Temyiz Karar Detayı

Kamu İdaresi
Yılı
2008
Daire
8
Dosya No
35449
Tutanak No
37412
Tutanak Tarihi
25.06.2013
Konu
KARAR

Duruşma talep eden dilekçilerden F. Dilek AYDIN ile Sayıştay Savcısının sözlü açıklamalarının dinlenilmesinden ve dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra, duruşma talep eden dilekçilerden Osman BAYDEMİR’e duruşma günü bildirilmiş olmasına karşın duruşmaya katılmadığından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 430. maddesi uyarınca gıyabında, gereği görüşüldü;

1) 1246 sayılı ilamın 1. maddesi ile Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nce 2004, 2005, 2006, 2007, 2008 yıllarında yapılan ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu gereğince, harcamalara katılım payı tahsil edilmesini zorunlu kılan yatırım harcamaları için, söz konusu bu payın tahsil edilmemesi nedeniyle 29.463.727,78 TL’ye tazmin hükmü verilmiştir.

Dilekçiler dilekçesinde özetle; ilamda kamu zararı miktarı hesaplanırken 2004–2008 yılları arasında gerçekleştirilen ihalelerin keşif bedelleri üzerinden hesaplama yapıldığını, ancak kendilerinin kurumlarındaki belgeler üzerinde yaptıkları incelemelerde, kamu zararı olarak hesaplanan bazı işlerin 2464 sayılı Kanun’un 86. maddesi kapsamına girmediği halde hesaplamaya dâhil edildiğini, aslında Belediyece tahakkuk ettirilmesi gereken tutarın ekli belgelerden de anlaşılacağı üzere 5.215.732,20 TL olması gerektiğini ve bu tutarın da tahakkuk kayıtlarının yapılarak bir kısmının hüküm tarihinden önce tahsil edildiğini, kalan kısmının da tahsil edileceğini belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını istemişler ve dilekçe ekinde kamu zararı hesabına ve tahsilâta ilişkin belgeleri göndermişlerdir.

Sayıştay Savcılığı “İlamın 1’inci maddesiyle ilgili olarak 2004-2008 yılları arasında yapılan yatırım harcamalarından, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu gereğince harcamalara katılım payı olarak tahsil edilmesi gereken 29.463.727,78 TL nin adlarına tazmin hükmolunduğu, oysa ilama konu olan tutarın hesaplamasında ihale keşif bedelinin esas alındığı, ayrıca bir kısım işlerin 2464 sayılı Kanunun 86’ncı maddesi kapsamına girmediği halde hesaplamaya dahil edildiği; aslında Belediyece tahakkuk ettirilmesi gereken tutarın ekli belgelerden de anlaşılacağı üzere 5.215.732,20 TL olması gerektiği ve bu tutarın da tahakkuk kayıtlarının yapılarak 2.369.040,45 TL sinin tahsilinin sağlandığı ifade edilmekte ve bu nedenle de tazmin kararının kaldırılması talep edilmektedir.

Dilekçe ekinde ibraz edilen belgelerin incelenmesi temyiz konusu olmadığından; belgelerin yargılamanın iadesini gerektirir nitelikte olup olmadığı hususunda işlem yapılmak üzere dosyanın Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.“ şeklinde görüş bildirmiştir.

1246 sayılı İlam’ın 1. maddesi ile verilen tazmin hükmüne ilişkin olarak ibraz edilen belgelerin ve ayrıca hüküm tarihinden önce yapılan tahsilâtın incelenmesi temyize konu teşkil etmediğinden bu hususta Kurulumuzca yapılacak işlem olmadığına ve sözü edilen belgeler yargılamanın iadesini gerektiren nitelikte görüldüğü takdirde bu yolda işlem ifasını teminen dosyanın ilgili Dairesine TEVDİİNE,

2) 1246 sayılı ilamın 4. maddesi ile Kamuya yararlı bir denek statüsünde olmayan Sarmaşık Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’ne mevzuata aykırı olarak para aktarılmak suretiyle kamu zararına yol açılması nedeniyle 400.000,00 TL’ye tazmin hükmü verilmiştir.

Dilekçilerden U. Şiyar NEZAN ve Hikmet ALTUĞ 1246 sayılı İlam’ın 4. maddesine itiraz etmekte ise de söz konusu madde ile ilgili olarak verilen tazmin hükmünde bu kişilerin sorumluluğa iştiraki bulunmamaktadır.

Sayıştay Dairelerince verilen kararlara karşı Temyiz Kurulu nezdinde temyize yetkili olanlar, 832 sayılı Kanunun 68. maddesinin (c) fıkrasının atıfta bulunduğu 63. maddesinde belirtilen daire ve makamlar ile kendilerine tazmin hükmedilen memurlardan ibaret olup bunlar arasında yer almayan U. Şiyar NEZAN ve Hikmet ALTUĞ’un dilekçesi üzerine Kurulumuzca YAPILACAK İŞLEM OLMADIĞINA,

Diğer dilekçiler birinci dilekçesinde ve duruşmaya katılan F. Dilek AYDIN sözlü açıklamalarında özetle; Diyarbakır ilinde yoksulluk olgusunun oldukça derinden ve tüm yıkıcılığıyla yaşandığını, bu sorunun çözümü için Belediyenin çözüm arayışı içerisinde olduğunu, bu amaçla Sarmaşık Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’nin çalışmalarını incelemeye ve bir süre sonra da bu yöndeki çalışmalarında işbirliğinde bulunmaya başladıklarını,

SARMAŞIK-Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’nin, yoksulluk ve kalkınma odaklı çalışmalar yürütmek amacıyla Diyarbakır merkezli olarak kurulan kamu yararına çalışan bir sivil toplum kuruluşu olduğunu, dilekçe ekindeki Kurucular listesinden de anlaşılacağı gibi Diyarbakır’daki tüm düşünce ve anlayıştaki kesim ve kişilerden, sivil toplum kuruluşlarının başkanları, meslek örgütleri, odalar, borsa, baro, tabip odası, işadamları derneklerinin başkanları, kanaat önderleri ve yerel yöneticiler ile belediye başkanlarının bulunduğunu, aynı şekilde Yönetim Kurulu üyelerinin de benzer bir anlayışla oluştuğunu,

