görüşünde (Üye …’in) yer verilen İlam hükmünün usule aykırı olmadığı ve konunun dilekçilerin sorumluluk yönüyle ileri sürdükleri itirazlara bağlı kalınarak görüşülmesi gerektiğine ilişkin gerekçelere tamamen katılmakla birlikte;

İlamda maddesinde para cezasından kaynaklı kamu zararından, 2007 yılında görev yapan Belediye Başkanı, Mali Hizmetler Müdürü ve Gelir Müdürünün sorumlu tutulduğu görülmüştür. Ancak sorumlularca, bahsi geçen para cezasının Belediyenin muhasebe kayıtlarına alınmadığı ve bu nedenle taraflarınca takip edilmesinin mümkün bulunmadığı ileri sürülmüştür. Yapılan incelemede de; söz konusu cezanın muhasebe kayıtlarına alınmadığı görülmüştür.

Dolayısıyla 2002 yılında kesilmiş para cezası o dönemde görev yapan kişilerce muhasebe kayıtlarına alınmadığından, kaydı bulunmayan alacağı takip etmedikleri gerekçesi ile 2007 yılında görev yapan kişilere sorumluluk yüklenmesi mümkün değildir.

Bu itibarla; söz konusu kamu zararından, alacağı doğduğu dönemde muhasebe kayıtlarına almayan, takip etmeyen ve takip edilmesine de engel olan kişilerin sorumlu olacağı değerlendirildiğinden, konuya ilişkin sorumluluk tevcihinin bu husus göz önüne alınarak yeniden yapılması için İlam hükmünün bozulması gerekir.

Üye …’ın karşı oy gerekçesi:

Yukarıda azınlık görüşünde (Üye …’in) yer verilen İlam hükmünün usule aykırı olmadığı ve konunun dilekçilerin sorumluluk yönüyle ileri sürdükleri itirazlara bağlı kalınarak görüşülmesi gerektiğine ilişkin gerekçelere tamamen katılmakla birlikte;

İlamda kamu zararından, 2007 yılında görevli Üst Yönetici-Belediye Başkanı …, Mali Hizmetler Müdürü … ile Gelir Sorumlusu … sorumlu tutulduğu görülmüştür. Bu kez sorumlulardan Üst yönetici-Belediye Başkanı … tarafından gönderilen karar düzeltilmesi dilekçesinde; 2002 yılında verilen para cezasının o dönemde görev yapan sorumlularca gelir kaydının yapılmadığı, tahsilinin başlatılmadığı, kendisinin 2004 yılında göreve başladığı, belediye kayıtlarına işlenmeyen para cezası hakkında bilgi sahibi olması ve takip etmesinin mümkün olmadığı, dolayısıyla sorumlu atfedilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Mali Hizmetler Müdürü … tarafından ise; kendisinin 27.08.2008 tarih ve 523 sayılı Belediye Başkanı Olur’u ile Mali Hizmetler Müdür vekili olarak göreve başladığı, 2007 yılında Hesap İşleri Müdürlüğüne vekalet ettiği ve belediyenin giderlerini takip ettiği, gelirlerin ise Gelir Müdürlüğünce takip edildiği, dolayısıyla 31.12.2007 tarihinde zamanaşımına uğratılan alacak ile ilgili olarak sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı ileri sürülmüştür.

Söz konusu itirazlar karşısında;

Belediye Başkanının belediye gelirinin tahsiline ilişkin sorumluluğu:

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Gelirlerin toplanması sorumluluğu” başlıklı 38’inci maddesinde yer alan “Kamu gelirlerinin tarh, tahakkuk, tahsiliyle yetkili ve görevli olanlar, ilgili kanunlarda öngörülen tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin zamanında ve eksiksiz olarak yapılmasından sorumludurlar.” Denilerek kamu gelirleri ile ilgili genel sorumluluğa değinilmiş olup, gelirin tarh, tahakkuk ve tahsil işlem safhalarında kimlerin sorumlu oldukları hususu Kurum kanunlarına bırakılmıştır.

