Temyiz Karar Detayı
Kamu İdaresi
Yılı
2009
Daire
3
Dosya No
36501
Tutanak No
39717
Tutanak Tarihi
02.12.2014
Konu
KARAR
Duruşma talebinde bulunan dilekçiye 14.11.2014 tarihinde duruşma günü bildirilmiş olmasına karşın duruşmaya katılmadığından, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369. maddesi hükmü uyarınca dosya üzerinde ve gıyabında, gereği görüşüldü;
400 sayılı İlam’ın 1. maddesi ile Beykoz Belediyesi'nin temizlik işlerini hizmet alımı suretiyle gördürdüğü Yön Temizlik Peyzaj İnş. San. Tic. Ltd. Şti.’ne 2006, 2007 ve 2008 yılı hakediş bedellerinin zamanında ödenmemesi nedeniyle yüklenici firmaca icra takibi başlatılması üzerine 06.05.2009 tarihinde ilgili firma ile 1.800.000 TL’nin ilgili firmaya ödenmesini öngören bir protokol imzalanması; bu tutarın da yüklenici firmaya ödenen faiz, icra dairesine ödenen tahsil harcı, avukatlık vekalet ücreti, icra masrafı ve diğer masrafları içermesi nedeniyle 1.800.000 TL’ye tazmin hükmü verilmiştir.
Dilekçi birinci dilekçesinde özetle; belediyenin mevzuattan kaynaklanan tüm giderlerinin 5393 sayılı Kanunun 60. maddesinde yer aldığını, bahse konu harcamanın kaynağının da genel hükümler, sözleşme hukuku ve mahkeme kararı olduğunu,
Muhasebe Yetkililerinin Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in "Ödemelerin Yapılmasında Öncelik” başlıklı 31. maddesinde;
“Kamu idarelerinin nakit mevcudunun tüm ödemeleri karşılayamaması halinde giderler, muhasebe kayıtlarına alınma sırasına göre ödenir. Ancak, bu ödemelerin yapılması sırasında sırasıyla;
a) Kanunları gereğince diğer kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, prim, fon kesintisi, pay ve benzeri tutarlara,
b) Tarifeye bağlı ödemelere,
c) İlama bağlı borçlara,
d) Ödenmemesi halinde gecikme zammı ve faiz doğuracak ödemelere,
e) Ödenmesi talep edilen emanet hesaplarındaki tutarlara, öncelik verilir.
Kamu idarelerinin nakit mevcudunun yeterli olması durumunda ödemeler, ödeme emri belgelerinin muhasebe biriminin kayıtlarına giriş sırasına göre yapılır. Ödeme emri belgesi ve eki belgeler üzerinde 29 uncu maddeye göre yapılan kontroller sonucunda noksanlığı tespit edilerek tamamlanmak üzere kamu idaresinin ilgili birimine iade edilen ödeme emri belgeleri tamamlanarak muhasebe birimi kayıtlarına girdikten sonra, tutan, yeni giriş sırasına göre ödenir." denildiğini,
Görüleceği üzere bu hükmün nakit mevcudunun yeterliliğini dikkate alan, diğer bir ifadeyle nakit yetersizliği gibi bir ihtimalin varlığını göz önünde bulunduran bir içerik taşıdığını ve böyle bir durumda ödemelerin hangi sırayla ödenmesi gerektiğini düzenlediğini,
Bu nedenle böyle bir harcamaya katlanılmasının altında yatan sebebin nakit sıkıntısı olup olmadığının, hükme uygun davranılıp davranılmadığının irdelenmesi gerektiğini, İçişleri Bakanlığının 2011/469 sayılı ve 26.10.2011 tarihli Mülk.Tef.Ku.Bşk. 2011/469 no ve 26.10.2011 tarihli kararında bu konunun açık, net ve detaylı bir şekilde incelenerek: iddiaların aksine 3 sene boyunca hakedişlerin nakit imkanlar çerçevesinde bir kısmının ödendiği, mahkeme kararlarıyla sabit olup toplam 2.403.074,44TL olarak hesaplanan Belediye borcunun, ilgili firma temsilcisi ile Beykoz Belediye Başkanlığı arasında 06.05.2009 