Temyiz Karar Detayı
Kamu İdaresi
Yılı
2005
Daire
6
Dosya No
29457
Tutanak No
29917
Tutanak Tarihi
12.02.2008
Konu
KARAR
Duruşma talebinde bulunan dilekçi Ali İhsan İnce ile Sayıştay Savcı Vekilinin sözlü açıklamalarının dinlenmesinden ve dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra gereği görüşüldü;
1-30 sayılı ilamın 2.nci maddesiyle; Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı birimlerinde kullanılan şebeke suyu için 2005 mali yılı Bütçe Kanunu 37’nci maddesi (f) bendi hilafına; özel işyerlerine uygulanan tarife bedelini aşan fiyatlar baz alınarak düzenlenen ASKİ faturalarının ödenmesi gerekçesi ile 16.512,00 YTL.ye tazmin hükmü verilmiştir..
Dilekçi özetle; Bakanlığına ait Mertler Sokak No:112 Beştepe ek hizmet binasında “Maden İşleri Genel Müdürlüğü, Strateji Geliştirme Başkanlığı, Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı’nın hizmet verdiği, bu hizmet birimlerinde kullanılan şebeke suyunun kullanımında ; 5277 sayılı, 2005 Mali Yılı Bütçe Kanununun 37nci maddesinin (f) fıkrasında öngörülen hükümlerin uygulanmayarak şebeke suyu için özel işyerlerine uygulanan tarife bedelini aşan fiyatlardan düzenlendiği ve ASKİ faturalarının bu esaslar çerçevesinde ödendiğine dair Sayıştay Denetçiliğinin sorgulamasına istinaden ASKİ Genel Müdürlüğü’ne görüş sorulmuş, ASKİ Genel Müdürlüğü’nün cevabi yazısında özetle,” Sayıştay incelemesine konu 2005 yılı Bütçe Kanununda da aynı hüküm yer almaktadır. Kamu Kurumu ve Kuruluşları 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun mükerrer 44.maddesi uyarınca çevre temizlik vergisinden muaftır. Ancak atık su bedeli vergi olmayıp yukarıda bahsedilen mevzuat hükümleri ve yargı kararları dikkate alındığında, hizmet karşılığı olduğundan bu hizmetten yararlanan tüm abonelerin atık su bedeli ödemeleri zorunludur. Dolayısıyla Kamu Kurum ve kuruluşlarından tahsil edilen su bedeli, atık su bedelini de kapsadığından tahsil edilen bedel Bütçe Kanunundaki sınırı aşmamaktadır.” Denildiğini, Sayıştay Genel Kurulunun vermiş olduğu 05.05.2003 tarih ve E:2003/1-5057/1 sayılı İçtihadi Birleştirme kararında, su ve kanalizasyon hizmetleri açısından özel bir kanun olan ve Büyükşehir Belediyelerinde uygulanan 2560 sayılı Kanunun 13 ve 23 üncü maddeleri gereğince, kullanılmış suyun uzaklaştırılmasına karşı bir ücret olarak abonelerden tahsil edilen atık su bedelinin 2464 sayılı Kanunun mükerrer 44 üncü kapsamında mütalaa edilmesine imkan bulunmadığına hükmedildiğini, Uyuşmazlık Mahkemesinin 16.06.2003 gün ve E: 2002/56, K:2003/33 sayılı kararında da 2560 sayılı Kanuna göre tahsil edilen atık su bedelinin vergi resim harç vb. mali yükümlülük niteliğinde olmadığına ve hizmet bedeli olduğuna karar verdiğini, Danıştay 8.Dairesinin 19.09.2005 gün ve E:2005/1598, K:2005/3701 sayılı kararında da kuruluşları abonelerinden atık su bedeli olmasında hukuka aykırılık bulunmadığına hükmedildiğini, su faturalarında su bedelinin içinde atık su bedelinin de bulunduğunu, resmi dairelerinin tarifesinin özel işyerlerine uygulanan toplam tarife ( su bedeli + atık su bedeli ) ile kıyaslandığında bu tarife bedelini aşmadığını belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını istemiştir.-
İlamda; Bütçe Kanununun 37.inci maddesinin f bendinin lafzından su–atıksu ayrımının yapılacağı, belediyelerce yapılacak fiyatlandırmada böyle bir ayırıma göre hareket edileceği sonucunun çıkmadığı, “su tarifeleri” ibaresi ile atık su dışındaki su tarifesine göndermede bulunduğu, kaldı ki, ASKİ su faturalarında atık su bedelinin yazılacağı alanın boş olduğu, bu nedenle su bedellerinin atık su bedelini de kapsadığı iddiasının kabulünün mümkün olmadığı, tarife kıyaslamasında ASKİ tarafından özel işyerlerine uygulanan atık su tarifesinin dikkate alınmaksızın sadece su tarifesinin dikkate alınması gerektiği gerekçesi ile resmi kurumlarda kullanılan su tüketim bedellerine tazmin hükmü verildiği görülmüştür.
Anayasa Mahkemesinin 28 EKİM 2006 Tarih ve 26330 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2005/6 Esas, 2005/93 Karar Sayısı Kararı ile iptal edilen 5277 sayılı 2005 mali yılı Bütçe Kanunu’nun 37inci maddesinin (f) fıkrasında; “f) Belediyeler ile büyükşehir belediyelerince kamu kurum ve kuruluşlarına uygulanacak su tarife bedelleri, özel işyerlerine uygulanan en düşük tarife bedelini aşamaz”.denilmektedir. Bu hükümden; belediyelerce kamu kurumlardan alınacak su bedelinin, özel işyerleri için öngörülen su tarife bedelindeki tutarı aşmayacağı anlaşılmaktadır.
1997, 1998, 1999, 2004 yılı bütçe kanunlarının ilgili maddelerinde kamu kurum ve kuruluşlarına uygulanacak su tarife bedelleri ilgili bu tür kıyaslamalarda parantez içinde atık su dahil olarak yapılacağı belirtilmiş iken 2005 yılı bütçe kanununda bu parantez içi (yani atık su ) hüküm bulunmamaktadır. 2006 ve devamı mali yılı bütçe kanunlarında ise Resmi Dairelere uygulanacak su tarife bedelleri ile ilgili herhangi kısıtlayıcı bir hüküm bulunmamaktadır.
26.5 1981 tarih ve 2464 sayılı Belediye Gelir Kanunu’nun 25.12.2003 tarih ve 5035 sayılı Kanunun 41 maddesi ile değiştirilen “Çevre temizlik vergisi” başlıklı mükerrer 44’üncü maddenin birinci, ikinci ve yedinci fıkralarında;
“Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin çevre temizlik hizmetlerinden yararlanan konut, iş yeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar çevre temizlik vergisine tabidir.
