Temyiz Karar Detayı

Kamu İdaresi
Yılı
2009
Daire
4
Dosya No
37351
Tutanak No
39303
Tutanak Tarihi
01.07.2014
Konu
KARAR

TEMYİZ KURULU KARARI

Dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra gereği görüşüldü:

1029 sayılı ilamın 1’inci maddesinde, Eskişehir Su Kanalizasyon İdaresi’nde (ESKİ) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine tabi olarak çalışan personele yapılan iki maaş tutarında ikramiye ödemesinde, 657 sayılı Kanunundaki aylık tanımı dışında kalan diğer ödeme unsurlarının dikkate alınmaması gerekirken, ikramiye hesabında kıdem aylığı, taban aylığı, tazminat ve zamların da dikkate alındığı gerekçesiyle toplam 229.963,55 TL.’ye tazmin hükmolunmuştur.

Dilekçiler ilk dilekçelerinde, “657 sayılı yasada aylık tanımı, deyimler başlıklı 147. maddede yapılmıştır. 147. madde yasada geçen terimlerden ne anlaşılması gerektiğini açıklığa kavuşturmaktadır. 147. maddenin A fıkrasında, aylık "bu kanuna tabi kurumlarda görevlendirilen memurlara hizmetlerinin karşılığında, kadroya dayanılarak ay itibariyle ödenen parayı, ifade eder." denmektedir. Bu madde ile aylık, açıkça tanımlanmıştır. Ayrıca aynı yasanın 146. maddesinde "bu kanun gereğince ödenecek aylık, taban aylığı, kıdem aylığı, zam ve tazminatlar ile ödenekler toplamının brüt tutarı, bulunulan yerde İş Kanunu Gereğince işçiler için tespit olunan asgari ücretin aylık tutarından az olamaz denmektedir. Madde 146 gereği, memurun aylığının asgari ücretten az olmaması gerekir. Bu durumda aylık kavramı sadece gösterge ve ek göstergeden ibarettir demek hukuka uygun değildir.Söz konusu yasanın devamı maddelerinde, memura ödenecek aylığa dâhil kalemler sayılmıştır, (madde 149,150,151,152)Kanun lafzı ve ruhuyla bir bütündür. 2560 sayılı yasa düzenlenirken, memurlara yılda iki maaş tutarını geçmemek üzere verilecek ikramiyelerle ilgili düzenleme yapılırken, memurun bir ay içinde aldığı, devamlı aldığı, kendi eşit şartlarında diğer çalışanlarla aynı aldığı ücretin kastedildiği çok açıktır. Kararda belirtilen şekilde, dar kalıplar içinde değerlendirildiğinde, gösterge ve ek göstergeden oluşan cüzi bir bedel, ikramiye adıyla yasal düzenleme yapmaya değer bir bedel değildir. Bir yılda ödenecek 30-40 TL için yasal düzenleme yapmak zaten hukuk mantığına uygun değildir. Kanun koyucunun asıl amacının da, kararda belirtilen dar kapsamda ödeme olmadığı, netlikle söylenebilir.Aylık Kavramı Kanun Koyucunun Kanunu Yürürlüğe Koyduğu Tarihteki İradesine Uygun Yorumlanmalıdır;14.07.1965 tarihli olan 657 sayılı Kanun yürürlüğe girdiğinde memur maaşları tek kalem halinde, bir aylık emeğin karşılığı olarak ödenmekte iken, sonraki yıllarda, ek gösterge, yan ödeme, taban aylık, kıdem aylığı, özel hizmet tazminatı, eş ve çocuk yardımı, ek tazminat, makam ve görev tazminatı gibi kalemler memur maaşlarına eklenmek suretiyle, bu kalemlerin tamamı, yine bir aylık emeğin karşılığı olarak memura ödenmeye başlanmıştır.Dolayısıyla, istisnasız her ay ödenen ve bir aylık emeğin karşılığı olarak yapılan ödemelerin tamamı yine maaştır. Sonraki yıllarda yapılan maaş artışları yeni kalemler ihdas edilerek sağlanmıştır.x657 sayılı Kanunun 147/a maddesinde, kanunun yayımlandığı tarihteki maaş hesabı dikkate alınarak yapılan aylık tanımı, bugün aynı amaçla her ay yapılan ödemelerin tümünü kapsamaktadır.Nitekim 657 sayılı Kanunun 77, 79 ve 80. maddelerinde aylıksız izin belirtilirken, her ay bir aylık emeğin karşılığı olarak memura yapılan ödemelerin tümü kastedilmiş, bunlar içerisinde bir ayrım yapılmamıştır. Şayet maaş, göstergeden ve ek göstergeden ibaret olmuş olsaydı. 77, 79 ve 80. maddelerde belirtilen memurlara, gösterge ve ek gösterge dışında kalan diğer ödeneklerin her ay ödenmesine devam edilmesi gerekirdi.