Sadece Büyükşehir Belediyesi ile değil, yoksullukla ilgili Diyarbakır’da çalışma yürüten tüm sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar yürüten SARMAŞIK Derneği’nin istihdam, beceri-meslek edindirme ve sürdürülebilir kalkınma çalışmalarının yanı sıra yoksul yurttaşlarımızın yararlanması amacıyla da belli projeler üzerinde çalıştığını, Bu çalışmalardan birinin de ilişikte listesini sundukları 45 kurum ve kuruluşun ortaklığıyla kurulan SARMAŞIK GIDA BANKASI PROJESİ olduğunu,

Bu proje ile kentin ekonomik anlamda en diptekileri diye tanımladıkları ve yoksulluğun da ötesinde AÇLIK sınırında bulunan ve kimi geceler aç yatan 583 aileye her ay düzenli olarak adil ve de çağdaş bir tarzda gıda desteğinde bulunulduğunu,

SARMAŞIK-Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği'nin hazırlamış olduğu Sarmaşık Gıda Bankası Projesi'nin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından belediye meclisinin kararı ile kabulü ve Meclis kararına dayanarak hazırlanan protokol hükümlerine uygun olarak Belediye Encümeni tarafından yine bütçesinde öngörülen ödeneğin aktarılmasının Belediye açısından yasal dayanaklarının şunlar olduğunu;

1- 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun "Belediyenin görev ve sorumlulukları" başlıklı 14. maddesinin "Belediye, mahalli müşterek nitelikte olmak şartıyla;" cümlesiyle başlayıp, b bendinin 1. fıkrasının son cümlesinin "Gıda bankacılığı yapabilir." şeklinde bittiğini,

Sarmaşık Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği'nin hazırlamış olduğu Sarmaşık Gıda Bankası Projesi'nin "Amaç" üst başlıklı 1. maddesinin "1,2. Proje Genel Amacı" alt başlıklı maddesinde projenin amacının "Diyarbakır'da ikamet eden ve temel gıda maddelerini karşılamakta güçlük çeken yoksul yurttaşlarımıza çağdaş ve adil yöntemlerle gıda yardımında bulunmak" şeklinde tanımlandığını, Projenin amaç kısmında belirtilen “Diyarbakır'da ikamet eden” ibaresinin tam da bu noktada kanunun yukarıda bahsini ettikleri mahalli müşterek nitelikte olmak şartını karşıladığını,

Projenin kendisinin ise maddenin 1. fıkrasının son cümlesinde belirtilen "Gıda bankacılığı yapabilir" hükmüne uygun olduğunu, dolayısıyla gıda bankacılığı yapmanın Belediyenin görev ve sorumluluk alanına girdiğini,

2- Belediye Meclisinin yukarıdaki hüküm muvacehesinde 17.01.2007 tarih ve 07 karar numarası ile söz konusu projeyi kabul ettiğini ve hazırlanan protokolü imzalamak üzere Büyükşehir Belediye Başkanına yetki verdiğini,

3- 5253 sayılı "Dernekler Kanunu'nun "Yardım ve işbirliği" başlıklı 10 maddesinin 2. fıkrasında "5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, dernekler kamu kurum ve kuruluşları ile görev alanlarına giren konularda ortak projeler yürütebilirler. Bu projelerde kamu kurum ve kuruluşları, proje maliyetlerinin en fazla yüzde ellisi oranında aynî veya nakdî katkı sağlayabilirler." dendiğini, Belediyenin de bir kamu kurumu olduğunu ve Sarmaşık Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği ile Belediye arasında imzalanan protokolün 5. maddesinin 1. bendinde belirtildiği gibi süresi üç yıl olarak belirlenen projenin maliyetinin % 49'unu karşılamayı taahhüt ederek yukarıdaki madde hükmüne uygun işlem yaptığını,

4- 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu'nun 7. maddesinin "v" bendinde belirtildiği üzere "Sağlık merkezleri, hastaneler, gezici sağlık üniteleri ile yetişkinler, yaşlılar, engelliler, kadınlar, gençler ve çocuklara yönelik her türlü sosyal ve kültürel hizmetleri yürütmek, geliştirmek ve bu amaçla sosyal tesisler kurmak, meslek ve beceri kazandırma kursları açmak, işletmek veya işlettirmek, bu hizmetleri yürütürken üniversiteler, yüksek okullar, meslek liseleri, kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapmak" büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumluluklarından birisi olduğunu, Projenin Amaç başlıklı 1. maddesinin 1-3 bendinde projenin özel amacının "Sosyo-ekonomik açıdan yardım yapabilecek durumda olan kişi, şirket, kurum, kuruluş, grup ya da sivil toplum örgütleri arasında (yardıma gereksinim duyan yoksul yurttaşlarımız için yapacağımız çalışmalarda) dayanışma ve yardımlaşma olanaklarını arttırmak; kentimiz için yapılacak çalışmalarda ortak iş üretme kültürünü daha da yaygınlaştırmak” olarak belirlendiğini, Büyükşehir Belediye Kanunu'nun 7. maddesinin "v" bendinde belirtilen sosyal hizmetleri ve bu amaçla kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapmayı projenin yukarıda sözünü ettikleri amacı ile ilişkilendirmenin projenin bir başka yasal dayanağı olduğunu,

5- Yine projenin kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan bir diğer yasal dayanaklarının ise, 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu'nun 24 maddesinin "n" bendi olduğunu, bilindiği üzere bu maddede Büyükşehir Belediyesi'nin giderlerinin sayıldığını, bu maddenin "Kamu yararı görülen konularda yurt içi ve yurt dışı kamu sektörü, özel sektör ve sivil toplum örgütleriyle birlikte yapılan ortak hizmetler ve diğer proje giderleri"ni yasal giderlerden saydığını, Projenin ortakları bağlamında düşünecek olursak yapılan ve savunmaya konu olan kamu hizmetinin bu yönü ile de yasal olduğunu,

6- "5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 29. maddesi ile bu Kanun maddesine göre Bakanlar Kurulunun çıkarmış olduğu 2006/10656 sayılı Yönetmelik"in de söz konusu kamu hizmeti ve görevinin yasal dayanakları olduğunu,

7- Yukarıda adı geçen Kanun’un "Bütçelerden Yardım Yapılması" başlıklı 29. maddesinin "Gerçek veya tüzel kişilere kanuni dayanağı olmadan kamu kaynağı kullandırılamaz, yardımda bulunulamaz veya menfaat sağlanamaz. Ancak, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçelerinde öngörülmüş olmak kaydıyla; kamu yararı gözetilerek dernek, vakıf, birlik, kurum, kuruluş, sandık ve benzeri teşekküllere yardım yapılabilir. Bu yardımın yapılması, kullanılması, izlenmesi, denetlenmesi ve kamuoyuna açıklanmasına ilişkin esas ve usuller Maliye Bakanlığınca hazırlanarak Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir" hükmünü içerdiğini,

