Kamu İdaresi
Yüksek Öğretim Kurumları
Yılı
2015
Daire
2
Dosya No
53861
Tutanak No
57664
Tutanak Tarihi
22.01.2025
Konu
Sorumluluk ve Yargılama Usulleri ile İlgili Kararlar
KARAR

Konu: Yargılamanın iadesi talebinin Daire tarafından reddedilmesi üzerine temyiz başvurusunda bulunulması.

... Üniversitesi 2015 yılı hesabına ilişkin olarak düzenlenen 264 sayılı ilama ek 10.09.2019 tarih ve 329 sayılı Ek İlamın 1. maddesi ile verilen ve Temyiz Kurulunun 29.12.2021 tarih ve 50752 ve 50753 tutanak nolu Karar Düzeltilmesine ilişkin ilamları ile kesinleşen tazmin hükmü ile ilgili olarak Üniversite Rektörlüğü adına ...’ın; ahizler tarafından yerel adli mahkemelerde açılan ve bilirkişi raporlarına istinaden ilk derece mahkemelerinde kaybedilen ve istinaf aşamasında bulunulan davalar gerekçe gösterilerek yargılamanın iadesi sebeplerinin oluştuğu gerekçesiyle bu kararların bekletici sebep olarak dikkate alınmasına yönelik “yargılamanın iadesi” talebini içeren başvuruları Sayıştay 2. Dairesinin 05.10.2023 tarih ve D.2.2023- 57/23039080 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

Bu defa, İdare adına ... tarafından aynı gerekçelerle yargılamanın iadesinin reddine ilişkin Daire Kararı ile ilişkili olarak kesinleşen tazmin hükmünün kaldırılması veya bozulması talebini içeren temyiz başvurusunda bulunulmuştur.

Öncelikle, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 50’nci maddesinde; daireler tarafından yapılan hesap yargılaması sonucunda, hesap ve işlemlerin yasal düzenlemelere uygunluğuna veya kamu zararının sorumlulardan tazminine hükmü verileceği, bu hükümler dışında, gerekli görülen hususların ilgili mercilere bildirilmesine (dairesine yazılmasına) karar verilebileceği, 55’inci maddesinde ise Sayıştay dairelerince verilen ilamların Sayıştay Temyiz Kurulunda temyiz olunacağı belirtilmiştir. Bu iki madde birlikte ele alındığında, sadece ilamlarda yer alan hükümler hakkında temyiz kanun yoluna başvurulabileceği anlaşılmaktadır.

Temyiz Kurulunun 29.12.2021 tarih ve 50752 ve 50753 tutanak numaralı “Karar Düzeltilmesine Mahal Olmadığına” ilişkin ilamları ile kesinleşen tazmin hükmü ile ilgili olarak Üniversite Rektörlüğü adına ...’ın; ahizler tarafından yerel adli mahkemelerde açılan ve bilirkişi raporlarına istinaden ilk derece mahkemelerinde kaybedilen ve istinaf aşamasında bulunulan davalar gerekçe gösterilerek yargılamanın iadesi sebeplerinin oluştuğu gerekçesiyle bu kararların bekletici sebep olarak dikkate alınmasına yönelik “yargılamanın iadesi” talebini içeren başvurularının Sayıştay 2. Dairesinin 05.10.2023 tarih ve D.2.2023- 57/23039080 sayılı kararı ile reddedildiği anlaşılmıştır.

6085 sayılı Kanunun 56’ncı maddesinde "Yargılamanın iadesi" düzenlenmiş olup, birinci fıkrasında yargılamanın iadesini isteyebilecekler belirlenmiş, ikinci fıkrasında yargılamanın iadesi sebepleri;

"a) Hesapta maddi hata, isim yanlışlığı veya eksikliği bulunması, noksanlık veya mükerrerlik olması.

b) Hükme etki yapmış olan bir belgede sahtecilik bulunması.

c) Denetleme veya hesap yargılaması sırasında görülmeyen yanlış veya usulsüz bir işlemin hükümden sonra meydana çıkmış olması.