Yine 657 sayılı Kanunun Ek 13. maddesinin B bendinin 1 numaralı alt bendinde; "Her memurun Genel Kadro Kanununun yürürlüğe girdiği tarihteki durumu itibariyle ve bu kanun hükümlerine göre yapılan intibak sonucunda tespit edilen yeni derece ve kademe aylığı ile, 01/03/1970 tarihinden bu tarihe kadar, bu kanuna göre yapılacak intibaka esas olan asli görevinden dolayı ve kaldırılan hükümlere göre ödenen aylık, ücret, 4/10195 sayılı Kararname hükümlerine göre ödenen yevmiye, işçi yevmiyesi, tazminat, ödenek gibi ödemeler arasındaki fark tespit edilir ve bu fark Bakanlar Kurulunca belirtilecek süre içinde ve tespit edilecek usule göre kendilerine ödenir. (Ek görev ücreti, vekalet ücreti, fazla mesai ücreti ve 6245 sayılı Kanuna göre yapılan ödemeler bu mahsupta dikkate alınmaz.)" hükmü yer almaktadır. Bu hüküm de, bir aylık emeğin karşılığı olarak her ay ödenen ödeneklerin tamamı maaş kapsamında bulunduğunu ortaya koymaktadır.

Görüldüğü gibi, devlet memurlarının maaşı 657 sayılı Kanuna göre ödenmektedir ve 657 sayılı Kanunun kendisi bir aylık emeğin karşılığı olarak her ay ödenen ödeneklerin tamamını maaş kapsamında kabul etmiş, kanun koyucu bu yöndeki iradesini, yukarıda belirtilen maddelerde ortaya koymuştur.Aylık veya maaş terimleri sadece 657 sayılı yasada yer almamaktadır. Öncelikle T.C. Emekli Sandığı Kanunu ele alınacak olursa, birçok maddede aylık kavramı yer almaktadır. Bu kanunla tanınan haklar başlığı altındaki madde 13'de emekli aylığı, adi malûllük aylığı, vazife malûllüğü aylığı, dul ve yetim aylığı gibi haklar düzenlenmiş ve şartların gerçekleşmesi halinde bu hakların kazanılacağı belirtilmiştir. Bu maddenin, maaş tanımının kararda belirtildiği şekilde yorumlanması halinde, emekli olan bir kişiye gösterge ve ek göstergeden oluşan toplam rakam dışında hiçbir ödemenin yapılmaması gerekirdi. Oysa, emekli kişi çalışırken aldığı meblağın tamamının belli bir oranını almaya devam etmektedir. Oranlama yapılırken, emekli olmadan önce kişinin aldığı meblağın tamamı maaş veya aylık olarak değerlendirilmekte ve hesaplama bu rakam üzerinden yapılmaktadır. 657 sayılı yasanın 147. maddesi ve T.C. Emekli Sandığı Kanununun 13. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, aylık veya maaş kavramının, o kişinin bir ay içinde aldığı, o kişinin devamlı aldığı ve kendisi ile aynı şartlarda çalışan kişiyle aynı aldığı toplam rakamı ifade ettiği, açıklıkla ortaya çıkmaktadır. 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun 14. maddesinde, sandığın gelirleri arasında, emekliliğe esas aylıktan bahsedilmektedir. Emekliliğe esas aylık, emeklilik kesintisi yapılan maaş kalemlerini ifade etmektedir. Bu madde ile, taban aylık, kıdem aylığı, ve özel hizmet tazminatının maaş olarak değerlendirilmesinde, hiçbir tereddüde mahal verilmeyecek şekilde açıklık getirilmiştir.

Ayrıca emekli aylığının ve ikramiyesinin hesaplanması ile ilgili 5434 sayılı kanunun ek 48. ve devamı maddelerinde ve bu konudaki açıklayıcı bilgilerde emekli aylığı hesaplanırken gösterge, ek gösterge, taban aylık ve kıdem aylığının yanında, makam, temsil ve görev tazminatlarının da bu kalemlere dahil edildiği görülmektedir. Eğer bu kalemlerden oluşan toplam meblağ, emekliye ödenecek emekli aylığı olarak kabul ediliyorsa, bu kişinin çalışırken, bu kalemlerden oluşacak her ay aldığı meblağın da aylık olarak kabul edilmesi kaçınılmazdır. Zira, aylık veya maaş kavramları bir bütündür. Bunların, çalışanlar için ayrı, emekliler için ayrı kapsamlarda düşünülmesi, hem Anayasanın eşitlik ilkesine, hem de hukukun temel ilkelerine uygun düşmez. Diğer taraftan, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu, 657 sayılı DMK'na istinaden çalışan bütün memurları doğrudan ilgilendirmektedir. Çalışan her memur daha çalışırken emekli sandığı primi kesilmesi nedeniyle 5434 sayılı Kanuna doğrudan tabi bulunmaktadır. Emekli olduktan sonra bu bağlılık devam etmektedir. Dolayısıyla, 5434 sayılı Kanun'da geçen aylığın kapsamı, 657 sayılı Kanun ile birlikte, onunla eş değer olarak devlet memurunu etkilemektedir.