tarihinde imzalanan Protokolle "1.800.000TL'ye indirilerek ödenmesi" konusunda mutabakata varıldığı, bu ödemelerin 5393 sayılı Kanunun 60. maddesinde sayılan giderlerden olmadığı görülmekte ise de; ihale konusunun aynı Kanunun 14. maddesinde sayılan "belediyelerin zorunlu görev ve sorumlulukları" arasında bulunduğu, tahmini belediye bütçesinde ödeneği bulunan herhangi bir hizmet için bütçede ödenek ayrılmış olmasının, belediyede bu ödenek miktarı kadar nakit mevcudunun da bulunduğu anlamına gelmediği; hakediş bedellerinin, bütçeye yeterli ödenek konulmuş olmasına rağmen, "belediye gelirlerinin ve nakit mevcudunun yeterli bulunmaması" nedeniyle ödenemediği; söz konusu hakediş bedellerinin zamanında ve sözleşmede öngörülen sürelerde ödenememesinin, keyfi ve kasıtlı bir uygulama olmadığı ve zorunluluktan kaynaklandığı; ayrıca Muhasebe Yetkililerinin Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in "Ödemelerin Yapılmasında Öncelik” başlıklı 31. maddesine rağmen firmaya ödenen bu tutar ile ilgili olarak Harcama Yetkilisi, Muhasebe Yetkilisi ve Gerçekleştirme Görevlilerine Sayıştay'ca herhangi bir mali sorumluluk yüklenmemiş olduğu tespitinin ortaya konulduğunu ve soruşturma izni verilmemesine karar verildiğini,
Söz konusu ödemenin mahkeme kararı üzerine yapıldığını, hatta firmayla sulh olunarak bu tutardan da indirime gidildiğini (2.403.074 TL yerine protokolle 1.800.000 TL ödendiğini), mahkeme kararını da Anayasanın 2 ve 138. maddesi, 2577 sayılı Kanunun 28. maddesinin 1. fıkrası gereği uygulamaya mecbur olduklarını,
5189/1 sayılı sorumluluğa ilişkin Sayıştay Genel Kurul kararında 5018 sayılı Kanunla kusursuz sorumluluk ilkesinden vazgeçilip kusur sorumluluğuna geçildiğinin vurgulandığını, 5018 sayılı Kanuna göre mali sorumluluğun şartlarının kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem, eylem bulunması, ortada bir kamu zararı olması ve mevzuata aykırı karar, işlem ve eylemle zarar arasında bir illiyet bağı olması olduğunu, temyize konu ödeme ile ilgili olarak kasıt, kusur ve ihmallerinin bulunmadığını,
Sayıştay Temyiz Kurulunun idare aleyhine kesinleşmiş bir ilam hükmünün infazı nedeniyle sorumluluk yüklenemeyeceğine dair 25.11.2008 tarih ve 3047 tutanak sayılı, sınırlı nakit mevcudu ile hareket etmek zorunda olan işletmenin, vergi ve diğer kesintileri zamanında ödememesinin nakit sıkıntısından kaynaklanması nedeniyle tazmin hükmünün kaldırılmasına hükmettiği 16.02.1999 tarih ve 30034 tutanak sayılı ve 25.03.2008 tarih ve 27394 tutanak sayılı kararlarının bulunduğunu belirtip söz konusu kararlardan alıntılar yaparak tazmin hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir.
Başsavcılık birinci karşılamasında; “İlgili dilekçesinde; sorumlu tutulduğu madde ile alakalı olarak belirttiği gerekçelerin mevzuata uygun olduğunu ileri sürerek yapılan ödemelerle ilgili tazmin hükmünün kaldırılmasını talep etmektedir.
Mahkeme kararlarını uygulamak yasal zorunluluktur. Uygulanmadığı takdirde sorumlu duruma düşülür. Bu yüzden sorumlunun aklanmasına karar verilmesi uygun olur. Ancak hakediş bedellerinin zamanında ödenmemesi hususunun değerlendirilmesi için İçişleri Bakanlığı’na yazılması uygun olur.” şeklinde görüş bildirmiştir.