Mahalli idarelerin genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinden olduğunu, buna göre belediyenin yaptığı bu kamu hizmetinin bu madde kapsamında değerlendirilmesinin yasal olduğunu,

Büyükşehir Belediye Başkanlığının adı geçen kamu kaynağını yukarıda belirtilen Kanun hükmüne dayanarak kullandığını,

Bu kaynağın idarenin bütçesinde öngörülerek kullanıldığını,

Kanun koyucunun, Kanun hükmündeki "Kamu yararı gözetilerek" ibaresinden kastının yapılacak işin niteliğini tanımlamaya yönelik bir amaç güttüğünü, yoksa "Kamu yararına çalışan dernek statüsünü kazanmış Dernek" tanımı yapmadığını, üstelik yukarıdaki hükümde bunu çağrıştıracak en ufak bir ibare görülmediğini,

Kaldı ki SARMAŞIK Derneğinin de "Kamu Yararına Çalışan Dernek" vasfını aldığını ileri sürmediğini, lakin SARMAŞIK Gıda Bankası Projesinin içerik itibariyle ve yarar sağladığı, yardım ettiği 583 açlık sınırındaki aileye sunduğu destekle çok ciddi "Kamu Yararı" gözettiğini, bu proje ile toplumun ekonomik anlamda desteğe en fazla ihtiyaç duyan kesimine yönelik yardım çalışmalarının yürütüldüğünü,

Toplumdan kastın da Diyarbakır merkezli bir dernek olması nedeniyle ve de Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi olmaları nedeniyle DİYARBAKIR TOPLUMU’nun hedef kitle olarak belirlendiğini,

5018 sayılı Kanun’un 29. maddesine dayanılarak çıkarılan Yönetmelik açısından konunun irdelendiğinde de yapılan harcamanın tamamen Yönetmelik hükümlerine uygun olduğunu ve Yönetmelikte belirtilen bütün şartları taşıdığını,

SARMAŞIK Derneğinin tüzüğünde "Derneğin Çalışma Konuları-Biçimi" ni düzenleyen 4. madde (f) bendinde belirtilen hüküm ile Büyükşehir Belediyelerinin görev ve sorumluluklarına dair 5216 sayılı Kanunun 7. maddesinin (v) bendinin; SARMAŞIK Derneği’nin, yardımı yapacak idarenin (Büyükşehir Belediyemiz) görev alanına giren konularda faaliyet göstermesi şartını da yerine getirdiğini açıkça gösterdiğini,

Teşekkül ile idare arasında ilişikte sunulan protokolün imzalandığını, Teşekkülün (SARMAŞIK Derneği), 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu kurum ve kuruluşları ile ilişkilerine dair Kanun kapsamındaki dernek ve vakıflardan olmaması (Yönetmeliğin kapsam dışı tuttuğu tek şart budur) şartını da taşımakta olup SARMAŞIK Derneği’nin 5253 sayılı Dernekler Kanunu kapsamında faaliyet yürüttüğünü,

Teşekkülün Anayasa ve kanunlarla yasaklanmış her hangi bir faaliyeti bulunmadığını,

Teşekkülün, üyelerine veya ortaklarına kazanç paylaşımı veya kar dağıtımı amacının da bulunmadığını,

Büyükşehir Belediye Başkanlığının, Yönetmelikte bahsi geçen "Yardım Yapılabilme Şartları"nı düzenleyen maddelerin tümünü karşılayan vasıflara sahip olan SARMAŞIK Derneği ile yukarıda belirtilen hukuki dayanaklar esas alınarak proje ortaklığı ve işbirliği geliştirdiğini,

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 29. maddesi ile bu kanun maddesine göre Bakanlar Kurulunun çıkarmış olduğu 2006/10656 sayılı Yönetmelik’in 17 Temmuz 2006 tarihli ve 26231 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini,

Şayet iddia edildiği gibi 75. maddenin "c" bendinde geçen "kamu yararına çalışan dernekler" ibaresini dar anlamda yorumlamanın genel olarak hukukun ilkelerine, hakkaniyete ve vicdana aykırı olduğunu,

Çünkü 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 29. maddesi ile bu Kanun maddesine göre Bakanlar Kurulunun çıkarmış olduğu 2006/10656 sayılı Yönetmeliğin Belediye Kanunu'ndan sonra çıkarıldığını ve yürürlüğe girdiğini, üstelik söz konusu yönetmeliğin “Yürürlük” başlıklı 12. maddesinde belirtildiği üzere Sayıştay'ın görüşü alınarak hazırlanıp yürürlüğe girdiğini,

Eğer kanun koyucunun 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun yukarıda sözü edilen maddelerdeki hukuki yardımları mahalli idarelerden biri sayılan belediyelerin yapamayacağı iradesiyle hareket etmiş olsaydı, bu yönetmelik ile belediyeleri Kanunun kapsamı dışında tutması gerekeceğini, çünkü ilgili Yönetmeliğin, Belediye Kanunu dâhil, konuyla ilgili ve yukarda sözü edilen diğer kanunlardan daha sonra çıkarılıp yürürlüğe girdiğini, bu nedenlerle kanuna aykırı işlem yapmaktan söz etmenin mümkün olmadığını,

Kaldı ki, Anayasa'ya, hukukun genel ilkelerine, hakkaniyete ve vicdana aykırı olarak yorum yapıp, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 75. maddesinin "c" bendindeki "kamu yararına çalışan" ifadesi üzerine kamu zararının oluştuğunu kabul etseler dahi, kendilerinin maddedeki "kamu yararına çalışan dernekler" ifadesindeki "kamu yararına çalışan" kısmının sehven bırakıldığını, kanun koyucunun bu saikle hareket etmediğini düşündüklerini,

Ayrıca İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliğinin 8762 sayı ve 09/06/2010 tarihli görüş yazısında Belediyelerin 5018 sayılı Kanunun 29. maddesi ve bu maddeye göre çıkarılan Yönetmenlik hükümlerine uygun olarak, 5072 sayılı Kanun kapsamında olmayan derneklere kamu yararı gözetilerek ve bütçelerine gerekli ödeneği koymaları şartıyla nakdi yardım yapabilirler denildiğini,