Genel ve katma bütçeli idareler, il özel idareleri, belediyeler, köyler, bunların kuracakları birlikler, darülaceze ve benzeri kuruluşlar ve üniversiteler tarafından münhasıran hizmetlerinde kullanılan binalar, Kızılay Genel Merkezi ile şubeleri ve kampları, Kredi ve Yurtlar Kurumuna ait öğrenci yurtları ile umuma açık ibadet yerleri, karşılıklı olmak şartıyla elçilik ve konsolosluk hizmetlerinde kullanılanlarla elçilerin ikametine mahsus olan binalar, milletlerarası kuruluşlar ve bunların temsilcilikleri tarafından kullanılan binalar ile bunların müştemilatı vergiye tâbi değildir.
Su tüketim miktarı esas alınmak suretiyle hesaplanan çevre temizlik vergisi, su faturasında ayrıca gösterilmek suretiyle tahakkuk etmiş sayılır. Bu suretle tahakkuk eden vergi, su tüketim bedeli ile birlikte belediyelerce tahsil edilir. Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan büyük şehir belediye sınırları ve mücavir alanlardaki çevre temizlik vergisi ise 20.11.1981 tarihli ve 2560 sayılı Kanun hükümlerine göre kurulan su ve kanalizasyon idarelerince tahsil edilir.” Denilmektedir.
2560 sayılı İstanbul Su Ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş Ve Görevleri Hakkında Kanunu’nun 13 üncü maddesinin a fıkrasında, su satışı ve kullanılmış suların uzaklaştırılmasına karşılık, tarifesine göre abonelerinden alınacak ücretler İSKİ’NİN gelirleri arasında sayılmış ve 23’üncü maddesinde de, su satışı, kanalizasyon tesisi bulunan yerlerdeki kullanılmış suların uzaklaştırılması, septik çukurların boşaltılması giderleri için ayrı tarifeler yapılacağı; tarifelerin tespiti ile tahsilata ilişkin usul ve esasların bir yönetmelikle belirleneceği ifade edilmiştir.
2560 sayılı Kanuna, 5.6.1986 tarih ve 3305 sayılı Kanunun 3’üncü maddesi ile eklenen “Bu Kanun diğer Büyükşehir belediyelerinde de uygulanır.”şeklindeki ek 5’inci madde hükmü ile de anılan Kanun bütün Büyükşehir belediyeleri hakkında geçerli bir kanun haline getirilmiştir.
Dolayısıyla, 2560 sayılı Kanunun yukarıda açıklanan 13 ve 23’üncü maddelerinde yer alan hükümler, Büyükşehir belediyelerine, belirlemiş oldukları tarifeler üzerinden kullanılmış suların uzaklaştırılması hizmetine karşılık olmak üzere abonelerden atık su bedeli adı altında bir ücret tahsil etmelerine cevaz vermekte olup, Kanunda herhangi bir muafiyet hükmüne de yer verilmemiştir. O nedenle bütün abonelerin bu bedeli ödemesi gerekmektedir.
2560 sayılı Kanun 20.11.1981 tarihinde kabul edilmiş, 2464 sayılı Kanunun Çevre Temizlik Vergisine ilişkin mükerrer 44’üncü maddesi ise 15.7.1993 tarihinde bu Kanuna eklenmiş ve 25.12.2003 tarih ve 5035 sayılı Kanunun 41 maddesi ile değiştirilmiştir. Çevre Temizlik Vergisine ilişkin düzenleme 2560 sayılı Kanunun kabul tarihinden daha sonraki bir tarihte yapılmasına karşılık, 2560 sayılı Kanunda herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Ayrıca, sonraki tarihlerde de 2560 sayılı Kanuna, Büyükşehir belediyelerinin atık su bedeli adı altında abonelerinden aldıkları ücretten kamu kurum ve kuruluşlarının muaf tutulmaları yönünde herhangi bir hüküm getirilmemiştir. Dolayısıyla 2560 sayılı Kanunun bu konuya ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana nasıl uygulanıyorsa, bundan sonra da aynı şekilde uygulanmak durumundadır.
Bu durumda, su ve kanalizasyon hizmetleri açısından özel bir kanun olan ve bütün Büyükşehir belediyelerinde uygulanan 2560 sayılı Kanunun 13’üncü ve 23’üncü maddeleri gereğince, kullanılmış suyun uzaklaştırılmasına karşılık bir ücret olarak abonelerden tahsil edilen atık su bedelinin, 2464 sayılı Kanunun mükerrer 44’üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan muafiyet hükmü kapsamında mütalâa edilmesine imkân yoktur. Dolayısıyla anılan fıkrada belirtilen binalar ile bunların müştemilâtına ait atık su bedelinin Büyükşehir belediyelerine ödenmesi mümkün bulunmaktadır.
2560 sayılı Kanunun 23’üncü maddesine göre çıkarılan ASKİ Tarifeler Yönetmeliğinin Abone Tanımı Başlıklı 5’inci maddesinde:” ASKİ Genel Müdürlüğü ile bir hizmet sözleşmesi yapan gerçek ve tüzel kişilere “abone” adı verilir.
a-) Su abonesi.
b-) Atık su (kullanılmış su) abonesi.
Olmak üzere 2 tür abone vardır.
Her su abonesi ayrı bir sözleşme yapmaya gerek olmaksızın aynı zamanda kullanılmış su abonesidir. Su abonesi olmaksızın su tüketenlerde atık su üreteceklerinden, bu gibilerle atık su aboneliği sözleşmesi yapılır.” Denilmektedir.
Madde hükmünden de anlaşılacağı her su abonesi ayrı bir sözleşme yapmaya gerek olmaksızın aynı zamanda kullanılmış su abonesidir. Bu nedenle resmi kurumlar doğal atık su abonesi olmaktadırlar. Su abonesi olmaksızın su tüketenlerde atık su üreteceklerinden, bu gibilerle atık su aboneliği için sözleşmesi yapılması gerekmektedir. Su Abonesi olmayan atık su abonelerinden Tarife Yönetmeliğinin 23’üncü maddesinde konut, işyeri ve resmi kurumlar için öngörülen esaslar dahilinde, yürürlükteki tarifeye göre tahakkuk ve tahsilat yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Su satış tarifesi ve atık su tarifesi anılan Yönetmeliğin 30 ve 34’üncü maddelerinde düzenlenmiştir.