Bu sebeplerle, 5434 sayılı Kanunda geçen aylık kapsamının, İdaremiz personeline ödenen ikramiyenin hesabında dikkate alınması gerekmektedir.

Aksi düşünce ile, 657 sayılı yasanın 155. maddesine bağlı kalınarak aylık tanımı yapılacak olursa, çeşitli yasalardaki aylık kavramı ile ilgili maddelerin uygulanması imkansız hale gelecektir.Kaldı ki 657 sayılı yasanın 155. maddesi 1970 yılında 147. maddesi ise 1974 yılında yürürlüğe girmiştir. Son yürürlüğe giren madde öncelikle uygulanmalıdır.

5434 sayılı Kanunun 80. maddesinde, ikramiye hesabında aylık kavramının dikkate alındığı görülmektedir. Emekli ikramiyesi uygulamasına bakıldığında, aylık kavramından ne anlaşılması gerektiği görülmektedir. Aynı yasanın 91. maddesinde çeşitli mahiyetteki aylık kavramından bahsedilmektedir. Buradaki çeşitli mahiyetten kasıt, emekli, malûllük, dul ve yetim aylığı gibi çeşitli kategorilerdir. Bunların hepsine çeşitli mahiyetteki aylık demek, her birinin kendi kategorilerinde aldıkları meblağın tamamının aylık olarak değerlendirilmesi anlamına gelmektedir. Aylık kavramı, emekli olan ve olmayanın aylığı şeklinde ikiye ayrılamaz. Bu durumda emekli aylığından ne anlaşılması gerekiyorsa, çalışanın aylığından da aynı şeyin anlaşılması gerektiği bir zorunluluktur. 5434 sayılı yasanın 23. maddesinde, iştirakçilere, sandıktan verilecek borç konusu düzenlenmektedir. Madde 23'te "verilecek borcun miktarı iştirakçilerin aylık veya ücretlerinin 3 katını geçemez...." denmektedir. 657 sayılı Kanun'un 155. maddesine dayanılarak kararda belirtildiği şekilde yorum yapılacak olursa, maddenin hiçbir hükmü ve uygulama imkânının olmadığı görülmektedir. Ancak bu maddenin uygulamadaki durumuna bakılırsa, çalışan bir kişinin bir ayda aldığı meblağın 3 katı borç verildiği görülmektedir. Bu durum da aylıktan ne anlaşılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 68. Maddesinin 6. fıkrasında: "Katılım paylarını, gelir veya aylık alan kişilerin gelir veya aylıklarından, çalışanların ücret veya maaşlarından mahsup edilmek suretiyle veya eczaneler ile diğer kurum ve kuruluşlar aracılığı ile tahsile ve katılım paylarının ödenme usulünü belirlemeye Kurum yetkilidir. Sözleşmeli sağlık hizmeti sunucularına, tahsil ettikleri katılım payı düşüldükten sonra kalan tutar ödenir." denmekte olup, aynı kanunun Geçici 4. maddesinin 9. fıkrasında: "5434 sayılı Kanuna göre ödenen aylıklar ile bu madde kapsamında bağlanacak aylıklar, memur maaş katsayılarındaki artışlara göre yükseltilir. Ayrıca 5434 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra barem, teşkilat, kadro ve sair kanunlar ile aynı rütbe, kadro ve sair kanunlarda yapılacak değişiklikler sonucunda aylık tutarlarında meydana gelecek yükselmeler, aynı rütbe, kadro unvanı ve dereceden bağlanmış bulunan emeklilik, malûllük ve vazife malûllüğü aylıkları ile dul ve yetim aylıkları hakkında da uygulanır." hükmü yer almaktadır. 5510 sayılı Kanunun bu maddelerinde yine, aylık ve maaş; bir aylık emeğin karşılığı olarak ödenen gelirlerin toplamını ifade etmektedir. Harcırah Kanunu'nun 7. maddesinde, harcırah hesabında aylık kavramının dikkate alınacağı hususu düzenlemektedir. Dar yorum yapıldığında, sadece gösterge ve ek göstergenin hesaba dahil edilmesi gerekirken maddede her türlü zam, tazminat ve ödeneklerin aylık kavramına dahil olduğu açık olarak vurgulanmıştır. Dolayısıyla dar yorumlanması halinde bu yasanın da uygulanması mümkün değildir. İcra İflas Kanunu madde 83'de maaş haczi düzenlenmektedir. Bu maddede maaşa 1/4, 1/3 oranlarında uygulanacak hacizden bahsedilmektedir. Bu oran sadece gösterge ve ek göstergeden oluşan rakama uygulanacak olursa, 83. maddenin uygulanma imkânı kalmamaktadır.