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Belediye Başkanının Görev ve Yetkileri” başlıklı 38’inci maddesinde yer alan; “Belediye teşkilâtının en üst amiri olarak belediye teşkilâtını sevk ve idare etmek, belediyenin hak ve menfaatlerini korumak ve belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmek belediye başkanının görev ve yetkileri arasındadır.” hükmü ile Belediye gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etme görev ve yetkisi, üst yönetici olan Belediye Başkanının uhdesine verilmiştir.

Ayrıca, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 102’nci maddesinin 2’nci fıkrasında; “Vergi Usul Kanununda mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler, Belediye Gelirleri Kanunu uygulaması yönünden Belediye Başkanı tarafından kullanılır” denilmektedir. Bu hüküm uyarınca da belediye gelirleri açısından Vergi Usul Kanununda belirtilen vergi inceleme yetkisi hariç mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler belediye başkanı tarafından kullanılacaktır.

Belediyelere ait para cezasının takip ve tahsilini düzenleyen 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun;

-13 üncü maddesine göre ihtiyati haciz işlemini başlatma,

-64 üncü maddesine göre haciz varakasını onaylama,

-90 ıncı maddesine göre hacizli malların satışına karar verme,

-115 inci maddesine göre 110 ila 114 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenlerin Cumhuriyet Savcılığına bildirilmesi,

İdarenin en büyük memuru olarak belediye başkanının görev, yetki ve sorumluluğunda bulunmaktadır. Mahalli idareler bu yönüyle merkezi idareden farklılık arz ettiği için kanun koyucu, gelirlerin takip ve tahsili konusunda belediye başkanına sorumluluk yüklemiştir.

Diğer yandan 5018 sayılı Kanun’un “Malî hizmetler birimi” başlıklı 60’ıncı maddesinin (e) bendinde; “İlgili mevzuatı çerçevesinde idare gelirlerini tahakkuk ettirmek, gelir ve alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini yürütmek” denilmek suretiyle kamu idarelerinde gelirlerin mali hizmetler birimi tarafından ilgili mevzuatı çerçevesinde tahakkuk ettirileceği ve gelir ve alacakların takip-tahsil işlemlerinin bu birimlerce yürütüleceği hükme bağlanmıştır. Buradan, Belediye gelirlerinin tahakkuk, takip ve tahsil aşamalarında genel anlamda mali hizmetler biriminin görevli ve sorumlu olduğu anlaşılmaktadır.

Bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; belediye gelirlerinin takip ve tahsil sorumluluğunun, belediye başkanı ile mali hizmetler birimine birlikte yüklendiği, icrai takip ve tahsil işlemlerindeki yetki ve sorumluluklar dikkate alındığında bunun bir zorunluluk oluşturduğu açıktır. Mevzuatta bir görev birden fazla görevliye tevdi edildiğinde, sorumluluğun müteselsil olacağı açıktır. Görevin ifasında aksamanın kendisinden kaynaklanmadığını, diğer sorumlunun görevini yerine getirmemesi nedeniyle oluştuğunu ispat imkânı da her bir sorumlunun kendisine ait bulunmaktadır.