Yönetmeliğin 30’ncu maddesinde su satış tarifesinin, 6. Maddede sayılan abone türlerine yapılacak su satış gelirinin, 27, 28 ve 29. Maddede belirtilen yönetim ve işletme giderlerini, amortismanları ve %10’dan aşağı olmayacak şekilde belirlenecek kârı sağlayabilecek düzeyde olmasının esas olduğu,
34’ünü maddesinde de atık su tarifesinin, her su abonesinin tükettiği kadar suyu kirleteceğinden bunların uzaklaştırılması için atık su bedeli ödemekle yükümlü olduğu, tüketilen beher m3 üzerinden alınan atık su bedeli 27, 28 ve 29. Maddelerde sayılan yönetim ve işletme giderleri ile amortismanlar ve kâr oranının kanalizasyonla ilgili miktarının 29. Maddede nasıl hesaplanacağı belirtilen tahmini su satış miktarına bölünmesiyle bulunacağı, bu miktarın da tüketilen su miktarının %50’sinden aşağı olamayacağı, İşyeri ve resmi abonelerce üretilecek atık sular boşaltıldıkları kanalizasyon tesislerine ve çevreye daha çok zarar vereceğinden, bunlar için atık su bedelinin konutlara oranla daha yüksek saptanabileceği belirtilmiştir.
Yukarıda bahsedilen mevzuat hükümleri ve yargı kararları dikkate alındığında, Büyükşehir belediyelerinde kullanılmış suların uzaklaştırılması karşılığı olarak alınan atık su bedeli vergi olmayıp, hizmet karşılığı olduğundan bu hizmetten yararlanan tüm abonelerin atık su bedeli ödemeleri zorunlu olmaktadır..
Bu nedenle 2005 mali yılı bütçe Kanununun 37’nci maddesin (f) fıkrasına göre Büyükşehir belediyelerinde Resmi Kurumlar için yapılacak tarife kıyaslamalarında su tarife bedellerinin atık su dahil veya hariç olarak tespit edilmiş olmasına bakılmaksızın, özel işyerleri için uygulanan su tarifesinin toplam ( su bedeli + atık su bedeli) tutarının dikkate alınması ( yani 1 M3 su için ödenen nihai bedelin esas alınması) gerekir.
Bu açıklamalar ışığında ASKİ’NİN 2005 yılında uyguladığı su tarife bedelleri incelendiğinde, Resmi kurumlar için belirlenen tarifenin toplam (Ocak ayı için 3,99) tutarının özel işyerleri için belirlenen toplam (Ocak ayı için 4,47 )tutarından düşük olduğu görülecektir. Bu nedenle yapılan ödemeler mevzuata uygundur.
Diğer taraftan 5277 sayılı 2005 mali yılı Bütçe Kanunu’nun 37inci maddesinin (f) fıkrası Anayasa Mahkemesinin 28 Ekim 2006 Tarih ve 26330 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2005/6 Esas, 2005/93 Karar Sayısı Kararı ile iptal edilmiştir.
1982 Anayasasının 153’üncü maddesinde; “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.
Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.
Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.
İptal kararları geriye yürümez.
Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar”.denilmektedir.
İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa’nın, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” yolundaki 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur.
Sayıştay ilamının hüküm tarihi 09.01.2007 tarihidir. Hüküm tarihinde 5277 sayılı 2005 mali yılı Bütçe Kanunu’nun 37inci maddesinin (f) fıkrası Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi nedeniyle hukuken yürürlülükte değildir. Bu nedenle söz konusu ilam hükmü bu açıdan da konusuz kalmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, 30 sayılı ilamın 2’inci maddesiyle 16.512,00 YTL.ye ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün KALDIRILMASINA,
2-Aynı ilamın 3’üncü maddesiyle Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliği ile ilgili toplantılara katılmak ve maden işletmelerinde inceleme ve tetkiklerde bulunmak amacıyla görev mahalli dışına giden Maden İşleri Genel Müdürü Yener Cander’e 6245 sayılı Harcırah Kanununa göre hak ettiği gündeliğinin iki katı tutarında gündelik ödendiği gerekçesi ile 107,35 YTL.ye tazmin hükmü verilmiştir.
Dilekçi özetle Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nın görev, yetki ve sorumlulukları belirleyen 3154 sayılı Kanunun 505 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 9’uncu maddesinde;” ana hizmet birimi olarak “ Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün görevlerinin belirlendiğini, bu görevler dışında Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne Maden Kanunu uygulama görevinin de verildiğini, Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına dair 5177 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesi ile madencilik hizmetinin tek çatı altında toplandığını, bunun sonucunda madencilik sektöründe bir canlanma ve önceki yıllara göre maden ruhsatlarında artışlar olduğunu, bu bağlamda maden sahası denetim alanlarının artmış olduğunu, uygulamada “Teknik Heyet” raporlarını onaylayan makamın Genel Müdürlük makamı olduğunu, Genel Müdürlük Makamının Genel Müdür ve Genel Müdür Yardımcılarından oluştuğunu, Genel Müdürlük Makamını oluşturan Genel Müdür ve Yardımcılarının ruhsat verdiği Türkiye genelindeki madencilik faaliyetlerini saha mahallinde zaman zaman gerek tek başına gerekse heyetlere koordinatör olarak incelemelerde bulunmalarının tabii olduğunu, Genel Müdür Sn. Yener Cander’in Bakanlık Makamı’nın Olur’una istinaden maden sahalarında tetkik ve incelemelerde bulunmak üzere görevlendirildiğini, Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 67’inci maddesinde “Madencilik ile ilgili her türlü görevlendirmelerde, görevlendirme giderleri Kanunun 35 inci maddesi hükümleri çerçevesinde Bakanlık bütçesinden ödenir” hükmünün yer aldığını ödemenin de bu madde hükmüne göre yapıldığını, mevzuata aykırı bulunmadığını belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını istemiştir.
Maden Kanunu’nun (26.05.2004. tarih ve 03.02.2005 tarih ve 5177 sayılı Kanunla değişen) 8’inci maddesi hükmü uyarınca çıkarılan ve 03.02.2005 tarih ve 25716 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin “ Faaliyetlerinin İncelenmesi ve Denetlenmesi “ başlıklı 11. Bölümü’nün Görevlendirme giderlerinin karşılanması başlıklı 67inci maddesinde;
“Madencilik ile ilgili her türlü görevlendirmelerde, görevlendirme giderleri Kanunun 35 inci maddesi hükümleri çerçevesinde Bakanlık bütçesinden ödenir.
Sevk fişi, patlayıcı madde izni, irtifak ve intifa hakkı, kamulaştırma, mera tahsis değişikliği, ikinci maden, buluculuk hakkı, işletme izin sınırlarında yapılacak değişiklik, birleştirme gibi taleplerle ilgili tetkik giderleri ruhsat sahibince karşılanır”.hükmü yer almaktadır.
15.06.1985 tarih ve 18785 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 04.06.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun “İnceleme ve Denetim Giderleri Başlıklı ( 26.05.2004 tarih ve 5177 sayılı kanunun 17nci maddesi ile değişen ) 35nci maddesinde de;
“Madencilik faaliyetlerinin incelenmesi ve denetimi için yapılacak masraflar, 4629 sayılı Bazı Fonların Tasfiyesi Hakkında Kanunun geçici 1 inci maddesi gereğince genel bütçeye özel gelir ve Bakanlık bütçesine özel ödenek kaydedilen tutarlardan karşılanır.