Kaldı ki; Belediye Encümeninin nakdi yardımın gıda alımında harcanmak şartıyla gıda bankası hesabına yatırılması hususunda kararlar aldığını, dikkat edilmesi gereken en önemli hususun ise bütçesinden harcanan paranın meclis ve encümen kararları ile protokolün 5. maddesinin 5/2. bendinden de anlaşılacağı üzere Gıda Bankası hesabına yatırıldığını,

Yani yapılan işlem tamamen belediyenin asli görevleri ile ilgili olduğu gibi, yapılan harcamanın da usulüne ve amacına uygun olduğunu,

Ayrıca, söz konusu kamu işlemi, önceki yıl da gerek Sayıştay denetçilerinin, gerekse İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerinin denetlediğini, hukuka aykırılık söz konusu olmadığı gibi, Belediye yetkililerinin bu konuda verilen kamu hizmeti ile ilgili, sözlü olarak tebrik dahi edildiğini,

Yukarıda açıkladıkları hukuksal nedenlerle savunmaya konu işlemde kasıt, kusur veya ihmalleri olmadığı gibi, mevzuata aykırı bir işlem de yapılmadığını belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını istemişlerdir.

Sayıştay Savcılığı birinci karşılamasında; “İlamın 4’üncü maddesiyle ilgili olarak ise temyiz talebini içeren dilekçede, sorguya verilen cevaplardan farklı bir bilgi ve belge sunulmadığı, savunmada belirtilen hususların da ilamda karşılandığı anlaşıldığından; Daire kararının değiştirilmesini gerektirecek mahiyette bulunmayan temyiz talebinin reddedilerek, Daire kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.“ şeklinde görüş bildirmiştir.

Dilekçiler 13.01.2012 tarihli ikinci ve 14.02.2012 tarihli üçüncü dilekçelerinde özetle;

2008 yılı Sayıştay ilamının 4. maddesiyle ilgili olarak Savcı Mustafa Dişli Bey'in görüşünde sorguya sunulan cevaplardan farklı olarak bilgi belge sunulmadığı belirtilmişse de, temyiz dilekçesi ve ekleri incelendiğinde İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliği'nin derneklere yardım yapılıp yapılamayacağı konusundaki 09.06.2011 tarihindeki mütalaasının sunulduğunu,

Hukuki mütalaa içeriğinde; İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığının ilgili yazısında, dernek denetçileri tarafından yapılan denetimlerde, belediyelerce bazı derneklere ayni veya nakdi yardımda bulunulduğunun tespit edildiği, derneklere yardım yapılıp yapılamayacağı konusunda mevzuatta açıklık bulunmadığı, bu sebeple dernek denetçileri tarafından yapılan denetimler sonucunda yapılan değerlendirmelerde belediyelerin derneklere yardım yapıp yapamayacakları hususunda tereddüde düşüldüğü belirtilerek, bakanlık görüşü istendiğinin belirtildiğini, yapılan değerlendirme sonucunda; belediyelerin 5018 sayılı Kanunun 29. maddesi ve bu maddeye göre çıkarılan yönetmelik hükümlerine uygun olarak 5072 sayılı Kanun kapsamında olmayan derneklere kamu yararı gözetilerek ve bütçelerine gerekli ödeneği koymaları şartıyla nakdi yardım yapabilirler denildiğini,

Görüleceği üzere,kamu yararının gözetildiği ve bütçedeki gerekli ödeneğin varlığının tartışılmaz olduğunu, ayrıca, Encümen üyesi olarak meclis kararının gereğinin kendileri tarafından yapıldığını, İçişleri Bakanlığı'nın konu ile ilgili 09.06.2011 tarihli, yaptıkları savunmaya birebir uygun mütalaasının da, ilamın kendileri lehine bozulmasını ve sorgu konusunun ortadan kaldırılmasını gerektirecek nitelikte olduğunu,

Ayrıca adı gecen derneğe yardım yapılması hususundaki uygulamaya, sorgudan sonraki tarihte, belediyece son verildiğini,

İçişleri Bakanlığı Dernekler Denetçiliği'nin derneğin 2006-2009 yıllarına ait faaliyetleri ile ilgili genel denetiminin yapıldığını ve dernek faaliyetlerinde mevzuata aykırılık tespit edilmediğini,

Derneğin faaliyetleri, amacına uygun İşlem yapıp yapmadığı ve gıdaların ihtiyaç sahibi yoksul ailelere dağıtılıp dağıtılmadığı hususlarının İçişleri Bakanlığı Dernek Denetçileri, Dernek Denetleme Kurulu ve Proje Denetleme Kurulu tarafından denetlendiğini ve mevzuata uygun olduğunun belirlendiğini,

Diyarbakır Valiliği tarafından da dernek tarafından her yıl verilen beyannameler üzerinden denetiminin yapılmakta olup, sorguya alınan 2008-2009 yılları için uyarı yapılmasına dahi gerek duyulmadığını,

Alınan gıdaların ekte örneklerini sundukları Ayni Yardım Tespit Tutanaklarıyla yoksul ailelere dağıtıldığını,

1563 nolu teslim tutanağı ile 2008 yılı başında başlayan yardımların 2009 yılı sonunda 23412 nolu teslim tutanağı ile son bulduğunu, yani 2008-2009 yıllarında toplam 22.849 kere yardım yapıldığını,

Sonuç olarak, 2008-2009 yıllarında bütçeye konulan ödenek toplamının 877.675,00 TL olduğunu, Derneğin yapmış olduğu alımların tutarı ise yaklaşık olarak, 2008 yılında 325.000,00 TL, 2009 yılında 587.152,00 TL olup toplam 912.152,00 TL olduğunu 2008 ve 2009 yılına ait gıda alımına ilişkin faturaların ekte sunulduğunu belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını istemişlerdir.

Sayıştay Savcılığı ikinci karşılamasında; “Adı geçen tarafından ileri sürülen hususların 29.12.2011 tarih ve 9848- 16422 sayılı yazımızda belirttiğimiz görüşlerimizin değiştirilmesini sağlayacak bir mahiyet taşımadığı anlaşıldığından, yargılamanın söz konusu mütalaamıza göre karara bağlanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.“ şeklinde görüş bildirmiştir.