Dilekçi ikinci dilekçesinde özetle; konunun İçişleri Bakanlığı'nca idari yönden incelemeye tabi tutulduğu ve 2011/469 sayılı ve 26.10.2011 tarihli kararla soruşturma açılmasını gerektirir bir aykırılığın mevcut olmadığına karar verildiğini bildirmesi üzerine ise;
Başsavcılık ikinci karşılamasında; “Başsavcılığımızın 17.05.2012 tarih ve 11192-18128 sayılı yazısında yer alan, sorumlunun aklanması yönündeki görüşü korunmaktadır.” şeklinde görüş bildirmiştir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun "Kişisel sorumluluk ve zarar" başlıklı 12. maddesinde;
"Devlet memurları, görevlerini dikkat ve itina ile yerine getirmek ve kendilerine teslim edilen Devlet mallarım korumak ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri almak zorundadır.
Devlet memurlarının kasıt, kusur ve ihmal veya tedbirsizliği sonucu idare zarara uğratılmışsa, bu zararın ilgili memur tarafından rayiç bedeli üzerinden ödenmesi esastır.
(…)"
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun "Kamu zararı" başlıklı 71. maddesinde;
"Kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.
Kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edilen kamu zararı, zararın oluştuğu tarihten itibaren ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faiziyle birlikte ilgililerden tahsil edilir.
(…)"
5018 sayılı Kanunun “Ödenemeyen Giderler ve Bütçeleştirilmiş Borçlar” başlıklı 34. maddesinde;
“Kamu idarelerinin nakit mevcudunun tüm ödemeleri karşılayamaması halinde giderler, muhasebe kayıtlarına alınma sırasına göre ödenir. Ancak, sırasıyla kanunları gereğince diğer kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, prim, fon kesintisi, pay ve benzeri tutarlara, tarifeye bağlı ödemelere, ilama bağlı borçlara, ödenmemesi halinde gecikme cezası veya faiz gibi ek yük getirecek borçlara ve ödenmesi talep edilen emanet hesaplarındaki tutarlara öncelik verilir.
(…)” hükümleri yer almaktadır.
Anılan mevzuat hükümleri uyarınca temyize konu gecikme cezasının bütçeye getireceği yük düşünülerek öncelikle ödenmesi gerekmektedir.
Belediyelerin görev, yetki ve sorumluluk alanlarına giren konulara ilişkin olmak üzere bütçelerinden yapabilecekleri giderler sıralı şekilde 5393 sayılı Kanunun 60. maddesinde sayılmış olduğundan, bunların dışındaki gider kalemlerinin bütçeden ödenmesi mümkün değildir. Söz konusu 60. maddede, 14. maddede sayılan görevlerin yerine getirilebilmesi için 15. madde çerçevesinde verilen yetki ve imtiyazlar çerçevesinde yapılacak olan borçlanmalar karşılığı ödenecek faiz giderleri dışında herhangi bir faiz gideri sayılmadığından; vekalet ücreti ve kanuni faiz giderlerinin belediye bütçesinden ödenmesi mümkün bulunmamaktadır.
Ancak 5393 sayılı Belediye Kanununun 14. maddesiyle belediyenin görev ve sorumlulukları arasında sayılan hizmetlere yönelik olarak temizlik işleri hizmet alımı ihalesi gerçekleştirildiği, 2009 yılına ilişkin Sayıştay Raporu ve İçişleri Bakanlığı kararında da belirtildiği gibi, Belediyenin nakit mevcutlarının bu ihale kapsamında ödenmesi gereken hakediş tutarlarını karşılamada yetersiz kaldığı, hakediş bedellerinin belediye gelirlerinin ve nakit mevcudunun yeterli olmaması nedeniyle tam olarak ödenemediği, ödemelerde oluşan gecikmeler nedeniyle konunun dava konusu edildiği ve ödenmesi gereken giderlerin mahkeme kararına dayandığı, ayrıca alacaklı şirketle belediye arasında akdedilen protokol sonucu çeşitli mahkeme kararlarıyla hükmolunan tutarlardan da indirime gidilerek ödenecek tutarın belirlendiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, dilekçi talebinin kabulü ile 400 sayılı İlam’ın 1. maddesiyle 1.800.000,00 TL’ye ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün KALDIRILMASINA,
Karar verildiği 02.12.2014 tarih ve 39717 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.