Madencilik faaliyetlerinin incelenmesi ve denetimleri için görevlendirilen personele 6245 sayılı Harcırah Kanununa göre hak ettikleri gündeliklerin iki katı tutarında gündelik ödenir.
Bu maddeye göre yapılacak ödemelerden damga vergisi hariç herhangi bir vergi alınmaz ve kesinti yapılmaz.”
Denilmektedir.
Anılan Yönetmeliğin 64üncü maddesinde maden faaliyetlerinin incelenmesi ve denetlenmesi, 65nci maddesinde de inceleme ve denetimin nasıl yapılacağı düzenlenmiştir.
Yönetmeliğin “İnceleme ve Denetim Başlıklı “64üncü maddesinde;
“Maden Kanunu gereği ruhsat veya sertifika sahibince düzenlenmiş mali ve teknik belgelerin, ruhsat veya sertifika alanındaki madencilik faaliyetlerinin, ihbar ve şikayetlerin inceleme ve denetimi Genel Müdürlük tarafından görevlendirilen elemanlarca yerinde yapılır.
Genel Müdürlük, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile üniversitelerden inceleme ve denetimin gerektirdiği mesleki tecrübeye sahip olan elemanları da görevlendirebilir.
Yapılacak inceleme ve denetimlerde oluşturulacak heyet; maden mühendisi, jeoloji mühendisi ile yapılacak inceleme ve denetimlerin özelliğine göre jeofizik mühendisi, haritacı, mali uzman, hukukçu veya diğer meslek mensuplarından en az üç kişiden oluşur.
İnceleme ve denetimlerde, sahanın teknik nezaretçisi ve/veya ruhsat sahibinin kendisi ya da vekalet ile görevlendirdiği bir kişinin hazır bulundurulması zorunludur.
İnceleme ve denetimlerde ruhsat sahibi Genel Müdürlüğe verdiği teknik ve mali belgelerin hazırlanmasına esas olan bütün belgelerin asıllarını, yapılmış hesapları talep halinde heyet üyelerine göstermek zorundadır.
Madencilik faaliyetleri ile ilgili olarak yapılan ihbar ve şikayetlerin değerlen-dirilebilmesi için, dilekçe ekinde şikayetçinin nüfus cüzdanı suretinin konulması gereklidir.
“ İnceleme Ve denetimin Yapılması “ başlıklı 65inci maddesinde de ;
İnceleme ve denetim sırasında teknik ve mali belgeler ile bu belgelerin hazırlanmasına esas teşkil eden işletme projesinin uygulanması ile ilgili hususlar, üretim yöntemi, üretim miktarı, üretilen cevherin kullanım alanı, sevk fişleri, faturalar, satış belgeleri ve benzeri ile Kanun ve mevzuat gereği diğer belgeler incelenir.
İnceleme ve denetim sonunda düzenlenen ve mevcut durumu belirten tutanak iki nüsha hazırlanarak heyet üyeleri, ruhsat sahibi veya vekili veya sahanın teknik nezaretçisi tarafından imzalanır. Ruhsat sahibi, vekili veya teknik nezaretçi, tutanakta katılmadığı hususlara şerh düşebilir. Ancak imzadan imtina edilmesi halinde bu durum tutanakta belirtilir. Tutanağın bir nüshası ilgiliye verilir. Bu tutanakta belirtilen hususlar ruhsat sahibine tebliğ edilmiş sayılır.
Ruhsat sahasında yapılan tetkiklere ait detay bilgileri içeren rapor hazırlanır. Ruhsat sahibinin talep etmesi durumunda bir örneği verilir.
Yapılan inceleme ve denetim sonucunda, ruhsat sahibinin Devlet hakkını eksik ödediği tespit edilirse, ödenmesi gereken Devlet hakkına ilave olarak bildirilmeyen miktar için hesaplanan Devlet hakkının on katı tutarında idari para cezası verilir.”
Hükmü yer almaktadır.
Maden Kanununun 35 ve Yönetmeliğin 64 ve 65 nci maddelerinin birlikte incelenmesinde iki kat gündelik verilmesini gerektiren inceleme ve denetimin özellikleri:
1- Denetim ve incelemenin Genel Müdürlük tarafından görevlendirilen elemanlarca yapılması,
2- En az üç kişiden oluşan teknik bir heyet tarafından yapılması,
3- Sahanın nezaretçisi ve/veya ruhsat sahibinin hazır bulundurulması,
4- 65 nci maddenin ilk fıkrasında yazılı teknik ve mali belgelerin uygunluğunun araştırılması,
5- İnceleme ve denetim sonunda mevcut duruma ilişkin tutanak düzenlenerek heyet üyeleri, ruhsat sahibi ve sahanın teknik nezaretçisi tarafından imzalanması,
6- Denetimin ruhsat sahasında yapılmış olması ve detay bilgileri içeren rapor düzenlenmiş olması
Şeklinde sıralanabilir.
Rapor dosyası eki belgelerin incelenmesinde; Görevlendirme Oluru’nda seyahatin gerekçesi “ İstanbul Teknik Üniversitesinde düzenlenen Maden Uygulama Yönetmeliği ile ilgili toplantıya katılmak, Bursa ve Mustafa Kemalpaşa’da bulunan Maden İşletmelerinde inceleme ve tetkikte bulunmak, İzmir ili Ege Bölgesi Sanayi Odasınca düzenlenen toplantıya katılmak ve Maden İşletmelerinde inceleme ve tetkikte bulunmak” olarak ifade edilmiştir.
Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 67’inci maddesinde; madencilik ile ilgili her türlü görevlendirmelerde, görevlendirme giderleri Kanunun 35 inci maddesi hükümleri çerçevesinde Bakanlık bütçesinden ödeneceği belirtilmiştir. Burada kastedilen ve iki kat gündelik verilmesini gerektiren inceleme ve denetim faaliyetlerinin yönetmeliğin 64 ve 65’nci maddelerinde belirtilen özellikleri taşıması gerekmektedir. Bu özelliklerin neler olduğu yukarıda ifade edilmişti.
Burada Genel Müdür’ün görevlendirilmesi “ bir heyet”in üyesi olarak yapılmış değildir. Denetimin sahada yapılmadığı, denetim sonucunda bir tutanak ve rapor da düzenlememiş olmasından anlaşılmaktadır.
Bu durumda; Maden İşleri Genel Müdürü, Maden Kanununun 35nci maddesi dışında idarenin rutin inceleme ve denetimleri ile toplantılara katılmak üzere görevlendirilmiş olup bu görevlendirmeye ilişkin gündeliğin 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümleri çerçevesinde ödenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, 3213 sayılı Kanununun 35nci kapsamında görevlendirilmeyen Genel Müdüre iki kat yevmiye ödenmesi mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan nenlerden dolayı dilekçi iddialarının reddi ile 30 sayılı ilamın 3’üncü maddesi ile 107,35 YTL.ye ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün TASDİKİNE,
Karar verildiği 12.02.2008 tarih ve 29917 sayılı tutanakta yazılı olmakla iş bu ilâm tanzim kılındı.