Dilekçiler dosyanın tekemmülünden sonra gönderdikleri 05.09.2012 dilekçelerinde ve duruşmaya katılan F. Dilek AYDIN sözlü açıklamalarında ise özetle;

Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin "(1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında;"alt başlıklı (ğ) bendinde "Sorumlu: Kamu zararının oluşmasına sebep olan kamu görevlisini" ifade eder diyerek "sorumlu" tanımının yapıldığını,

Encümen üyeleri olarak kendilerinin kamu zararının oluşmasına sebep olmadıklarını, çünkü; 2008-2009 Mali Yılı Bütçesine bakıldığında adı geçen derneğe ödenmek üzere ayrılan ödeneğin "Açıklama kısmında bütçeye Gıda Bankası Projesi (Sarmaşık)" olarak Büyükşehir Belediye Meclisi'nce ad konularak belirlendiğini, söz konusu bütçelerin Diyarbakır Valiliği'ne gönderildiğini, itiraz olmadığını ve kesinleştiğini, konunun encümene gelmesinin ise sehven ve yanlış bir uygulama olduğunu,

Çünkü bütçedeki ödeneğin üstelik ad konularak belirlenmesi sonucunda ödeme hususunda encümenin bir fonksiyonunun bulunmadığını, Encümen kararı olmasa da o ödemenin yapılabileceğini, ödeme emirlerinin ve belgelerin incelenmesinden görüleceği üzere encümenin, meclis kararı ve bütçeye istinaden emanete alınan ve zaten ödenecek olan kümülatif paranın tümünün değil de, her kararda bir kısmının ödenmesine, o da sehven gereksiz olarak karar verdiğini, encümenin görevleri içinde bu hususun sayılmadığını, Encümen kararı olmasa da bütçede olan bu paranın adı geçen derneğe ödeneceğini,

Nitekim, bu tür bütçede ödeneği olan ödemeler için (sadece dernek değil, bütçeye konulan bu tür ödeneklerin tümü için geçerlidir) encümen kararı alınmasına dair yanlış uygulamaya son verildiğini, hal böyle iken encümen üyelerinin etkisiz bir işlemle yanlış bir uygulama sonucu sehven imzaladıkları kararlardan kanuna aykırı işlemden dolayı kamu zararına sebebiyet veren kamu görevlileri olarak sorgulanmasının, incelemeye tabi tutulmasının, Anayasa'ya, hukuk kurallarına, hukuk genel ilkelerine ve hakkaniyete aykırı olduğunu,

İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliği'nin tam da konuya uygun mütalaasının belediyece yapılan işlemin hukuka uygun olduğunu gösterdiğini,

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığının konu ile alakalı "kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına" dair kararda, İçişleri Bakanlığı'nın aksi görüşüne rağmen dosyadaki diğer delillerin değerlendirilmesi sonucu cezai açıdan takibat yapılmasına gerek duyulmadığını,

Sorgu konusu olayda ise dosyanın incelenmesi sonucu görüleceği üzere bütün delillerin idare lehine olduğunu, yapılan yardıma sorgu sonucu beklenmeden derhal son verildiğini, dolayısıyla haklarında sorgu yapılan kamu görevlilerinin yardımın incelemeye tabi tutulması ile birlikte uygulamaya son verilmesiyle hiçbir kusurunun bulunmadığının ispatlandığını, yukarıdaki kararda da uygulamanın terk edilmesinin ilgili savcılığın, olayda cezai takibatı gerektirir bir durum bulunmadığı hususunda karar vermesine etken olduğunu,

Belediyenin bununla da yetinmeyip, söz konusu dernekten yine meclis kararı ile yapılan yardımın tahsil edilmesine karar verdiğini ve ilk tahsilâtı da yaptığını belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını istemişlerdir.

Dilekçiler, dosyanın tekemmülünden sonra gönderdikleri 27.03.2013 tarihli ek dilekçeleri ile tazmin hükmünün tamamının tahsil edildiğini bildirerek, hüküm tarihinden sonra yaptıkları tahsilâta ilişkin belgeleri dilekçe ekinde göndermişlerdir.

Sorumluluk itirazına ilişkin olarak;

Dilekçiler her ne kadar Encümen üyeleri olarak kendilerinin kamu zararının oluşmasına sebep olmadıklarını, çünkü; 2008-2009 Mali Yılı Bütçesine bakıldığında adı geçen derneğe ödenmek üzere ayrılan ödeneğin "Açıklama kısmında bütçeye Gıda Bankası Projesi (Sarmaşık)" olarak Büyükşehir Belediye Meclisi'nce ad konularak belirlendiğini, söz konusu bütçelerin Diyarbakır Valiliği'ne gönderildiğini, itiraz olmadığını ve kesinleştiğini, konunun encümene gelmesinin ise sehven ve yanlış bir uygulama olduğunu, bu nedenle encümen üyelerinin sorumlu tutulmaması gerektiğini belirtmişlerse de;

Rapor dosyası ve ekleri incelendiğinde; ödeme emirleri ekinde Encümen kararlarının bulunduğu ve her bir ödeme emri ile bu ödeme emrine esas Encümen kararında belirtilen tutarın ödendiği, ayrıca ilamda ödemelerin yapılmasına ilişkin kararları alan Belediye Meclisi Üyelerinin, Encümen Üyelerinin, Harcama Yetkilisi ve Gerçekleştirme Görevlisinin tamamının sorumlu tutulduğu görülmüştür.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 31, 32, 33’üncü maddelerinde;

“Harcama yetkisi ve yetkilisi

Madde 31- (Değişik: 22/12/2005-5436/1 md.)

Bütçeyle ödenek tahsis edilen her bir harcama biriminin en üst yöneticisi harcama yetkilisidir.

Ancak, teşkilât yapısı ve personel durumu gibi nedenlerle harcama yetkililerinin belirlenmesinde güçlük bulunan idareler ile bütçelerinde harcama birimleri sınıflandırılmayan idarelerde harcama yetkisi, üst yönetici veya üst yöneticinin belirleyeceği kişiler tarafından; mahallî idarelerde İçişleri Bakanlığının, diğer idarelerde ise Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine yürütülebilir.

Kanunların verdiği yetkiye istinaden yönetim kurulu, icra komitesi, komisyon ve benzeri kurul veya komite kararıyla yapılan harcamalarda, harcama yetkisinden doğan sorumluluk kurul, komite veya komisyona ait olur.

Harcama talimatı ve sorumluluk

Madde 32- Bütçelerden harcama yapılabilmesi, harcama yetkilisinin harcama talimatı vermesiyle mümkündür. Harcama talimatlarında hizmet gerekçesi, yapılacak işin konusu ve tutarı, süresi, kullanılabilir ödeneği, gerçekleştirme usulü ile gerçekleştirmeyle görevli olanlara ilişkin bilgiler yer alır.