Yerleşik Yargıtay İçtihatları da aynı doğrultuda olup, bu kararlarda 83. maddeye göre yapılacak hacizlerde, memurun bir ay içerisinde eline geçen toplam paranın esas alınması gerektiği belirtilmektedir. Aynı zamanda 657 sayılı Kanun madde 124 ve 125'de düzenlenen aylıktan kesme cezası, aynı şekilde memurun bir ay içinde aldığı tüm meblağa göre hesaplanmaktadır. Hâkimler ve Savcılar Kanunu madde 102'de kıstas aylık tanımı yapılmakta, madde 103'de aylık tablosu ve hesaplama şekli düzenlenmekte, madde 106'da da kıstas aylığına göre hesaplanan diğer ödemeler düzenlenmektedir.

Sayıştay Kanunu aylıklar başlıklı madde 91'de "başkan ve üyeler birinci derecede memur aylıkları tutarını alırlar" denmektedir. Belirtilen yasalardaki maddelerde geçen aylık kavramından yine emeğin karşılığı olarak bir ay içerisinde ele geçen paranın tümü anlaşılmaktadır. Her yasadaki maaş veya aylık terimi, sadece o maddeye mahsus lafzına bağlı kalınarak yorumlanacak olursa, ortaya uygulama karmaşası çıkacaktır. Bu da tüm hukuki düzenlemelerin amacına ters düşmektedir. Anayasa, yasalar, tüzükler, yönetmelikler, yönergeler'in, hiyerarşik sistem içerisinde bir bütünlük teşkil etmesi ve birbirine ters düşmemesi gerekir. Uygulama birliği ancak bu şekilde sağlanabilir. Aksi takdirde yasa koyucu her düzenlediği yasada aynı terimlere farklı anlamlar yüklemiş olacaktır ki bu da yasa düzenleme ve uygulamanın ruhuna aykırı düşmektedir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 2. maddesinde ücretler, gelir vergisine tabi kazanç olarak kabul edilmiştir. Aynı yasanın 94. maddesinde, kamu kurumlarında çalışanların ücretlerinden (memurların aylıklarından) gelir vergisi kesileceği düzenlenmiştir. Madde 61'de ücret "ücret, işverene tabi belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir" şeklinde tanımlanmıştır. Maddenin devamında "ücretlerin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (mali sorumluluk tazminatı) tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez" denilmek suretiyle hangi ödemenin ücret kapsamında yer aldığı belirtilmiştir. Aynı maddede "bu kanunun uygulanmasında aşağıda yazılı ödemeler de ücret sayılır." başlığı altındaki paragrafın 1. bölümünde 23. maddenin 11 numaralı bendine göre istisna dışında kalan emekli, maluliyet, dul ve yetim aylıklarının ücret sayılacağı açıkça belirtilmiştir. Gelir Vergisi Kanunu Madde 3'de de resmi dairede çalışanlar mükellef olarak kabul edilmiştir. Anılan yasanın 2, 3, 94 ve 61. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, kamu kurumunda çalışan memurların aylıklarının ücret kapsamında değerlendirildiğinin ve 61. maddede yapılan ücret tanımının, memurların aylık tanımı için de geçerli olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu tanıma göre de memurun her ay düzenli ve sürekli olarak aldığı tüm meblağ aylık olarak kabul edilmelidir.

488 sayılı Damga Vergisi Kanunu'na göre aylıklar damga vergisine tabidir. Memur aylıklarında aile yardımı ve çocuk yardımı dışında tüm gelirlerden damga vergisi kesilmektedir. Aile yardımı ve çocuk yardımı bir nevi sosyal yardım olarak kabul edilmekte, diğer kalemler gelir ve aylık olarak değerlendirilmektedir.