1-30 sayılı ilamın 2.nci maddesiyle; Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı birimlerinde kullanılan şebeke suyu için 2005 mali yılı Bütçe Kanunu 37’nci maddesi (f) bendi hilafına; özel işyerlerine uygulanan tarife bedelini aşan fiyatlar baz alınarak düzenlenen ASKİ faturalarının ödenmesi gerekçesi ile 16.512,00 YTL.ye tazmin hükmü verilmiştir..
Dilekçi özetle; Bakanlığına ait Mertler Sokak No:112 Beştepe ek hizmet binasında “Maden İşleri Genel Müdürlüğü, Strateji Geliştirme Başkanlığı, Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı’nın hizmet verdiği, bu hizmet birimlerinde kullanılan şebeke suyunun kullanımında ; 5277 sayılı, 2005 Mali Yılı Bütçe Kanununun 37nci maddesinin (f) fıkrasında öngörülen hükümlerin uygulanmayarak şebeke suyu için özel işyerlerine uygulanan tarife bedelini aşan fiyatlardan düzenlendiği ve ASKİ faturalarının bu esaslar çerçevesinde ödendiğine dair Sayıştay Denetçiliğinin sorgulamasına istinaden ASKİ Genel Müdürlüğü’ne görüş sorulmuş, ASKİ Genel Müdürlüğü’nün cevabi yazısında özetle,” Sayıştay incelemesine konu 2005 yılı Bütçe Kanununda da aynı hüküm yer almaktadır. Kamu Kurumu ve Kuruluşları 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun mükerrer 44.maddesi uyarınca çevre temizlik vergisinden muaftır. Ancak atık su bedeli vergi olmayıp yukarıda bahsedilen mevzuat hükümleri ve yargı kararları dikkate alındığında, hizmet karşılığı olduğundan bu hizmetten yararlanan tüm abonelerin atık su bedeli ödemeleri zorunludur. Dolayısıyla Kamu Kurum ve kuruluşlarından tahsil edilen su bedeli, atık su bedelini de kapsadığından tahsil edilen bedel Bütçe Kanunundaki sınırı aşmamaktadır.” Denildiğini, Sayıştay Genel Kurulunun vermiş olduğu 05.05.2003 tarih ve E:2003/1-5057/1 sayılı İçtihadi Birleştirme kararında, su ve kanalizasyon hizmetleri açısından özel bir kanun olan ve Büyükşehir Belediyelerinde uygulanan 2560 sayılı Kanunun 13 ve 23 üncü maddeleri gereğince, kullanılmış suyun uzaklaştırılmasına karşı bir ücret olarak abonelerden tahsil edilen atık su bedelinin 2464 sayılı Kanunun mükerrer 44 üncü kapsamında mütalaa edilmesine imkan bulunmadığına hükmedildiğini, Uyuşmazlık Mahkemesinin 16.06.2003 gün ve E: 2002/56, K:2003/33 sayılı kararında da 2560 sayılı Kanuna göre tahsil edilen atık su bedelinin vergi resim harç vb. mali yükümlülük niteliğinde olmadığına ve hizmet bedeli olduğuna karar verdiğini, Danıştay 8.Dairesinin 19.09.2005 gün ve E:2005/1598, K:2005/3701 sayılı kararında da kuruluşları abonelerinden atık su bedeli olmasında hukuka aykırılık bulunmadığına hükmedildiğini, su faturalarında su bedelinin içinde atık su bedelinin de bulunduğunu, resmi dairelerinin tarifesinin özel işyerlerine uygulanan toplam tarife ( su bedeli + atık su bedeli ) ile kıyaslandığında bu tarife bedelini aşmadığını belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını istemiştir.-
İlamda; Bütçe Kanununun 37.inci maddesinin f bendinin lafzından su–atıksu ayrımının yapılacağı, belediyelerce yapılacak fiyatlandırmada böyle bir ayırıma göre hareket edileceği sonucunun çıkmadığı, “su tarifeleri” ibaresi ile atık su dışındaki su tarifesine göndermede bulunduğu, kaldı ki, ASKİ su faturalarında atık su bedelinin yazılacağı alanın boş olduğu, bu nedenle su bedellerinin atık su bedelini de kapsadığı iddiasının kabulünün mümkün olmadığı, tarife kıyaslamasında ASKİ tarafından özel işyerlerine uygulanan atık su tarifesinin dikkate alınmaksızın sadece su tarifesinin dikkate alınması gerektiği gerekçesi ile resmi kurumlarda kullanılan su tüketim bedellerine tazmin hükmü verildiği görülmüştür.
Anayasa Mahkemesinin 28 EKİM 2006 Tarih ve 26330 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2005/6 Esas, 2005/93 Karar Sayısı Kararı ile iptal edilen 5277 sayılı 2005 mali yılı Bütçe Kanunu’nun 37inci maddesinin (f) fıkrasında; “f) Belediyeler ile büyükşehir belediyelerince kamu kurum ve kuruluşlarına uygulanacak su tarife bedelleri, özel işyerlerine uygulanan en düşük tarife bedelini aşamaz”.denilmektedir. Bu hükümden; belediyelerce kamu kurumlardan alınacak su bedelinin, özel işyerleri için öngörülen su tarife bedelindeki tutarı aşmayacağı anlaşılmaktadır.
1997, 1998, 1999, 2004 yılı bütçe kanunlarının ilgili maddelerinde kamu kurum ve kuruluşlarına uygulanacak su tarife bedelleri ilgili bu tür kıyaslamalarda parantez içinde atık su dahil olarak yapılacağı belirtilmiş iken 2005 yılı bütçe kanununda bu parantez içi (yani atık su ) hüküm bulunmamaktadır. 2006 ve devamı mali yılı bütçe kanunlarında ise Resmi Dairelere uygulanacak su tarife bedelleri ile ilgili herhangi kısıtlayıcı bir hüküm bulunmamaktadır.
26.5 1981 tarih ve 2464 sayılı Belediye Gelir Kanunu’nun 25.12.2003 tarih ve 5035 sayılı Kanunun 41 maddesi ile değiştirilen “Çevre temizlik vergisi” başlıklı mükerrer 44’üncü maddenin birinci, ikinci ve yedinci fıkralarında;
“Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin çevre temizlik hizmetlerinden yararlanan konut, iş yeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar çevre temizlik vergisine tabidir.