400 sayılı İlam’ın 1. maddesi ile Beykoz Belediyesi'nin temizlik işlerini hizmet alımı suretiyle gördürdüğü Yön Temizlik Peyzaj İnş. San. Tic. Ltd. Şti.’ne 2006, 2007 ve 2008 yılı hakediş bedellerinin zamanında ödenmemesi nedeniyle yüklenici firmaca icra takibi başlatılması üzerine 06.05.2009 tarihinde ilgili firma ile 1.800.000 TL’nin ilgili firmaya ödenmesini öngören bir protokol imzalanması; bu tutarın da yüklenici firmaya ödenen faiz, icra dairesine ödenen tahsil harcı, avukatlık vekalet ücreti, icra masrafı ve diğer masrafları içermesi nedeniyle 1.800.000 TL’ye tazmin hükmü verilmiştir.
Dilekçi birinci dilekçesinde özetle; belediyenin mevzuattan kaynaklanan tüm giderlerinin 5393 sayılı Kanunun 60. maddesinde yer aldığını, bahse konu harcamanın kaynağının da genel hükümler, sözleşme hukuku ve mahkeme kararı olduğunu,
Muhasebe Yetkililerinin Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in "Ödemelerin Yapılmasında Öncelik” başlıklı 31. maddesinde;
“Kamu idarelerinin nakit mevcudunun tüm ödemeleri karşılayamaması halinde giderler, muhasebe kayıtlarına alınma sırasına göre ödenir. Ancak, bu ödemelerin yapılması sırasında sırasıyla;
a) Kanunları gereğince diğer kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, prim, fon kesintisi, pay ve benzeri tutarlara,
b) Tarifeye bağlı ödemelere,
c) İlama bağlı borçlara,
d) Ödenmemesi halinde gecikme zammı ve faiz doğuracak ödemelere,
e) Ödenmesi talep edilen emanet hesaplarındaki tutarlara, öncelik verilir.
Kamu idarelerinin nakit mevcudunun yeterli olması durumunda ödemeler, ödeme emri belgelerinin muhasebe biriminin kayıtlarına giriş sırasına göre yapılır. Ödeme emri belgesi ve eki belgeler üzerinde 29 uncu maddeye göre yapılan kontroller sonucunda noksanlığı tespit edilerek tamamlanmak üzere kamu idaresinin ilgili birimine iade edilen ödeme emri belgeleri tamamlanarak muhasebe birimi kayıtlarına girdikten sonra, tutan, yeni giriş sırasına göre ödenir." denildiğini,
Görüleceği üzere bu hükmün nakit mevcudunun yeterliliğini dikkate alan, diğer bir ifadeyle nakit yetersizliği gibi bir ihtimalin varlığını göz önünde bulunduran bir içerik taşıdığını ve böyle bir durumda ödemelerin hangi sırayla ödenmesi gerektiğini düzenlediğini,
Bu nedenle böyle bir harcamaya katlanılmasının altında yatan sebebin nakit sıkıntısı olup olmadığının, hükme uygun davranılıp davranılmadığının irdelenmesi gerektiğini, İçişleri Bakanlığının 2011/469 sayılı ve 26.10.2011 tarihli Mülk.Tef.Ku.Bşk. 2011/469 no ve 26.10.2011 tarihli kararında bu konunun açık, net ve detaylı bir şekilde incelenerek: iddiaların aksine 3 sene boyunca hakedişlerin nakit imkanlar çerçevesinde bir kısmının ödendiği, mahkeme kararlarıyla sabit olup toplam 2.403.074,44TL olarak hesaplanan Belediye borcunun, ilgili firma temsilcisi ile Beykoz Belediye Başkanlığı arasında 06.05.2009 tarihinde imzalanan Protokolle "1.800.000TL'ye indirilerek ödenmesi" konusunda mutabakata varıldığı, bu ödemelerin 5393 sayılı Kanunun 60. maddesinde sayılan giderlerden olmadığı