Harcama yetkilileri, harcama talimatlarının bütçe ilke ve esaslarına, kanun, tüzük ve yönetmelikler ile diğer mevzuata uygun olmasından, ödeneklerin etkili, ekonomik ve verimli kullanılmasından ve bu Kanun çerçevesinde yapmaları gereken diğer işlemlerden sorumludur.

Giderin gerçekleştirilmesi

Madde 33- Bütçelerden bir giderin yapılabilmesi için iş, mal veya hizmetin belirlenmiş usul ve esaslara uygun olarak alındığının veya gerçekleştirildiğinin, görevlendirilmiş kişi veya komisyonlarca onaylanması ve gerçekleştirme belgelerinin düzenlenmiş olması gerekir. (Değişik son cümle: 22/12/2005-5436/10 md.) Giderlerin gerçekleştirilmesi; harcama yetkililerince belirlenen görevli tarafından düzenlenen ödeme emri belgesinin harcama yetkilisince imzalanması ve tutarın hak sahibine ödenmesiyle tamamlanır.

Gerçekleştirme görevlileri, harcama talimatı üzerine; işin yaptırılması, mal veya hizmetin alınması, teslim almaya ilişkin işlemlerin yapılması, belgelendirilmesi ve ödeme için gerekli belgelerin hazırlanması görevlerini yürütürler.

(Ek üçüncü fıkra: 22/12/2005-5436/10 md.) Elektronik ortamda oluşturulan ortak bir veri tabanından yararlanmak suretiyle yapılacak harcamalarda, veri giriş işlemleri gerçekleştirme görevi sayılır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin esas ve usûller Maliye Bakanlığınca belirlenir.

Gerçekleştirme görevlileri, bu Kanun çerçevesinde yapmaları gereken iş ve işlemlerden sorumludurlar.” denilmektedir.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu Çerçevesinde Sorumlu tutulacak Görevli ve yetkililerin Belirlenmesi Hakkında Sayıştay Genel Kurulu’nun 5189/1 Sayılı Kararında;

“…….

III.3.a)Harcama Yetkililerinin Genel Sorumluluğu

5018 sayılı Kanunda harcama yetkilisi ifadesiyle bir program sorumlusuna ve statü hukukunda tanımlanan daire/birim amirine işaret edilmektedir. Bu konumda olan yöneticilerin, 657 sayılı Kanunun 10’uncu maddesinde belirtildiği gibi, amiri oldukları kuruluş ve hizmet biriminde kanun, tüzük ve yönetmeliklerle belirlenen görevleri zamanında ve eksiksiz olarak yapmaktan ve yaptırmaktan, maiyetindeki memurları takip ve kontrol etmekten görevli ve sorumlu tutulacakları da tabiidir.

Bu hükümler karşısında, bütçeden yapılacak harcamalar konusunda 5018 sayılı Kanunda öngörülen harcama sürecinde tek ve tam yetkili olan, giderin yapılmasına karar vermekten ödeme aşamasına kadar tüm işlemleri emir ve talimatı çerçevesinde yürüten ve maiyetindekileri ve onların eylem ve işlemlerini gözetmek ve denetlemekle yükümlü olan harcama yetkilisinin, Sayıştaya karşı hesap verme konusunda tam ve doğrudan sorumlu olduğu anlaşılmaktadır.

Bu nedenle, harcama yetkililerinin, harcama talimatlarının ve buna konu olan harcamaların bütçe ilke ve esaslarına, kanun, tüzük ve yönetmelikler ile diğer mevzuata uygunluğundan sorumlu olduklarına,

III.4.a) Ödeme Emri Belgesini Düzenlemekle Görevlendirilen Gerçekleştirme Görevlisinin Sorumluluğu

5018 sayılı Kanunun 33’üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü uyarınca ödeme emri belgesi, harcama yetkilisi tarafından belirlenen bir görevli tarafından düzenlenecektir. Ödeme emri belgesi tek başına mali bir işlem sayılmamakla birlikte taahhüt ve tahakkuk aşamalarından sonra ödeme aşamasına geçilmesine esas teşkil etmektedir. 31.12.2005 tarihli ve 26040 sayılı 3. mükerrer Resmî Gazete’de yayımlanan İç Kontrol ve Ön Mali Kontrole İlişkin Usul ve Esasların 12 ve 13’üncü maddelerinde ödeme emri belgesi düzenleme görevi, ön mali kontrol kapsamında ele alınmakta ve “kontrol edilmiş ve uygun görülmüştür” şerhi çerçevesinde değerlendirilmektedir.

Aynı esaslarda belirtildiği üzere, harcama yetkilileri, yardımcıları veya hiyerarşik olarak kendisine en yakın üst kademe yöneticileri arasından bir veya daha fazla sayıda gerçekleştirme görevlisini ödeme emri belgesi düzenlemekle görevlendirecek, ödeme emri belgesini düzenlemekle görevlendirilen gerçekleştirme görevlileri de, ödeme emri belgesi ve eki belgeler üzerinde ön malî kontrol yapacaklardır. Bu nedenle ödeme emri belgesini düzenleyen gerçekleştirme görevlisinin yaptığı işlemler nedeniyle sorumluluk üstlenmesi tabiidir.

Ayrıca, harcama birimlerinde süreç kontrolü yapılarak her bir işlem daha önceki işlemlerin kontrolünü içerecek şekilde tasarlanıp uygulanacak, mali işlemlerin yürütülmesinde görev alanlar, yapacakları işlemden önceki işlemleri de kontrol edeceklerdir. Bu bağlamda ödeme emri belgesini düzenlemekle görevlendirilen gerçekleştirme görevlileri de, ödeme emri belgesi ve eki belgeler üzerinde ön mali kontrol yaparak, ödeme emri belgesi üzerine “Kontrol edilmiş ve uygun görülmüştür” şerhi düşüp imzalayacaklardır. Bu nedenle ödeme emri belgesini düzenleyen görevli, gerçekleştirme belgelerinin ödeme emri belgesine doğru aktarılması yanında, düzenlediği belge ile birlikte harcama sürecindeki diğer belgelerin doğruluğundan ve mevzuata uygunluğundan da sorumludur.