ç) Denetleme veya hesap yargılaması sırasında bulunmayan hükme tesir edebilecek bazı belgelerin hükümden sonra ortaya çıkması.

d) Hükme esas tutulan bir ilamın bozulma suretiyle ortadan kalkmış olması.

e) Bilirkişi veya uzmanın gerçeğe aykırı rapor düzenlediğinin ortaya çıkması."

olarak sayılmış, üçüncü fıkrasında ise yargılamanın iadesi isteminde bulunma süresi ilamın tebliği tarihinden itibaren beş yıl olarak belirlenmiştir. Anılan maddenin dördüncü fıkrasında ise; "Yargılamanın iadesi isteminde bulunmak ilamın icrasını alıkoymaz. Yargılamanın iadesi dilekçesini inceleyen Daire gerekli gördüğü takdirde, kanunen geçerli teminat karşılığında, icranın geciktirilmesine karar verebilir." hükmüne yer verilmiştir. Yine Sayıştay Kanunu’nun "İlamların infazı" başlıklı 53’üncü maddesinin birinci fıkrasında "Sayıştay ilamları kesinleştikten sonra doksan gün içerisinde yerine getirilir." hükmü yer almaktadır.

Sayıştay Kanunu’nun "Hüküm ve tutanaklar" başlıklı 50’nci maddesinin üçüncü fıkrasında; "Hesap yargılaması sırasında, mahkemelere veya yürütülen bir soruşturma için ilgili idari mercilere verilmiş olması nedeniyle belgeleri bulunmayan hesap yargılamasına konu olan bir işleme ilişkin bilgi ve belgelerin yeterli görülmemesi ve kovuşturma veya soruşturma sonucunun beklenmesine gerek görülen hallerde, bu hususlara ilişkin hesap ve işlemlerin yargılanması durdurularak, hüküm dışı bırakılabilir. Hüküm dışı bırakılan hususlara ilişkin noksanlıklar giderildikten sonra bu hesap ve işlemlerin yargılanmasına devam edilir." denilmekte olup, bu hüküm uyarınca ancak kovuşturma ve soruşturma nedeniyle belgelerin bulunmaması ya da kovuşturma veya soruşturma sonucunun beklenmesine gerek görülmesi halinde, daireler hüküm dışı kararı verebilmektedir. İdarenin, ahizler hakkında Asliye Hukuk Mahkemeleri tarafından verilen kararları ve devam eden adli yargı sürecini gerekçe göstererek hükmün bekletilmesine ilişkin talepleri, söz konusu yargı süreçleri kovuşturma veya soruşturma niteliğinde olmadığından Sayıştay yargısında bekletici sebep sayılamaz.

Anılan Kanun’un 56’ncı maddesinin beşinci fıkrasının; “Yargılamanın iadesi istemi, hükmü veren dairece incelenir ve ilk olarak yargılamanın iadesi talebinin kabulüne veya reddine karar verilir. Kabul kararı verilmesi halinde iade edilen hususlarla sınırlı olmak üzere hesap yargılaması yapılır.” hükmünden, hesap yargılamasının daire tarafından kabul kararı verilmesi halinde yapılacağı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, iade taleplerinin reddine ilişkin kararlar hesap yargılaması kapsamında verilen karar olmadığından, bu kararlar ilama ve temyize konu olamaz.

Yine Sayıştay Kanunu’nun "Danıştay ile Sayıştay kararları arasındaki uyuşmazlık hali" başlıklı 60’ıncı maddesinde;

"(1) Vergi, benzeri mali yükümlülükler ve ödevler hakkında Danıştay ile Sayıştay’ın kesinleşmiş kararları arasındaki uyuşmazlıklarda, 52’nci maddede belirtilen ilgililerin 56’ncı maddedeki esas ve usuller dairesinde başvuruları üzerine Sayıştay kararı yargılamanın iadesi yoluyla görüşülerek uyuşmazlık Danıştay kararı doğrultusunda giderilir.

(2) Uyuşmazlığın bulunmadığı hakkındaki Sayıştay kararına karşı 52’nci maddede belirtilen ilgililerce Danıştay’a başvurulduğu takdirde, bu hususa ilişkin Danıştay kararına uyulur.