Genel ve katma bütçeli idareler, il özel idareleri, belediyeler, köyler, bunların kuracakları birlikler, darülaceze ve benzeri kuruluşlar ve üniversiteler tarafından münhasıran hizmetlerinde kullanılan binalar, Kızılay Genel Merkezi ile şubeleri ve kampları, Kredi ve Yurtlar Kurumuna ait öğrenci yurtları ile umuma açık ibadet yerleri, karşılıklı olmak şartıyla elçilik ve konsolosluk hizmetlerinde kullanılanlarla elçilerin ikametine mahsus olan binalar, milletlerarası kuruluşlar ve bunların temsilcilikleri tarafından kullanılan binalar ile bunların müştemilatı vergiye tâbi değildir.
Su tüketim miktarı esas alınmak suretiyle hesaplanan çevre temizlik vergisi, su faturasında ayrıca gösterilmek suretiyle tahakkuk etmiş sayılır. Bu suretle tahakkuk eden vergi, su tüketim bedeli ile birlikte belediyelerce tahsil edilir. Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan büyük şehir belediye sınırları ve mücavir alanlardaki çevre temizlik vergisi ise 20.11.1981 tarihli ve 2560 sayılı Kanun hükümlerine göre kurulan su ve kanalizasyon idarelerince tahsil edilir.” Denilmektedir.
2560 sayılı İstanbul Su Ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş Ve Görevleri Hakkında Kanunu’nun 13 üncü maddesinin a fıkrasında, su satışı ve kullanılmış suların uzaklaştırılmasına karşılık, tarifesine göre abonelerinden alınacak ücretler İSKİ’NİN gelirleri arasında sayılmış ve 23’üncü maddesinde de, su satışı, kanalizasyon tesisi bulunan yerlerdeki kullanılmış suların uzaklaştırılması, septik çukurların boşaltılması giderleri için ayrı tarifeler yapılacağı; tarifelerin tespiti ile tahsilata ilişkin usul ve esasların bir yönetmelikle belirleneceği ifade edilmiştir.
2560 sayılı Kanuna, 5.6.1986 tarih ve 3305 sayılı Kanunun 3’üncü maddesi ile eklenen “Bu Kanun diğer Büyükşehir belediyelerinde de uygulanır.”şeklindeki ek 5’inci madde hükmü ile de anılan Kanun bütün Büyükşehir belediyeleri hakkında geçerli bir kanun haline getirilmiştir.
Dolayısıyla, 2560 sayılı Kanunun yukarıda açıklanan 13 ve 23’üncü maddelerinde yer alan hükümler, Büyükşehir belediyelerine, belirlemiş oldukları tarifeler üzerinden kullanılmış suların uzaklaştırılması hizmetine karşılık olmak üzere abonelerden atık su bedeli adı altında bir ücret tahsil etmelerine cevaz vermekte olup, Kanunda herhangi bir muafiyet hükmüne de yer verilmemiştir. O nedenle bütün abonelerin bu bedeli ödemesi gerekmektedir.
2560 sayılı Kanun 20.11.1981 tarihinde kabul edilmiş, 2464 sayılı Kanunun Çevre Temizlik Vergisine ilişkin mükerrer 44’üncü maddesi ise 15.7.1993 tarihinde bu Kanuna eklenmiş ve 25.12.2003 tarih ve 5035 sayılı Kanunun 41 maddesi ile değiştirilmiştir. Çevre Temizlik Vergisine ilişkin düzenleme 2560 sayılı Kanunun kabul tarihinden daha sonraki bir tarihte yapılmasına karşılık, 2560 sayılı Kanunda herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Ayrıca, sonraki tarihlerde de 2560 sayılı Kanuna, Büyükşehir belediyelerinin atık su bedeli adı altında abonelerinden aldıkları ücretten kamu kurum ve kuruluşlarının muaf tutulmaları yönünde herhangi bir hüküm getirilmemiştir. Dolayısıyla 2560 sayılı Kanunun bu konuya ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana nasıl uygulanıyorsa, bundan sonra da aynı şekilde uygulanmak durumundadır.
Bu durumda, su ve kanalizasyon hizmetleri açısından özel bir kanun olan ve bütün Büyükşehir belediyelerinde uygulanan 2560 sayılı Kanunun 13’üncü ve 23’üncü maddeleri gereğince, kullanılmış suyun uzaklaştırılmasına karşılık bir ücret olarak abonelerden tahsil edilen atık su bedelinin, 2464 sayılı Kanunun mükerrer 44’üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan muafiyet hükmü kapsamında mütalâa edilmesine imkân yoktur. Dolayısıyla anılan fıkrada belirtilen binalar ile bunların müştemilâtına ait atık su bedelinin Büyükşehir belediyelerine ödenmesi mümkün bulunmaktadır.
2560 sayılı Kanunun 23’üncü maddesine göre çıkarılan ASKİ Tarifeler Yönetmeliğinin Abone Tanımı Başlıklı 5’inci maddesinde:” ASKİ Genel Müdürlüğü ile bir hizmet sözleşmesi yapan gerçek ve tüzel kişilere “abone” adı verilir.
a-) Su abonesi.
b-) Atık su (kullanılmış su) abonesi.
Olmak üzere 2 tür abone vardır.
Her su abonesi ayrı bir sözleşme yapmaya gerek olmaksızın aynı zamanda kullanılmış su abonesidir. Su abonesi olmaksızın su tüketenlerde atık su üreteceklerinden, bu gibilerle atık su aboneliği sözleşmesi yapılır.” Denilmektedir.
Madde hükmünden de anlaşılacağı her su abonesi ayrı bir sözleşme yapmaya gerek olmaksızın aynı zamanda kullanılmış su abonesidir. Bu nedenle resmi kurumlar doğal atık su abonesi olmaktadırlar. Su abonesi olmaksızın su tüketenlerde atık su üreteceklerinden, bu gibilerle atık su aboneliği için sözleşmesi yapılması gerekmektedir. Su Abonesi olmayan atık su abonelerinden Tarife Yönetmeliğinin 23’üncü maddesinde konut, işyeri ve resmi kurumlar için öngörülen esaslar dahilinde, yürürlükteki tarifeye göre tahakkuk ve tahsilat yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Su satış tarifesi ve atık su tarifesi anılan Yönetmeliğin 30 ve 34’üncü maddelerinde düzenlenmiştir.
Yönetmeliğin 30’ncu maddesinde su satış tarifesinin, 6. Maddede sayılan abone türlerine yapılacak su satış gelirinin, 27, 28 ve 29. Maddede belirtilen yönetim ve işletme giderlerini, amortismanları ve %10’dan aşağı olmayacak şekilde belirlenecek kârı sağlayabilecek düzeyde olmasının esas olduğu,
34’ünü maddesinde de atık su tarifesinin, her su abonesinin tükettiği kadar suyu kirleteceğinden bunların uzaklaştırılması için atık su bedeli ödemekle yükümlü olduğu, tüketilen beher m3 üzerinden alınan atık su bedeli 27, 28 ve 29. Maddelerde sayılan yönetim ve işletme giderleri ile amortismanlar ve kâr oranının kanalizasyonla ilgili miktarının 29. Maddede nasıl hesaplanacağı belirtilen tahmini su satış miktarına bölünmesiyle bulunacağı, bu miktarın da tüketilen su miktarının %50’sinden aşağı olamayacağı, İşyeri ve resmi abonelerce üretilecek atık sular boşaltıldıkları kanalizasyon tesislerine ve çevreye daha çok zarar vereceğinden, bunlar için atık su bedelinin konutlara oranla daha yüksek saptanabileceği belirtilmiştir.