Konu, T.C. Anayasası çerçevesinde ele alındığında, Anayasanın 5. maddesinde "devletin temel amacı ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyet ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." denmektedir. Madde 11'de "Anayasa hükümleri, yasama, yürütme, ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasa aykırı olamaz" şeklinde düzenleme getirilmiştir. Madde 49'da çalışma herkesin hakkı ve görevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barısını sağlamak için gerekli tedbirleri alır" denmiştir. Anayasanın 55. maddesindeki "ücret emeğin karşılığıdır." düzenlemesiyle ücret ve aylık konusunda net bir tanım yapılmıştır. Kişinin emeğinin karşılığında aldığı tüm meblağın, ücret ve aylık olarak değerlendirilmesi gereği anayasal bir zorunluluktur. Madde 86'da "....ödeneğin aylık tutarı en yüksek devlet memurunun almakta olduğu miktarı...." şeklindeki düzenleme ile devlet memurunun almakta olduğu miktarın aylık olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmektedir.

Devlet memurlarının aylıkları anayasa ve yasalarla güvence altına alınmıştır. 657 sayılı Kanunun 18. maddesinde "kanunlarda yazılı haller dışında devlet memurunun memurluğuna son verilemez, aylık ve başka hakları elinden alınamaz" denilmiştir. Bu maddedeki aylık tanımından, sadece gösterge ve ek göstergeden oluşan tutarın anlaşılması mümkün değildir. Zira 657 sayılı Kanun 1965 yılında yürürlüğe girdiğinden, memurun eline geçen tek kalem halindeki maaş ile, bugün memurun eline geçen çok kalemli maaşın, emeğin karşılığı ve satın alma gücü bakımından farkı bulunmamaktadır. O tarihte tek kalemde emeğin karşılığı verilirken, aynı emeğin karşılığı bugün çok kalemde sağlanmaktadır.

Dolayısıyla, çok kalemli olarak 44 yıl önceki tek kalemli maaşı karşılayan bugünkü maaştan bir veya birkaç kalemin geri alınması, 18. maddedeki hükme aykırı olmakta ve memura verilen hak geri alınmaktadır.657 sayılı yasayı yeniden inceleyecek olursak, 125. maddede yer alan aylıktan kesme cezasının ve 141. madde'de yer alan görevden uzaklaştırma halinde ödenecek 2/3 oranında aylığın, bütün ödeme kalemlerini içerdiği görülmektedir.

Diğer taraftan, her sene memur maaşlarına Bakanlar Kurulu tarafından yapılan zamlarda, verilen maaş katsayısı ile aylık gösterge, ek gösterge, taban aylık, kıdem aylığı, özel hizmet tazminatı, ek tazminat, makam tazminatı ve görev tazminatının hepsi birden hesaplanmaktadır. Başka bir ifade ile bu ödeneklerin tamamı her yıl devlet tarafından maaş kabul edilmektedir.

657 sayılı Kanunun 156. maddesinde dar kapsamlı yoruma mahal vermeyecek bir düzenleme getirilmiş ve "kurumların yurt dışı kuruluşlarına dâhil kadrolarında görev alan Devlet memurlarının aylıkları. 155. maddeye göre tespit edilen aylık tutarından, .... Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilecek emsal ile çarpılmasından hasıl olacak miktar üzerinden ödenir." ifadesini kullanmıştır. 155. maddenin hemen devamındaki bu madde dahi, aylık kavramının sadece gösterge ve ek gösterge toplamını ifade etmediğini açıklıkla göstermektedir.

Aynı kanunun 164. Maddesinde "...emekliye ayrılma ve ölüm hallerinde o aya ait peşin ödenen aylık geri alınmaz" denmektedir. Bu maddeye, 155. maddedeki dar kapsamlı yorum yapılarak bulunan aylık tanımı uygulanacak olursa, ek gösterge ve gösterge toplamından oluşan meblağın geri alınmayıp, diğer kalemlerin geri alınması gerektiği yorumunun çıkarılması gerekir. Oysa uygulamada, aylık adı altında ödenen ve tüm kalemlerden oluşan toplam tutar geri alınmamaktadır.

657 sayılı yasanın ücretsiz izin ile ilgili düzenlemelerinde de aynı mantıkla gidilirse, ücretsiz izinli sayılan memura, gösterge ve ek gösterge ödenmeyip, diğer tüm kalemlerin ödenmesi gerekir.

1870 sayılı Kadroları İl Özel İdarelerine Ait Bulunan Kütüphane ve Müze Personelinin Aylıklarının Genel Bütçeden Ödenmesi Hakkında Kanun, uygulamada yol gösterici olabilir. Bu kanunda aylık, yasa ismi olarak kullanılmaktadır. Bu yasanın 1. maddesinde "Kültür Bakanlığı'na bağlı İl, İlçe, Bucak ve Köylerdeki Kütüphaneler ile müze ve ören yerlerinde görevlendirilen ve aylıklarını Özel İdare bütçesinden alan memur, hizmetli ve bekçi gibi personelin aylıkları ve her türlü özlük giderleri genel bütçeden ödenir" denilmekte, aylık kavramından, çalışana her ay sürekli ödenen meblağın kastedildiği anlaşılmaktadır. Aksi taktirde, aylık kavramından, sadece gösterge ve ek gösterge toplamını anlayacak olursak, bunun dışındaki gelirlerin nasıl ve hangi bütçeden ödeneceği muallakta kalmakta ve uygulama imkansızlığı doğmaktadır.Tüm bu yasa maddelerinden ve açıklamalardan anlaşılacağı gibi, aylık kavramından bahsedildiğinde, bu kavramın, memurun her ay düzenli ve sürekli olarak aldığı tüm meblağı ifade ettiği, açıklıkla anlaşılmaktadır.