görülmekte ise de; ihale konusunun aynı Kanunun 14. maddesinde sayılan "belediyelerin zorunlu görev ve sorumlulukları" arasında bulunduğu, tahmini belediye bütçesinde ödeneği bulunan herhangi bir hizmet için bütçede ödenek ayrılmış olmasının, belediyede bu ödenek miktarı kadar nakit mevcudunun da bulunduğu anlamına gelmediği; hakediş bedellerinin, bütçeye yeterli ödenek konulmuş olmasına rağmen, "belediye gelirlerinin ve nakit mevcudunun yeterli bulunmaması" nedeniyle ödenemediği; söz konusu hakediş bedellerinin zamanında ve sözleşmede öngörülen sürelerde ödenememesinin, keyfi ve kasıtlı bir uygulama olmadığı ve zorunluluktan kaynaklandığı; ayrıca Muhasebe Yetkililerinin Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in "Ödemelerin Yapılmasında Öncelik” başlıklı 31. maddesine rağmen firmaya ödenen bu tutar ile ilgili olarak Harcama Yetkilisi, Muhasebe Yetkilisi ve Gerçekleştirme Görevlilerine Sayıştay'ca herhangi bir mali sorumluluk yüklenmemiş olduğu tespitinin ortaya konulduğunu ve soruşturma izni verilmemesine karar verildiğini,
Söz konusu ödemenin mahkeme kararı üzerine yapıldığını, hatta firmayla sulh olunarak bu tutardan da indirime gidildiğini (2.403.074 TL yerine protokolle 1.800.000 TL ödendiğini), mahkeme kararını da Anayasanın 2 ve 138. maddesi, 2577 sayılı Kanunun 28. maddesinin 1. fıkrası gereği uygulamaya mecbur olduklarını,
5189/1 sayılı sorumluluğa ilişkin Sayıştay Genel Kurul kararında 5018 sayılı Kanunla kusursuz sorumluluk ilkesinden vazgeçilip kusur sorumluluğuna geçildiğinin vurgulandığını, 5018 sayılı Kanuna göre mali sorumluluğun şartlarının kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem, eylem bulunması, ortada bir kamu zararı olması ve mevzuata aykırı karar, işlem ve eylemle zarar arasında bir illiyet bağı olması olduğunu, temyize konu ödeme ile ilgili olarak kasıt, kusur ve ihmallerinin bulunmadığını,
Sayıştay Temyiz Kurulunun idare aleyhine kesinleşmiş bir ilam hükmünün infazı nedeniyle sorumluluk yüklenemeyeceğine dair 25.11.2008 tarih ve 3047 tutanak sayılı, sınırlı nakit mevcudu ile hareket etmek zorunda olan işletmenin, vergi ve diğer kesintileri zamanında ödememesinin nakit sıkıntısından kaynaklanması nedeniyle tazmin hükmünün kaldırılmasına hükmettiği 16.02.1999 tarih ve 30034 tutanak sayılı ve 25.03.2008 tarih ve 27394 tutanak sayılı kararlarının bulunduğunu belirtip söz konusu kararlardan alıntılar yaparak tazmin hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir.
Başsavcılık birinci karşılamasında; “İlgili dilekçesinde; sorumlu tutulduğu madde ile alakalı olarak belirttiği gerekçelerin mevzuata uygun olduğunu ileri sürerek yapılan ödemelerle ilgili tazmin hükmünün kaldırılmasını talep etmektedir.
Mahkeme kararlarını uygulamak yasal zorunluluktur. Uygulanmadığı takdirde sorumlu duruma düşülür. Bu yüzden sorumlunun aklanmasına karar verilmesi uygun olur. Ancak hakediş bedellerinin zamanında ödenmemesi hususunun değerlendirilmesi için İçişleri Bakanlığı’na yazılması uygun olur.” şeklinde görüş bildirmiştir.