Yapılan bu açıklamalara göre, aslî bir gerçekleştirme belgesi olan ödeme emri belgesini düzenleyen sıfatıyla imzalayan gerçekleştirme görevlisinin, düzenlediği belge ile birlikte harcama sürecindeki diğer belgelerin doğruluğundan ve mevzuata uygunluğundan harcama yetkilisi ile birlikte sorumlu tutulması gerektiğine çoğunlukla,

b) Ödeme Emri Belgesine Eklenmesi Gereken Taahhüt ve Tahakkuk Belgelerine İlişkin Sorumluluk

5018 sayılı Kanunun 33’üncü maddesi uyarınca bütçeden bir giderin yapılabilmesi için iş, mal veya hizmetin belirlenmiş usul ve esaslara uygun olarak alındığının veya gerçekleştirildiğinin görevlendirilmiş kişi veya komisyonlarca onaylanmış ve gerçekleştirme belgelerinin düzenlenmiş olması gerekmektedir.

Öte yandan anılan maddede, bir mali işlemin gerçekleştirilmesinde görevli olanların sorumluluğunun belirlenmesinde, bu görevlilerin yetkili ve görevli olması ve yapılan giderin de bu görevlilerce düzenlenen belgeye dayanıyor olması hususlarına bakılması gerekmektedir. Yani mali işlemin gerçekleştirilmesinde, görevli olanların imzası olmadan ödeme belgesinin tamamlanmış sayılmaması gerekmektedir.

Bu nedenle, ödeme emri belgesine eklenmesi gereken taahhüt ve tahakkuk işlemlerine ilişkin fatura, beyanname, tutanak gibi gerçekleştirme belgelerini düzenleyen veya bu belgeleri kabul eden gerçekleştirme görevlilerinin, bu görevleriyle ilgili olarak yapmaları gereken iş ve işlemlerle sınırlı olarak harcama yetkilisiyle birlikte sorumlu tutulmaları gerektiğine,

…….” karar verilmiştir.

Yukarıda belirtilen hükümlere göre, Harcama Yetkilileri, harcama talimatı ve bu talimata konu olan harcamaların mevzuata uygunluğundan, Gerçekleştirme Görevlileri, ödeme emrinin düzenlenmesinden, fatura, beyanname, tutanak, karar gibi gerçekleştirme belgelerini düzenlenmesinden veya bu belgelerin kabul edilmesinden sorumlu olup gerçekleştirme görevlilerinin bu işlemler nedeniyle harcama yetkilisiyle birlikte sorumlu tutulmaları gerekmektedir.

Genel Kurul Kararı’nın III. kısmının 4-b bendi gereğince ödeme emri belgesine eklenmesi gereken taahhüt ve tahakkuk işlemlerine ilişkin fatura, beyanname, tutanak ve karar gibi gerçekleştirme belgelerini düzenleyen veya bu belgeleri kabul eden gerçekleştirme görevlilerinin, diğer bir ifade ile Encümen üyelerinin de ödeme emrini düzenleyen gerçekleştirme görevlisi ve harcama yetkilisi ile birlikte sorumlu tutulması gerekmektedir.

Bu itibarla, dilekçilerin sorumluluk yönünden yaptığı itirazlar REDDEDİLEREK konunun esasına geçildi.

Esasa ilişkin olarak;

03.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Diğer Kuruluşlarla İlişkiler” başlıklı 75 inci maddesinde;

“Belediye, belediye meclisinin kararı üzerine yapacağı anlaşmaya uygun olarak görev ve sorumluluk alanlarına giren konularda;

a) Mahallî idareler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait yapım, bakım, onarım ve taşıma işlerini bedelli veya bedelsiz üstlenebilir veya bu kuruluşlar ile ortak hizmet projeleri gerçekleştirebilir ve bu amaçla gerekli kaynak aktarımında bulunabilir. Bu takdirde iş, işin yapımını üstlenen kuruluşun tâbi olduğu mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılır.

b) Mahallî idareler ile merkezî idareye ait aslî görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla gerekli aynî ihtiyaçları karşılayabilir, geçici olarak araç ve personel temin edebilir.

c) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu yararına çalışan dernekler, özürlü dernek ve vakıfları, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınmış vakıflar ve 507 sayılı Esnaf ve Küçük Sanatkârlar Kanunu kapsamına giren meslek odaları ile ortak hizmet projeleri gerçekleştirebilir.

d) Kendilerine ait taşınmazları, aslî görev ve hizmetlerinde kullanılmak üzere bedelli veya bedelsiz olarak mahallî idareler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarına devredebilir veya süresi yirmibeş yılı geçmemek üzere tahsis edebilir. Bu taşınmazlar aynı kuruluşlara kiraya da verilebilir. Bu taşınmazların, tahsis amacı dışında kullanılması hâlinde, tahsis işlemi iptal edilir. Tahsis süresi sonunda, aynı esaslara göre yeniden tahsis mümkündür.

Kamu kurum ve kuruluşlarına belediyeler, bağlı kuruluşları ve belediye şirketlerince devir veya tahsis edilen taşınmazlar, kamu konutu ve sosyal tesis olarak kullanılamaz.” denilmektedir.

Bilindiği üzere kamu yararına çalışan dernek bahsi, 04.11.2004 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 27 nci maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddede; “Kamu yararına çalışan dernekler, ilgili Bakanlıkların ve Maliye Bakanlığının görüşü üzerine, İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu kararıyla tespit edilir. Bir derneğin kamu yararına çalışan derneklerden sayılabilmesi için, en az bir yıldan beri faaliyette bulunması ve derneğin amacı ve bu amacı gerçekleştirmek üzere giriştiği faaliyetlerin topluma yararlı sonuçlar verecek nitelikte ve ölçüde olması şarttır.” denilmektedir.

Bu bağlamda söz konusu Dernek, 5253 sayılı Kanun gereğince henüz “Kamu yararına çalışan dernek” statüsü kazanmamış olduğundan, Belediye tarafından bu dernekle ortak hizmet projesi gerçekleştirilmesi mümkün değildir.

Diğer yandan 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun “Yardım ve İşbirliği” başlıklı 10 uncu maddesinin 2 nci fıkrasında “5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, dernekler kamu kurum ve kuruluşları ile görev alanlarına giren konularda ortak projeler yürütebilirler. Bu projelerde kamu kurum ve kuruluşları, proje maliyetlerinin en fazla yüzde ellisi oranında aynî veya nakdî katkı sağlayabilirler.” denilmekte ise de, daha sonra yürürlüğe girmiş olan ve belediyelere ilişkin özel hükümler içeren 5393 Belediye Kanunu’nun 75 inci maddesi hükmü açıktır ve söz konusu madde, ortak hizmet projesi yapılacak dernekleri, ya kamu yararına çalışan dernek ya da özürlü derneği olma şartına bağlamıştır. Bu sebeple de belediyenin temel mevzuatında sınırlandırıcı bir hüküm varken, 5253 sayılı Kanun hükmüne gitmek mümkün değildir.