Sorumlu … tarafından bahse konu para cezasının Belediye kayıtlarına alınmadığından alacağın varlığından haberinin olmadığı ve bu yüzden tahsilini takip etmesinin olanaksız olduğu ileri sürülmüş ise de; dosya münderecatının incelenmesinde; 2002 yılında hükmedilen para cezasının ilgiliye tebliğ edilmesi ile tahakkuk ettiği, her ne kadar muhasebe kayıtlarına alınmamış olsa da söz konusu cezai işlem hakkında 2002 yılından 2005 yılına kadar mahkeme sürecinin devam ettiği, alacağın 26.01.2007 tarihinde tahakkuk fişi ile Belediye kayıtlarına alındığı ve 29.01.2013 tarihli ödeme emrinden de görüleceği üzere borcun vade tarihinin 26.01.2007 olarak belirtildiği, buna göre dosyanın 2002 yılından ödeme emrinin çıkarıldığı 2013 yılına kadar Belediyenin ilgili biriminde mevcut olduğu ve takip edildiği, Belediye Başkanının da alacağın zaman aşımına uğradığı 2007 yılında görevli olduğu göz önüne alındığında, bu tespitler karşısında; adı geçen sorumlunun alacağın varlığından haberi olmadığı yönündeki savunmasının kabul edilmesi mümkün değildir. Kaldı ki Belediye Başkanı tarafından Belediye gelirlerinin takibi konusundaki görevi çerçevesinde vadesi geçmiş tüm alacak dosyalarının icra takibinin başlatılması gerektiği yönünde herhangi bir uyarı veya talimatın verilmemiş olması da, gelirlerin takibine ilişkin görevin ihmal edildiği anlamına gelmektedir.

Bu itibarla belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmekle yükümlü kılınan belediye başkanı bu görevin ifasında kusurlu davranması nedeniyle kamu zararından mali yönden sorumlu tutulması gerektiği değerlendirilmektedir. Bu nedenle Belediye Başkanı …’in sorumluluğa ilişkin itirazının kabul edilmesi mümkün değildir.

Mali Hizmetler Müdürü …’ın sorumluluğuna ilişkin olarak ise;

İlamda …’ın 2007 yılında Mali Hizmetler Müdürü olduğu belirtilerek kamu zararından sorumlu tutulmuş ise de; adı geçen kişi tarafından 27.08.2008 tarihinde Mali Hizmetler Müd. V. olarak atandığı bildirilmiştir. Dilekçe ekinde sunulan görevlendirme yazısından da bu husus anlaşıldığından, …’ın sorumluluğa ilişkin itirazı kabul edilerek, 2007 yılında oluşan kamu zararı ile ilgili olarak sorumlu tutulmaması gerektiği değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak; zamanaşımına uğrayan para cezasından kaynaklı kamu zararına ilişkin olarak, söz konusu alacağın takip ve tahsilinde görevli olup, görevini yerine getirmeyerek kamu zararına yol açan sorumluların yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak yeniden tespit edilmesi gerekmektedir.

Bu itibarla; dilekçilerin sorumlulukla ilgili itirazları kısmen kabul edilerek, yukarıda yer verilen açıklamalar da dikkate alınmak üzere konu hakkında sorumluluk yönüyle yeniden karar verilmesi için İlam hükmünün bozulması gerekir.

Üye … ve Üye …’nin karşı oy gerekçesi:

Yapılan incelemede; … Belediyesi 2014 yılına ilişkin düzenlenen yargı raporunda 2007 yılında oluştuğu belirtilen kamu zararı iddiasının Daire tarafından 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6085 sayılı Sayıştay Kanunu hükümlerine göre karara bağlandığı görülmüştür.

Ancak 6085 sayılı Kanunun Geçici 3’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce başlanmış seçim, denetim ve hükme bağlama işlemleri 832 sayılı Kanun hükümlerine göre sonuçlandırılır.” Denilmiştir.

Buna göre; 2007 yılında oluşan kamu zararı iddiasının Dairesince (mülga) 832 sayılı Sayıştay Kanunu hükümlerine göre yargılanarak hükme bağlanması gerekmektedir.

Bu bakımdan sorumluların haklarında (mülga) 832 sayılı Kanuna göre hüküm kurulması gerektiği iddiası kabul edilerek, usule aykırı düzenlenmiş İlam maddesi bozularak ve konunun 832 sayılı Kanun hükümlerine göre yeniden görüşülmesi için dosyanın Dairesine gönderilmesi gerekir.