Dilekçi ikinci dilekçesinde özetle; konunun İçişleri Bakanlığı'nca idari yönden incelemeye tabi tutulduğu ve 2011/469 sayılı ve 26.10.2011 tarihli kararla soruşturma açılmasını gerektirir bir aykırılığın mevcut olmadığına karar verildiğini bildirmesi üzerine ise;
Başsavcılık ikinci karşılamasında; “Başsavcılığımızın 17.05.2012 tarih ve 11192-18128 sayılı yazısında yer alan, sorumlunun aklanması yönündeki görüşü korunmaktadır.” şeklinde görüş bildirmiştir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun "Kişisel sorumluluk ve zarar" başlıklı 12. maddesinde;
"Devlet memurları, görevlerini dikkat ve itina ile yerine getirmek ve kendilerine teslim edilen Devlet mallarım korumak ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri almak zorundadır.
Devlet memurlarının kasıt, kusur ve ihmal veya tedbirsizliği sonucu idare zarara uğratılmışsa, bu zararın ilgili memur tarafından rayiç bedeli üzerinden ödenmesi esastır.
(…)"
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun "Kamu zararı" başlıklı 71. maddesinde;
"Kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.
Kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edilen kamu zararı, zararın oluştuğu tarihten itibaren ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faiziyle birlikte ilgililerden tahsil edilir.
(…)"
5018 sayılı Kanunun “Ödenemeyen Giderler ve Bütçeleştirilmiş Borçlar” başlıklı 34. maddesinde;
“Kamu idarelerinin nakit mevcudunun tüm ödemeleri karşılayamaması halinde giderler, muhasebe kayıtlarına alınma sırasına göre ödenir. Ancak, sırasıyla kanunları gereğince diğer kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, prim, fon kesintisi, pay ve benzeri tutarlara, tarifeye bağlı ödemelere, ilama bağlı borçlara, ödenmemesi halinde gecikme cezası veya faiz gibi ek yük getirecek borçlara ve ödenmesi talep edilen emanet hesaplarındaki tutarlara öncelik verilir.
(…)” hükümleri yer almaktadır.
Anılan mevzuat hükümleri uyarınca temyize konu gecikme cezasının bütçeye getireceği yük düşünülerek öncelikle ödenmesi gerekmektedir.
Belediyelerin görev, yetki ve sorumluluk alanlarına giren konulara ilişkin olmak üzere bütçelerinden yapabilecekleri giderler sıralı şekilde 5393 sayılı Kanunun 60. maddesinde sayılmış olduğundan, bunların dışındaki gider kalemlerinin bütçeden ödenmesi mümkün değildir. Söz konusu 60. maddede, 14. maddede sayılan görevlerin yerine getirilebilmesi için 15. madde çerçevesinde verilen yetki ve imtiyazlar çerçevesinde yapılacak olan borçlanmalar karşılığı ödenecek faiz giderleri dışında herhangi bir faiz gideri sayılmadığından; vekalet ücreti ve kanuni faiz giderlerinin belediye bütçesinden ödenmesi mümkün bulunmamaktadır.
Ancak 5393 sayılı Belediye Kanununun 14. maddesiyle belediyenin görev ve sorumlulukları arasında sayılan hizmetlere yönelik olarak temizlik işleri hizmet alımı ihalesi gerçekleştirildiği, 2009 yılına ilişkin Sayıştay Raporu ve İçişleri Bakanlığı kararında da belirtildiği gibi, Belediyenin nakit mevcutlarının bu ihale kapsamında ödenmesi gereken hakediş tutarlarını karşılamada yetersiz kaldığı, hakediş bedellerinin belediye gelirlerinin ve nakit mevcudunun yeterli olmaması nedeniyle tam olarak ödenemediği, ödemelerde oluşan gecikmeler nedeniyle konunun dava konusu edildiği ve ödenmesi gereken giderlerin mahkeme kararına dayandığı, ayrıca alacaklı şirketle belediye arasında akdedilen protokol sonucu çeşitli mahkeme kararlarıyla hükmolunan tutarlardan da indirime gidilerek ödenecek tutarın belirlendiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, dilekçi talebinin kabulü ile 400 sayılı İlam’ın 1. maddesiyle 1.800.000,00 TL’ye ilişkin olarak verilen tazmin hükmünün KALDIRILMASINA,
Karar verildiği 02.12.2014 tarih ve 39717 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.