(3) Uyuşmazlığın mevcut olmadığı tespit edilinceye kadar Sayıştay ilamının yerine getirilmesi durdurulur."

Hükümleri yer almakta olup, Kanun Koyucu sadece vergiye ilişkin olarak ve sadece Danıştay kararları doğrultusunda kesinleşen Sayıştay ilamlarının yargılamanın iadesi suretiyle Danıştay kararı doğrultusunda yenilenmesini öngörmektedir. Bu çerçevede İdarenin dilekçesinde yer alan ahizlere ilişkin adli yargı süreçleri bu mahiyette olmadığından, Sayıştay yargısında bekletici sebep sayılamaz ve Sayıştay Kanunu’nun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasında sayılan yargılamanın iadesi sebeplerinden herhangi birini oluşturmaz. Bu husus Sayıştay Kanununda düzenlenmiş olduğundan, Hukuk Muhakemesi Kanununa da gidilemez.

Sayıştay 2. Dairesinin 05.10.2023 tarih ve D.2.2023-57/23039080 sayılı Kararı, bir ilam hükmü olmayıp, (önce tasdik edilen ve sonrasında karar düzeltilmesine mahal olmadığına karar verilen) 329 sayılı Ek İlamın 1’inci maddesinin devamı niteliğinde bir karardır. Zira Daire kararında da herhangi bir yeni yargılama hükmüne yer verilmemiştir. Dairenin burada ilgilinin müracaatı üzerine bir ek ilam düzenlemeyip kararla yetinmesi, 329 sayılı Ek İlamın 1’inci maddesinin gerekçesini değiştirecek yeni bir hükmün bulunmamasından kaynaklanmıştır. Temyize başvurulan konu hakkında “tasdik” yönünde 23.09.2020 tarih ve 48244 tutanak numaralı Temyiz Kurulu Kararı ve “karar düzeltilmesine mahal olmadığına” ilişkin 29.12.2021 tarih ve 50752 ile 50753 tutanak numaralı Temyiz Kurulu Kararları bulunmakta olup, şu hâlde Temyiz Kurulu bağlamında kanun yolları da tüketilmiş durumdadır.

Bu itibarla, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve açıklanan gerekçelerle, Sayıştay 2. Dairesi’nin “yargılamanın iadesinin reddine” ilişkin söz konusu kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun Sayıştay Kanunu’nun 56’ncı maddesi uyarınca REDDİNE, (3. Daire Başkanı ..., Üye ... ve Üye ...’in aşağıda yazılı azınlık görüşleri karşısında) oy çokluğuyla,

6085 sayılı Kanun’un 57’nci maddesi gereği bu Kararın yazılı bildirim tarihinden itibaren on beş gün içerisinde Sayıştay’da karar düzeltilmesi yolu açık olmak üzere,

Karar verildiği 22.01.2025 tarih 57664 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.

Karşı oy gerekçesi/Azınlık görüşü

3. Daire Başkanı ...’ın karşı oy gerekçesi

... Üniversitesi 2015 yılı hesabına ilişkin olarak düzenlenen, 264 sayılı ilama ek 10.09.2019 tarih ve 329 sayılı Ek İlamın 1. maddesiyle verilen ve Temyiz Kurulunun 29.12.2021 tarih ve 50752 ve 50753 Tutanak Nolu Karar Düzeltilmesi talebinin reddedilmesiyle kesinleşen tazmin hükmüyle ilgili, Üniversite Rektörlüğü adına ...’ın; ahizler tarafından yerel adli mahkemelerde açılan ve bilirkişi raporlarına istinaden ilk derece mahkemelerinde kaybedilen ve istinaf aşamasında bulunulan davalar gerekçe gösterilerek yargılamanın iadesi sebeplerinin oluştuğu gerekçesiyle bu kararların bekletici sorun olarak dikkate alınmasına yönelik “yargılamanın iadesi” talebini içeren başvuruları hakkında verilen Sayıştay 2. Dairesinin 05.10.2023 tarih ve D.2.2023- 57/23039080 sayılı Kararıyla ilgili temyiz talebiyle ilgili olarak;