Yasaların uygulamasına yönelik ve açıklayıcı olan yargı kararlarında da bu konuya ilişkin emsal hükümler bulunmaktadır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2002/28687 E. - 2003/1161 K. sayılı, 27.01.2003 tarihli kararında "3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufları Değerlendirilmesine Dair Kanun gereğince çalışanların maaşından kesilen anaparanın ve buna ilişkin nemanın maaştan sayılması gerekeceğinden İ.İ.K.md. 83'deki koşullar dairesinde haczi mümkündür" denilmektedir. Yargıtay'ın bu kararında nema dahi maaş olarak kabul edildiğine göre, bir memurun her ay sürekli ve düzenli aldığı meblağın maaş olarak kabul edilmemesi mümkün değildir. Anılan Yargıtay kararı durumu netleştirmektedir.Sayıştay 5. Dairesi'nin 9963 K. sayılı 25.01.2001 tarihli kararında "193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 61. maddesi uyarınca öğretmenlerin aylıkla ödüllendirilmesi nedeni ile yapılan ödemeler ücret kapsamına girdiğinden, yine aynı kanunun 94. maddesinde belirtilen %20 oranı üzerinden vergi kesintisi yapılması gerekeceğine karar verildi" denilmekle, memur aylıklarının ücret kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve ücret tanımından da, kişinin hizmeti karşılığı her ay aldığı meblağın kastedildiği açıklığa kavuşturulmuştur. Sayıştay'ın bu kararı ile aylık kavramı net olarak tanımlanmıştır. Yine Sayıştay 3. Dairesi'nin 74 K. sayılı 22.06.2000 tarihli kararında devlet memurunun ücretsiz izinli olduğu dönemde kadro ile ilgisi devam etmekte ise de memur olan diğer eşe aile yardımı ödenmesinde mevzuata aykırılık olmadığına karar verilmiştir. Bu karardan anlaşılacağı üzere, memur ücretsiz izinli iken kendisine aylık adı altında hiçbir ödemenin yapılmadığı ve bu nedenle diğer memur olan eşe aile yardımı ödenebileceği hükme bağlanmıştır. Bu kararda da aylık tanımı açıklanmış olmaktadır. Sayıştay 5. Dairesinin 9567 K. sayılı 13.04.1999 tarihli kararında, ücretin işverene tabi olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para olduğu ve Gelibolu Kadastro Müdürlüğü'nde çalışan memurların aylıklarının da bu kapsamda değerlendirileceği açıklığa kavuşturulmuştur.

Sayıştay Temyiz Kurulu'nun 25673 K. sayılı, 14.05.2002 tarihli kararında taban ve kıdem aylığının da aylığın birer unsuru olduğu kesin olarak karara bağlanmıştır. Oysa düzenlenen kararda aylık kavramının sadece gösterge ve ek göstergeden oluştuğu gerekçesi ile fazla ödeme yapıldığı iddia edilmiştir. Sayıştay Temyiz Kurulu'nun bu kararı dahi bu tezi çürütmekte ve aylığın sadece gösterge ve ek gösterge toplamından ibaret olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla Memura sürekli ve her ay ödenen diğer kalemlerin de aylık kapsamında değerlendirilmesi kaçınılmaz hale gelmektedir. Danıştay 11. Dairesi'nin 2004/3837 E., 2005/612 K. sayılı, 15.02.2005 tarihli kararında "6183 sayılı Kanun madde 71'de aylığın 1/4 ünden az, 1/3'den çok kesinti olamayacağı 1/2 oranında kesinti yapılamayacağı" hükme bağlanmıştır. Bu kararda kastedilen aylık kavramının da hizmet karşılığı alman tüm bedeli ifade ettiği açıktır. Yapılan açıklamalarımız ile Anayasa, yasa hükümleri ve yargı kararlarından anlaşılacağı gibi, genel müdürlüğümüz memur personeline, 2560 sayılı yasa uyarınca yılda iki kez ödenen ikramiye hesaplamasında, herhangi bir aykırılık bulunmadığı ve uygulamanın mevzuata uygun olduğu ortaya çıkmaktadır.