Yukarıda bahsedilen mevzuat hükümleri ve yargı kararları dikkate alındığında, Büyükşehir belediyelerinde kullanılmış suların uzaklaştırılması karşılığı olarak alınan atık su bedeli vergi olmayıp, hizmet karşılığı olduğundan bu hizmetten yararlanan tüm abonelerin atık su bedeli ödemeleri zorunlu olmaktadır..
Bu nedenle 2005 mali yılı bütçe Kanununun 37’nci maddesin (f) fıkrasına göre Büyükşehir belediyelerinde Resmi Kurumlar için yapılacak tarife kıyaslamalarında su tarife bedellerinin atık su dahil veya hariç olarak tespit edilmiş olmasına bakılmaksızın, özel işyerleri için uygulanan su tarifesinin toplam ( su bedeli + atık su bedeli) tutarının dikkate alınması ( yani 1 M3 su için ödenen nihai bedelin esas alınması) gerekir.
Bu açıklamalar ışığında ASKİ’NİN 2005 yılında uyguladığı su tarife bedelleri incelendiğinde, Resmi kurumlar için belirlenen tarifenin toplam (Ocak ayı için 3,99) tutarının özel işyerleri için belirlenen toplam (Ocak ayı için 4,47 )tutarından düşük olduğu görülecektir. Bu nedenle yapılan ödemeler mevzuata uygundur.
Diğer taraftan 5277 sayılı 2005 mali yılı Bütçe Kanunu’nun 37inci maddesinin (f) fıkrası Anayasa Mahkemesinin 28 Ekim 2006 Tarih ve 26330 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2005/6 Esas, 2005/93 Karar Sayısı Kararı ile iptal edilmiştir.
1982 Anayasasının 153’üncü maddesinde; “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.
Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.
Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.
İptal kararları geriye yürümez.
Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar”.denilmektedir.
İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa’nın, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” yolundaki 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur.
Sayıştay ilamının hüküm tarihi 09.01.2007 tarihidir. Hüküm tarihinde 5277 sayılı 2005 mali yılı Bütçe Kanunu’nun 37inci maddesinin (f) fıkrası Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi nedeniyle hukuken yürürlülükte değildir. Bu nedenle söz konusu ilam hükmü bu açıdan da konusuz kalmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, 30 sayılı ilamın 2’inci maddesiyle 16.512,00 YTL.ye ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün KALDIRILMASINA,
2-Aynı ilamın 3’üncü maddesiyle Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliği ile ilgili toplantılara katılmak ve maden işletmelerinde inceleme ve tetkiklerde bulunmak amacıyla görev mahalli dışına giden Maden İşleri Genel Müdürü Yener Cander’e 6245 sayılı Harcırah Kanununa göre hak ettiği gündeliğinin iki katı tutarında gündelik ödendiği gerekçesi ile 107,35 YTL.ye tazmin hükmü verilmiştir.
Dilekçi özetle Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nın görev, yetki ve sorumlulukları belirleyen 3154 sayılı Kanunun 505 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 9’uncu maddesinde;” ana hizmet birimi olarak “ Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün görevlerinin belirlendiğini, bu görevler dışında Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne Maden Kanunu uygulama görevinin de verildiğini, Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına dair 5177 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesi ile madencilik hizmetinin tek çatı altında toplandığını, bunun sonucunda madencilik sektöründe bir canlanma ve önceki yıllara göre maden ruhsatlarında artışlar olduğunu, bu bağlamda maden sahası denetim alanlarının artmış olduğunu, uygulamada “Teknik Heyet” raporlarını onaylayan makamın Genel Müdürlük makamı olduğunu, Genel Müdürlük Makamının Genel Müdür ve Genel Müdür Yardımcılarından oluştuğunu, Genel Müdürlük Makamını oluşturan Genel Müdür ve Yardımcılarının ruhsat verdiği Türkiye genelindeki madencilik faaliyetlerini saha mahallinde zaman zaman gerek tek başına gerekse heyetlere koordinatör olarak incelemelerde bulunmalarının tabii olduğunu, Genel Müdür Sn. Yener Cander’in Bakanlık Makamı’nın Olur’una istinaden maden sahalarında tetkik ve incelemelerde bulunmak üzere görevlendirildiğini, Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 67’inci maddesinde “Madencilik ile ilgili her türlü görevlendirmelerde, görevlendirme giderleri Kanunun 35 inci maddesi hükümleri çerçevesinde Bakanlık bütçesinden ödenir” hükmünün yer aldığını ödemenin de bu madde hükmüne göre yapıldığını, mevzuata aykırı bulunmadığını belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını istemiştir.
Maden Kanunu’nun (26.05.2004. tarih ve 03.02.2005 tarih ve 5177 sayılı Kanunla değişen) 8’inci maddesi hükmü uyarınca çıkarılan ve 03.02.2005 tarih ve 25716 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin “ Faaliyetlerinin İncelenmesi ve Denetlenmesi “ başlıklı 11. Bölümü’nün Görevlendirme giderlerinin karşılanması başlıklı 67inci maddesinde;
“Madencilik ile ilgili her türlü görevlendirmelerde, görevlendirme giderleri Kanunun 35 inci maddesi hükümleri çerçevesinde Bakanlık bütçesinden ödenir.
Sevk fişi, patlayıcı madde izni, irtifak ve intifa hakkı, kamulaştırma, mera tahsis değişikliği, ikinci maden, buluculuk hakkı, işletme izin sınırlarında yapılacak değişiklik, birleştirme gibi taleplerle ilgili tetkik giderleri ruhsat sahibince karşılanır”.hükmü yer almaktadır.
15.06.1985 tarih ve 18785 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 04.06.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun “İnceleme ve Denetim Giderleri Başlıklı ( 26.05.2004 tarih ve 5177 sayılı kanunun 17nci maddesi ile değişen ) 35nci maddesinde de;
“Madencilik faaliyetlerinin incelenmesi ve denetimi için yapılacak masraflar, 4629 sayılı Bazı Fonların Tasfiyesi Hakkında Kanunun geçici 1 inci maddesi gereğince genel bütçeye özel gelir ve Bakanlık bütçesine özel ödenek kaydedilen tutarlardan karşılanır.
Madencilik faaliyetlerinin incelenmesi ve denetimleri için görevlendirilen personele 6245 sayılı Harcırah Kanununa göre hak ettikleri gündeliklerin iki katı tutarında gündelik ödenir.