Sayıştay Daireleri; yargılama süreçlerinde önüne getirilen uyuşmazlık konusu iş ve işlemlerle ilgili olarak, 6085 sayılı Kanun’un 50’nci maddesi gereğince ara kararı (hüküm dışı kararı) ya da nihai karar vermektedirler. Ara kararları, hâkimin davadan (işten) elini çekmeyip, bilakis davaya devam etmesi şeklindeki kararlardır. Nihai kararlar ise yargılamaya son veren ve hâkimin davadan elini çekmesi sonucunu doğuran kararlardır. Temyiz talebinde bulunulan Karar nihai bir Karar olup, temyizi kabil bir Karar ise de tarafların ileri sürdükleri gerekçeler yargılamanın iadesini gerektiren sebeplerden olmadığından, Daire Kararının TASDİKİNE karar verilmesi gerekir.





Üye ... ve Üye ...’in karşı oy gerekçesi

6085 sayılı Kanunun “Temyiz” başlıklı 55’inci maddesinde yer alan; “(1) Sayıştay dairelerince verilen ilamlar Sayıştay Temyiz Kurulunda temyiz olunur.” hükmü uyarınca, sadece Sayıştay dairelerince verilen ilamların Temyiz edilebileceğinde kuşku bulunmamaktadır. Bu açıdan bakıldığında yargılamanın iadesi konusunda dairelerce alınan kararların temyize konu olabilmesinin ön şartı, bu kararlar sonucunda ilam düzenlenmiş olmasıdır. Bunda hiçbir tereddüt bulunmamaktadır.

Ancak tereddütlü olan husus; dairelerce alınan ve yargılamanın iadesi başvurusunu reddeden kararların bir ilama bağlanıp bağlanmayacağıdır.

6085 sayılı Kanunda; “Sayıştay dairelerince verilen ilamlar Sayıştay Temyiz Kurulunda temyiz olunur.” cümlesinde geçen “İLAM” kavramı açıklanmamıştır. Yani dairelerce verilen ve temyiz konusu olabilen ilk derece ilamlarda yer alacak hususlar Kanunun 51’inci maddesinde açıklanmış olmasına rağmen, ilam belgesinin ne olduğu, hangi durumlarda düzenleneceği ve mahiyeti hakkında hiçbir açıklama/tanımlama yer almamıştır. Bu nedenle bu konuda 6100 sayılı Kanundaki düzenlemelere müracaat edilecektir.

6100 sayılı Kanunun “Hüküm nüshası” başlıklı 301’inci maddesinde; “İlam” kavramı şu şekilde tanımlanmıştır:

“(2) Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır.”

Dolayısıyla Kanunda “İlam=Hüküm belgesinin bir nüshası (davanın taraflarına verilen hüküm nüshaları)” şeklinde tanımlama yapılmıştır.

Hüküm kavramı, hükmün verilmesi ve tefhimi başlıklı 294’üncü maddede şu şekilde tanımlanmıştır:

“(1) Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür.

(2) Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur.”

301’inci maddede yer alan düzenlemeye göre İLAM=Taraflardan her birine verilen HÜKÜM NÜSHASI’dır. Dolayısıyla “Hüküm” ile “İlam” kavramları, aynı kavrama/belgeye işaret etmektedir. Bir başka ifadeyle hüküm belgesinin mahkemede kalan nüshasına HÜKÜM, taraflara verilen nüshasına ise İLAM denmektedir. Ve “HÜKÜM, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur.”

6085 sayılı Kanunun Yargılamanın iadesi başlıklı 56’ncı maddesinde, herhangi bir hüküm veya ilamdan bahsedilmemekle birlikte; “(5) Yargılamanın iadesi istemi, hükmü veren dairece incelenir ve ilk olarak yargılamanın iadesi talebinin kabulüne veya reddine karar verilir.” düzenlemesi yer almış olup, yargılamanın iadesi görüşmelerinden sonra daire tarafından bir KARAR verileceğine kuşku bulunmamaktadır. Bu KARAR yargısal bir karardır. Çünkü 56’ncı madde hükmünün de yer aldığı Kanun Yolları Bölümü, Kanunun “Hesap yargılaması” başlıklı Dördüncü Kısmı kapsamında yer almıştır.