375 sayılı KHK ve ilgili mevzuatında hakedişlerin kazanılmasında ve ödenmesi hususunda: "657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve diğer personel kanunlarının aylıklarla ilgili hükümleri uygulanır." denilmekle, ödemelerin içeriği değil, zamanı ve şekli ile ilgili esaslar belirlenmiştir.375 sayılı KHK nin 1/A/son maddesinde geçen, "Bu göstergeler 657 sayılı Kanun ve diğer personel kanunlarına ve kanun hükmünde kararnamelere göre her ne ad altında olursa olsun ödenmekte olan zam, tazminat, ödenek, ücret ve benzeri ödemelerin hesabında dikkate alınmaz." hükmü, açıkça belirtilmeyen memur ikramiyesini kapsamamaktadır. Kararın konusu, aylık veya maaş kavramlarının kapsamıdır. Konu ile ilgili olarak 25 Mart 2008 Tarihli resmi Gazetede yayımlanan E.2005/2 K.2007/1 Sayılı Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurul Kararının 7.Sayfasında Aylık Kavramı incelenmiştir. Kararın ilgili bölümünde "...Ek Gösterge ve değişik adlar altında yapılan ödemeler ile Aylık arasında niteliği itibarı ile bir fark bulunmamakta (kararda sehven bulunmakta yazmaktadır) bunlar, Aylık adı altında birleştirilebilecek sebebi, amacı ve işlevi aynı olan parasal bir hakkın unsurlarını oluşturmaktadır." Denilmek sureti ile Kurul İradesi net bir biçimde ortaya konmuş olup, Mali Konularda Türkiye'nin yetkili müesseselerinden biri Danıştay olup, Danıştay'ın en yetkili organı da İçtihatları Birleştirme Kuruludur. Yukarıda arz edilen hukuki düzenlemeler ve görüşler esas alınmak suretiyle bir değerlendirme yapıldığında, Genel Müdürlüğümüz memur personeline yılda iki maaş tutarında ödenen ikramiyelerin gösterge, ek gösterge, taban aylık, kıdem aylığı, yan ödeme, zam, tazminat ve her türlü ödeneği kapsaması mevzuata uygun bulunmaktadır.

Diğer taraftan Sayıştay 4. Daire Başkanlığına arz ettiğimiz ikramiyeye yönelik açıklamalarımız ve yargı kararlarına rağmen Sayıştay Daire Başkanlığımız tarafından tazmine karar verilmiş olup bu durum karşısında;

Gerek 6289 Sayılı Kanunun 30. maddesi ile 4688 Sayılı kanuna ek 14. geçici maddenin 2. fıkrası ve gerekse 6009 sayılı Kanunun Geçici 8. Maddesine göre, Büyükşehir Belediyesine bağlı olarak görev yapan İdaremiz personeline yapılan ek ödeme niteliğindeki ikramiye ve makam-görev tazminatlarının aynı nitelikteki düzenlemelere göre idari ve mali yargılama ve takibe konu edilmeyeceği hükme bağlandığından tazmin kararlarının bu yönden de incelenerek ortadan kaldırılması gerekmektedir. Çünkü hiçbir yasal dayanağı bulunmayan geçmiş yıllara ilişkin memur toplu iş sözleşmeleri esas alınarak yapılan ödemelerin dahi bir nevi af kapsamına alındığı bu düzenlemenin her ne ad altında olursa olsun ifadesi esas alınarak açıkça yasal dayanağı bulunan ikramiye için öncelikle karara esas alınması gerekmektedir.” Şeklindeki dilekçeleri ile tazmin hükmünün kaldırılmasını talep etmektedirler.

Sayıştay Başsavcılığı: “657 sayılı Kanunun “Memurlara ödenecek Aylık Tutarları” başlıklı 155. maddesinde “Aylık” kavramı; her derecesi için tespit edilen göstergeler ile görevin niteliğine göre belirlenen ek göstergeler toplamının Bütçe Kanununda saptanan katsayıyla çarpımı sonucu bulunan tutar olarak tanımlanmıştır.

Dolayısıyla; Dairesinin, 375 sayılı KHK’nin 1. maddesinde yer alan hükme dayalı gerekçeli kararının korunarak, sorumlu taleplerinin reddedilmesi uygun mütalaa edilmektedir.” Şeklinde görüş belirtmiştir.

Dilekçiler ikinci dilekçelerinde; Sayıştay Temyiz Kurulu’nun 34381 tutanak sayılı, ASKİ genel Müdürlüğü için verilen karar emsal gösterilerek tazmin hükmünün kaldırılmasını talep etmişlerdir.

Sayıştay Başsavcılığı ikinci karşılama yazısında; ilk mütalaa yazılarına göre karara bağlanmasının uygun olacağını belirtmiştir.