Bu maddeye göre yapılacak ödemelerden damga vergisi hariç herhangi bir vergi alınmaz ve kesinti yapılmaz.”
Denilmektedir.
Anılan Yönetmeliğin 64üncü maddesinde maden faaliyetlerinin incelenmesi ve denetlenmesi, 65nci maddesinde de inceleme ve denetimin nasıl yapılacağı düzenlenmiştir.
Yönetmeliğin “İnceleme ve Denetim Başlıklı “64üncü maddesinde;
“Maden Kanunu gereği ruhsat veya sertifika sahibince düzenlenmiş mali ve teknik belgelerin, ruhsat veya sertifika alanındaki madencilik faaliyetlerinin, ihbar ve şikayetlerin inceleme ve denetimi Genel Müdürlük tarafından görevlendirilen elemanlarca yerinde yapılır.
Genel Müdürlük, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile üniversitelerden inceleme ve denetimin gerektirdiği mesleki tecrübeye sahip olan elemanları da görevlendirebilir.
Yapılacak inceleme ve denetimlerde oluşturulacak heyet; maden mühendisi, jeoloji mühendisi ile yapılacak inceleme ve denetimlerin özelliğine göre jeofizik mühendisi, haritacı, mali uzman, hukukçu veya diğer meslek mensuplarından en az üç kişiden oluşur.
İnceleme ve denetimlerde, sahanın teknik nezaretçisi ve/veya ruhsat sahibinin kendisi ya da vekalet ile görevlendirdiği bir kişinin hazır bulundurulması zorunludur.
İnceleme ve denetimlerde ruhsat sahibi Genel Müdürlüğe verdiği teknik ve mali belgelerin hazırlanmasına esas olan bütün belgelerin asıllarını, yapılmış hesapları talep halinde heyet üyelerine göstermek zorundadır.
Madencilik faaliyetleri ile ilgili olarak yapılan ihbar ve şikayetlerin değerlen-dirilebilmesi için, dilekçe ekinde şikayetçinin nüfus cüzdanı suretinin konulması gereklidir.
“ İnceleme Ve denetimin Yapılması “ başlıklı 65inci maddesinde de ;
İnceleme ve denetim sırasında teknik ve mali belgeler ile bu belgelerin hazırlanmasına esas teşkil eden işletme projesinin uygulanması ile ilgili hususlar, üretim yöntemi, üretim miktarı, üretilen cevherin kullanım alanı, sevk fişleri, faturalar, satış belgeleri ve benzeri ile Kanun ve mevzuat gereği diğer belgeler incelenir.
İnceleme ve denetim sonunda düzenlenen ve mevcut durumu belirten tutanak iki nüsha hazırlanarak heyet üyeleri, ruhsat sahibi veya vekili veya sahanın teknik nezaretçisi tarafından imzalanır. Ruhsat sahibi, vekili veya teknik nezaretçi, tutanakta katılmadığı hususlara şerh düşebilir. Ancak imzadan imtina edilmesi halinde bu durum tutanakta belirtilir. Tutanağın bir nüshası ilgiliye verilir. Bu tutanakta belirtilen hususlar ruhsat sahibine tebliğ edilmiş sayılır.
Ruhsat sahasında yapılan tetkiklere ait detay bilgileri içeren rapor hazırlanır. Ruhsat sahibinin talep etmesi durumunda bir örneği verilir.
Yapılan inceleme ve denetim sonucunda, ruhsat sahibinin Devlet hakkını eksik ödediği tespit edilirse, ödenmesi gereken Devlet hakkına ilave olarak bildirilmeyen miktar için hesaplanan Devlet hakkının on katı tutarında idari para cezası verilir.”
Hükmü yer almaktadır.
Maden Kanununun 35 ve Yönetmeliğin 64 ve 65 nci maddelerinin birlikte incelenmesinde iki kat gündelik verilmesini gerektiren inceleme ve denetimin özellikleri:
1- Denetim ve incelemenin Genel Müdürlük tarafından görevlendirilen elemanlarca yapılması,
2- En az üç kişiden oluşan teknik bir heyet tarafından yapılması,
3- Sahanın nezaretçisi ve/veya ruhsat sahibinin hazır bulundurulması,
4- 65 nci maddenin ilk fıkrasında yazılı teknik ve mali belgelerin uygunluğunun araştırılması,
5- İnceleme ve denetim sonunda mevcut duruma ilişkin tutanak düzenlenerek heyet üyeleri, ruhsat sahibi ve sahanın teknik nezaretçisi tarafından imzalanması,
6- Denetimin ruhsat sahasında yapılmış olması ve detay bilgileri içeren rapor düzenlenmiş olması
Şeklinde sıralanabilir.
Rapor dosyası eki belgelerin incelenmesinde; Görevlendirme Oluru’nda seyahatin gerekçesi “ İstanbul Teknik Üniversitesinde düzenlenen Maden Uygulama Yönetmeliği ile ilgili toplantıya katılmak, Bursa ve Mustafa Kemalpaşa’da bulunan Maden İşletmelerinde inceleme ve tetkikte bulunmak, İzmir ili Ege Bölgesi Sanayi Odasınca düzenlenen toplantıya katılmak ve Maden İşletmelerinde inceleme ve tetkikte bulunmak” olarak ifade edilmiştir.
Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 67’inci maddesinde; madencilik ile ilgili her türlü görevlendirmelerde, görevlendirme giderleri Kanunun 35 inci maddesi hükümleri çerçevesinde Bakanlık bütçesinden ödeneceği belirtilmiştir. Burada kastedilen ve iki kat gündelik verilmesini gerektiren inceleme ve denetim faaliyetlerinin yönetmeliğin 64 ve 65’nci maddelerinde belirtilen özellikleri taşıması gerekmektedir. Bu özelliklerin neler olduğu yukarıda ifade edilmişti.
Burada Genel Müdür’ün görevlendirilmesi “ bir heyet”in üyesi olarak yapılmış değildir. Denetimin sahada yapılmadığı, denetim sonucunda bir tutanak ve rapor da düzenlememiş olmasından anlaşılmaktadır.
Bu durumda; Maden İşleri Genel Müdürü, Maden Kanununun 35nci maddesi dışında idarenin rutin inceleme ve denetimleri ile toplantılara katılmak üzere görevlendirilmiş olup bu görevlendirmeye ilişkin gündeliğin 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümleri çerçevesinde ödenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, 3213 sayılı Kanununun 35nci kapsamında görevlendirilmeyen Genel Müdüre iki kat yevmiye ödenmesi mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan nenlerden dolayı dilekçi iddialarının reddi ile 30 sayılı ilamın 3’üncü maddesi ile 107,35 YTL.ye ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün TASDİKİNE,
Karar verildiği 12.02.2008 tarih ve 29917 sayılı tutanakta yazılı olmakla iş bu ilâm tanzim kılındı.