Öte yandan Kanunun 2’nci maddesinde hesap yargılaması; “Kanunlarla belirlenen sorumluların hesap ve işlemlerinin mevzuata uygun olup olmadığının yargılama yoluyla kesin hükme bağlanmasını ve bununla ilgili kanun yolları” şeklinde tanımlanmıştır. Dolayısıyla yargılamanın iadesi görüşmelerinden sonra daire tarafından alınan karar, yargısal bir karardır. Bu nedenle alınan bu kararın yazılı bir hükme bağlanması ve dolayısıyla bir ilam nüshası olarak sorumlulara gönderilmesi zorunludur.

Bu noktada şu hususu da belirtmek gerekir ki; 6085 sayılı Kanuna göre ilk derece hesap yargılamasına ilişkin ilamlar düzenlendikten sonunda ilk yargılamaya ilişkin defter de kapanmış olacaktır. Bu tarihten sonra Dairede alınacak yargılamaya ilişkin bir karar, müstakil bir yargısal karar olacaktır. Bir başka ifadeyle ilk kararın devamı niteliğinde olmayacaktır.

Bu hususu destekleyen bir başka nokta da, Kanun Yollarının, müstakil bir bölüm başlığı altında, ilk derece Daire yargılaması sürecinden ayrıştırılmış olmasıdır. Dolayısıyla bir kanun yolu müessesesi olarak düzenlenen yargılamanın iadesi davası, tıpkı diğer kanun yolları gibi, ilk yargılamanın bir devamı/cüzü değil, müstakil bir yargılamadır/davadır.

Bu noktada şunu da ilave etmekte fayda vardır; nasıl ki Temyiz Kurulu kararı sonucunda ilam düzenlenmesi gerektiğine ilişkin bir hüküm 6085 sayılı Kanunda yer almamasına rağmen, fiiliyatta bütün Temyiz Kurulu kararları için bir ilam düzenleniyorsa, “6085 sayılı Kanun uyarınca yargılamanın iadesi başvurusunun reddi sonucunda ilam düzenlenmemesi gerektiği” şeklinde bir çıkarsama yapılamayacaktır. Böyle bir yorum yapıldığı taktirde; Temyiz kararları sonucunda düzenlenen ilamlar da yasal dayanaktan yoksun kalacaktır. Sayıştay yargılamasında, yargılamanın iadesi için ilam düzenlenmeyeceğini iddia etmek, benzer şekilde TEMYİZ sonucunda da ilam düzenleneceğini inkâr etmek sonucunu doğurur. Yani 6085 sayılı Kanunda kanun yolları için ilam düzenlenmesi konusunda bir düzenleme yer almamış olması, bu alanda ilam düzenlenmesine engel teşkil etmeyecektir; zaten buna engel bir hüküm de 6085 sayılı Kanunda bulunmamaktadır.

Şu hususa da işaret etmek gerekir ki; Dairedeki ilk derece yargılama sona ermeden, yargılamanın iadesine başvurmak mümkün değildir. Yargılamanın iadesinin düzenlendiği 56’ncı maddede yer alan:

“(3) Yargılamanın iadesi isteminde bulunma süresi ilamın tebliği tarihinden itibaren beş yıldır.”

hükmü ve Kanun yollarına başvuru şartlarını ve usullerini açıklayan 54’üncü maddede yer alan:

“(2) Dilekçelerde aşağıdaki hususlar bulunur:

(…)

b) İlamın tarihi, numarası.

…”

Hükmüne göre yargılamanın iadesine başvurabilmek için ilk derece hesap yargılaması sonucunda bir ilam düzenlenmiş olması gerekmektedir. Bir yargılamada düzenlenen ilam belgesi, o davanın sona erdiğinin en büyük işaretidir. Dolayısıyla ilk yargılama sonrasında verilecek bir yargılamanın iadesi dilekçesi yeni ve müstakil bir yargılama sürecini (kanun yolunu) başlatmaktadır.