2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun ek 5. Maddesine göre bu kanun diğer büyükşehir belediyeleri hakkında da uygulanmaktadır. Kanunun 1. Maddesinin son fıkrasıyla İSKİ personeli 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi tutulmuştur. Kanunun 6.maddesinin d bendinde yılda iki maaşı geçmemek üzere verilecek ikramiyelerin miktar ve zamanını belirleme görevi Genel Kurul’a verilmiştir.

657 sayılı Kanunun “Memurlara Ödenecek Aylık Tutarları” başlıklı 155. maddesinde, “Bu kanunun 36 ncı maddesinde yer alan sınıflara ait gösterge tablosundaki rakamların, genel bütçe kanununda o yıl için tespit edilen katsayı ile çarpılması sonunda bulunacak miktar, sınıfların derece ve kademelerindeki memurların aylık tutarlarını gösterir.”,

“Göstergeler” başlıklı 43. maddesinin B bendinde; “Ek Gösterge: Bu Kanuna tabi kurumların kadrolarında bulunan personelin aylıkları; hizmet sınıfları, görev türleri ve aylık alınan dereceler dikkate alınarak bu kanuna ekli I ve II sayılı cetvellerde gösterilen ek gösterge rakamlarının eklenmesi suretiyle hesaplanır.” ,

Hükümlerine yer verilmek suretiyle “Aylık” kavramı, her derece için tespit edilen göstergeler ile görevin niteliğine göre belirlenen ek göstergeler toplamının Bütçe Kanununda saptanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunan tutar olarak tanımlanmıştır.

Danıştay 1. Dairesinin 06.05.1999 tarih ve 1999/81 Karar No.lu Kararında da, 657 sayılı Kanunun 155 ve 43/(B) maddesine atıf yapılarak aylık tanımının, 657 sayılı Kanunda her derece için tespit edilen göstergeler ile varsa görevin niteliğine göre belirlenen ek göstergeler toplamının kanunlar gereği saptanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunan tutarı ifade ettiği, aylık tanımının diğer ödeme unsurlarını da kısmen ya da tamamen kapsayacak şekilde ancak yeni bir yasal düzenlemeyle değiştirilebileceği, böyle bir düzenleme yapılmadıkça 657 sayılı Kanunda yer alan aylık tanımının diğer ödeme unsurlarını da kapsayacak şekilde yorum yoluyla değiştirilmesinin mümkün olmayacağı, yılda iki maaşı geçmeyen ikramiye uygulamasına ilişkin tutarın hesaplanmasında, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda tanımı yapılan aylık tutarın dışında kalan diğer ödeme unsurlarının dikkate alınmasına hukuken olanak bulunmadığı görüşüne varılmıştır.

Diğer taraftan, 375 sayılı Devlet Memurları Ve Diğer Kamu Görevlilerine Memuriyet Taban Aylığı ve Kıdem Aylığı İle Ek Tazminat Ödenmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 1. maddesinde “Bu göstergeler 657 sayılı Kanun ve diğer personel kanunlarına ve kanun hükmünde kararnamelere göre her ne ad altında olursa olsun ödenmekte olan zam, tazminat, ödenek, ücret ve benzeri ödemelerin hesabında dikkate alınmaz.” Denilmektedir. Düzenlemede her ne kadar “ikramiye” ifadesine yer verilmese de, “her ne ad altında olursa olsun” ile “ve benzeri ödemeler” ibarelerinden, kapsamın sadece sayılan ödeme türleriyle sınırlı olmadığı, “ikramiye” hesabına da taban ve kıdem aylığının dahil edilmeyeceği açıkça anlaşılmaktadır.

Aylık kavramı, 657 sayılı Kanunda her derece için tespit edilen göstergeler ile varsa görevin niteliğine göre belirlenen ek göstergeler toplamının kanunlar gereği saptanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunan tutarı ifade ettiğinden, tazminat ve zamların da ikramiye hesabına dahil edilmesi mümkün değildir.

Dilekçiler, 6289 sayılı kanunun 30. Maddesi ile 4688 sayılı kanuna eklenmiş olan geçici 14. Maddesinin 2. Fıkrasında yer alan hükmün dikkate alınmasını istemişse de; sözkonusu hüküm sosyal yardım ödemeleri gibi hiçbir mevzuata dayanmadan yapılan ödemeleri kapsadığından tazmine konu ödemeyi bu kanun kapsamında değerlendirmek mümkün değildir.

Bu itibarla, 1029 sayılı ilamın 1’inci maddesiyle verilen toplam 229.963,55 TL.’ye tazmin hükmünün TASDİKİNE,

Karar verildiği 01.07.2014 tarih ve 39303 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.