Yine, ödemelerde dayanak alınan, 03/07/2006 tarih ve 2006/10656 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla çıkartılan Dernek, Vakıf, Birlik, Kurum, Kuruluş, Sandık ve Benzeri Teşekküllere Genel Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerinin Bütçelerinden Yardim Yapılması Hakkında Yönetmelik, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 29 uncu maddesine istinaden hazırlanmıştır. Yönetmeliğin yürürlük tarihi 03.07.2006 olsa da, yasal dayanağı olan 5018 sayılı Kanun’un 29. maddesi, Kanunun “Yürürlük” başlıklı 82 nci maddesi gereğince 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu durumda, ”özel kanun” statüsünde olan ve daha sonra yürürlüğe girmiş bulunan 5393 sayılı Kanun’un 75. maddesi hükmüne rağmen, genel kanun niteliğinde olan ve daha önce yürürlüğe girmiş bulunan 5018 sayılı Kanun’un 29. maddesi hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.

Ayrıca; söz konusu 29 uncu madde; “Gerçek veya tüzel kişilere kanuni dayanağı olmadan kamu kaynağı kullandırılamaz, yardımda bulunulamaz veya menfaat sağlanamaz. Ancak, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçelerinde öngörülmüş olmak kaydıyla; kamu yararı gözetilerek dernek, vakıf, birlik, kurum, kuruluş, sandık ve benzeri teşekküllere yardım yapılabilir.” hükmünü amirdir.

Bu hükümde de ön şart yardımın kanuni dayanağının bulunmasıdır. Burada tekrar 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 75 inci maddesi hükmüne bakılması gerekmektedir ki burada belirlenen “kamu yararına çalışan dernek ya da özürlü derneği olma” şartını taşımayan derneklere yardım yapılması, “…kanuni dayanağı olmadan kamu kaynağı kullandırılamaz...” hükmünün ihlali anlamına gelecektir. Bu sebeple, söz konusu Yönetmelikte getirilen hükmü, kendi özel kanununda hüküm bulunan belediyenin uygulaması mümkün değildir.

Kaldı ki söz konusu Yönetmelik’in 2 nci maddesinde; “Genel yönetim kapsamındaki idarelerin bütçelerinden özel kanunları gereğince gerçek ya da tüzel kişilere yapılan yardımlar bu Yönetmelik kapsamı dışındadır.” denilmekle Yönetmeliğin kapsamı da belirlenmiştir. Bu sebeple, Yönetmeliğin 5 inci maddesindeki yardım yapılabilme şartlarının taşındığını ifade etmek anlamsızdır. Diğer bir ifade ile “özel kanun” statüsünde olan 5393 sayılı Kanun’un 75. maddesi hükmüne rağmen 5018 sayılı Kanun’un 29. maddesi ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan Yönetmelik hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.

Ayrıca, 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu’nun 7 nci maddesinin “v” bendinde belirtilen “Sağlık merkezleri, hastaneler, gezici sağlık üniteleri ile yetişkinler, yaşlılar, engelliler, kadınlar, gençler ve çocuklara yönelik her türlü sosyal ve kültürel hizmetleri yürütmek, geliştirmek ve bu amaçla sosyal tesisler kurmak, meslek ve beceri kazandırma kursları açmak, işletmek veya işlettirmek, bu hizmetleri yürütürken üniversiteler, yüksek okullar, meslek liseleri, kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapmak” Büyükşehir Belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayılsa da, bu hususu 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 75 inci maddesinden ayrı değerlendirmek mümkün değildir. Bu sebeple, 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu’nun 7/v maddesi hükmünde imkân verilen işbirliğini, kamuya yararlı dernekle olan işbirliği bağlamında düşünmek gerekecektir. Nitekim 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu’nun 28inci maddesinde yer alan; “Belediye Kanunu ve diğer ilgili Kanunların bu kanuna aykırı olmayan hükümleri ilgisine göre büyükşehir, büyükşehir ilçe ve ilk kademe belediyeleri hakkında da uygulanır.” hükmü gereğince de, bunun bu şekilde anlaşılması gerektiği açıktır.



Diğer yandan dilekçiler her ne kadar İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliği'nin bu konuya uygun mütalaasının bulunduğunu, İçişleri Bakanlığı Dernekler Denetçiliği'nin derneğin 2006-2009 yıllarına ait faaliyetleri ile ilgili genel denetiminin yapıldığını ve dernek faaliyetlerinde mevzuata aykırılık tespit edilmediğini, Diyarbakır Valiliği tarafından da dernek tarafından her yıl verilen beyannameler üzerinden denetiminin yapılmakta olup, sorguya alınan 2008-2009 yılları için uyarı yapılmasına dahi gerek duyulmadığını ifade etmişlerse de; tazmin hükmünün gerekçesi, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 75 inci maddesinin ihlal edilmesidir. Dolayısıyla çeşitli kurum ve kuruluşların Kanuna aykırı olarak verdikleri uygun görüşlerin bağlayıcılığı yoktur.

Bunun yanında, 832 sayılı Sayıştay Kanununun 65. maddesindeki; “Genel mahkemelerce verilen hükümler, Sayıştayın hesap ve işlemler yönünden denetimine ve hükmüne engel değildir” hükmü gereğince genel mahkemelerce verilen kararlar, Sayıştay’ın hesaplar yönünden vereceği kararlara engel teşkil etmemektedir. Mahkeme kararları Sayıştay’ın hükmüne engel değilken, çeşitli kurum ve kuruluşların denetimlerindeki olumlu tespit ya da verdikleri uygun görüşlerin Sayıştay’ın kararını değiştirebileceğini söylemek mümkün değildir.

Ayrıca dilekçiler dosyanın tekemmülünden sonra gönderdikleri 05.09.2012 tarihli ve 27.03.2013 tarihli dilekçelerinde söz konusu dernekten meclis kararı ile yapılan yardımın tahsil edilmesine karar verildiğini ve tazmin hükmünün tamamının tahsilâtının yapıldığını belirtmişlerse de, hüküm tarihinden sonra yapılan bu tahsilâtlar ilamın infazı mahiyetinde olup bu hususta Temyiz Kurulu tarafından yapılacak işlem bulunmamaktadır.

Bu itibarla dilekçi iddialarının reddedilerek 1246 sayılı ilamın 4. maddesi ile verilen tazmin hükmünün TASDİKİNE,

Karar verildiği 25.06.2013 tarih ve 37412 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.