56’ncı maddede yer alan; “(5) … yargılamanın iadesi talebinin kabulüne veya reddine karar verilir.” şeklindeki düzenleme de Dairenin bu yönde alacağı kararın, müstakil ve yargısal bir karar olduğunun delilidir. Yeni ve müstakil dava sonucunda ise ilam düzenlenmesi 6100 sayılı Kanunun yukarıda zikredilen hükümleri uyarınca zorunludur.

Özetle; Yargılamanın iadesi sonucunda “İlam düzenlenmemesi gerektiğini” iddia ermek, Sayıştay dairelerinin (bu yönde) aldığı müstakil kararların mahkeme kararı olduğu konusunda tartışmaya yol açacaktır. Madem ki Sayıştay daireleri müstakil bir mahkemedir, aldıkları her yargısal faaliyet (müstakilen düzenlenen kanun yolları dahil) bir ilama bağlanacaktır ve yargısal denetime tabi olacaktır. Daire kararının “İlam” başlığı altında bir metin olarak düzenlenmemiş olması, onun niteliğini değiştirmeyecektir, bu karar sorumlulara tebliğ edildiğine göre “ilam” vasfına sahip olacaktır.

Peki; yargılamanın iadesi davası sonunda düzenlenen Daire kararlarının/ilamlarının Temyiz edilmesine engel bir hüküm var mıdır? Gerek 6085 sayılı, gerekse 6100 sayılı Kanunlarda bu yönde bir düzenleme olmadığı gibi, adli yargı alanında alınan çok sayıda yargılamanın iadesi ilamı, Yargıtay’da temyiz konusu yapılmış ve Yargıtay bu başvuruları kabul ederek, ilk derece mahkemelerinin yargılamanın iadesine ilişkin ilamlarını (gerek usul, gerekse esas açısından) yasaya uygunluk yönünden denetlemiştir.

Kaldı ki 6085 sayılı Kanunda, “kesinleşmiş” daire kararlarının/ilamlarının yargılamanın iadesine konu edilemeyeceği yönünde herhangi bir hüküm bulunmadığı gibi, 6100 sayılı Kanunun 374’üncü maddesi uyarınca, “(1) Yargılamanın iadesi, kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir.”

Özetle; Sayıştay yargılamasında temyiz başvurusu yapabilmek için ortada bir ilam bulunması gerektiğine kuşku yoktur. İlam kavramının tanımı 6085 sayılı Kanunda yapılmamış, ancak 6100 sayılı Kanunda, özetle; mahkemece alınan nihai kararın, yazılı metne dönüştürülmüş olan “hüküm” metninin, taraflara verilen nüshası olarak tanımlanmıştır. 6085 sayılı Kanunda yargılamanın iadesi müstakil bir yargılama/kanun yolu olarak düzenlenmiştir; ilk derece yargılamanın devamı niteliğinde değildir. Müstakil bir yargılama/dava olan yargılamanın iadesi davası sonucunda bir karar alınması ve bu kararın bir ilama bağlanması yasal bir zorunluluktur. Sayıştay yargılamasında, yargılamanın iadesi için ilam düzenlenmeyeceğini iddia etmek, benzer şekilde temyiz sonucunda da ilam düzenleneceğini inkâr etmek sonucunu doğurur. Yargılamanın iadesi davası sonunda düzenlenen Daire ilamlarının Temyiz edilmesine engel bir hüküm, gerek 6085 sayılı gerekse 6100 sayılı Kanunlarda yoktur. Adli yargı alanında alınan yargılamanın iadesi ilamları, Yargıtay’da temyiz konusu yapılmakta ve Yargıtay bu başvuruları kabul ederek incelemektedir. Yargılamanın iadesi kararlarının Temyiz edilmesine engel olmak, adil yargılanma ve savunma haklarının ihlali anlamına gelecektir.

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde; sorumlular tarafından temyiz edilmiş olan Daire kararı, her ne kadar İlam başlığını taşımıyor olsa da, esasen ilam (hüküm) niteliğinde olduğundan Temyiz edilebilir durumdadır ve başvurunun esasına girilerek görüşülmesi gerekir,